“Güneş gibi, deniz gibi ol”

Bursa 2 Aralık 2016 11:27
Videoyu Aç “Güneş gibi, deniz gibi ol”
A
a

​Tüm dünya büyük bir kaosun, kocaman bir çirkinlikler denizinin içinde boğuluyor son yıllarda… Savaşlar, din adı altında katliamlar, denize cesedi vurmuş çocuklar, ırkçı söylemlerle yapılan kıyımlar… Artık çivisini iyice çıkardığımız gezegenin, sevgiye, hoşgörüye ve barışa ihtiyacı var… 2-9 Aralık Mevlana Haftası sebebiyle sizler için bir yazı tertipledik.

Cömertlik ve yardım etme konusunda akarsu gibi ol
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
Tevazu ve alçak gönüllükte toprak gibi ol
Hoşgörülülükte deniz gibi ol
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol





Tüm dünya büyük bir kaosun, kocaman bir çirkinlikler denizinin içinde boğuluyor son yıllarda… Savaşlar, din adı altında katliamlar, denize cesedi vurmuş çocuklar, ırkçı söylemlerle yapılan kıyımlar… Artık çivisini iyice çıkardığımız gezegenin, sevgiye, hoşgörüye ve barışa ihtiyacı var… Bu dilek ve düşünceler doğrultusunda, 2-9 Aralık Mevlana Haftası sebebiyle sizler için bir yazı tertipledik. Hoşgörü ve barışın sembolü Mevlana’nın o derin düşünce kurgusu, hoşgörü ve insan merkezli anlayışını bir kez daha mercek altına almak istedik…





Kimdir Mevlana Celaleddin Rumi?

Mevlana Celaleddin Rumi, yüzyıllarca süregelen bir hoşgörünün öncüsüdür ve din bilginidir. Asıl ismi Muhammed Celaleddin’dir. Mevlana ismi efendimiz anlamına gelmektedir. Mevlana’nın Rumi olarak bilinmesi geçmiş yüzyıllarda diyarı Rum olan Anadolu’nun vilayetinden Konya’da uzun süre ikamet etmesidir. Hayatının uzun bir bölümünü orada geçirmiştir ve türbesi de Konya’dadır.  Tasavvufta Mevlevî yolunun öncüsüdür. Mevlana portresini ve Mevlana Türbesi’ni ilk defa yaptıran Prenses Gürcü Hatun ile yakın dosttur. Bilinen tek Mevlânâ portresinin ve Mevlânâ türbelerinin ortaya çıkışı bu şekilde olmuştur.


KÖKENİ TARTIŞMALI
Mevlana 30 Eylül 1207 tarihinde Horasan'ın Belh bölgesinde, Afganistan sınırları içinde kalan Vahş kasabasında doğmuştur. Annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmşahlar hanedanından Fars Prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan’dır. Babası, "Âlimlerin Sultanı" unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî’dir. Babasına Sultânü'l-Ulemâ unvanının verilmesini kaynaklar Türk gelenekleri ile açıklamaktadır. Etnik kökeni tartışmalı olup; Fars, Tacik veya Türk olduğu yönünde görüşler mevcuttur. Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled'in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya'ya gelen Seyyid Burhaneddin'in mânevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl ona hizmet etmiştir.


1273 YILINDA VEFAT ETTİ
Mevlânâ, yazdığı Mesnevî adlı eserinde kendi adını Muhammed bin Muhammed bin Hüseyin el-Belhî şeklinde vermiştir. Burada yer alan Muhammed isimleri baba ve dedesinin ismi, Belhî ise doğduğu şehir olan Belh'e nispettir. Lakabı Celâleddin’dir. “Efendimiz” anlamındaki “Mevlânâ” unvanı onu yüceltmek maksadıyla söylenmiştir. Bir diğer lakabı olan Hudâvendigâr ise Mevlânâ'ya babası tarafından takılmıştır ve "sultan" manasına gelmektedir. Mevlânâ, doğduğu kente nispetle Belhî şeklinde anıldığı gibi hayatını sürdürdüğü Anadolu'ya nispetle kendisine Rûmî de denmektedir. Ayrıca müderrisliği nedeniyle Molla Hünkâr ve Mollâ-yı Rûm olarak da anılmaktaydı. 17 Aralık 1273 yılında vefat etmiştir.



Mevlevilik hakkında…


Mevlevilik, 13. yüzyılda yaşamış Mevlana Celaleddin Rumi’nin görüşleri ve tasavvufî düşünceleri üzerine, kendisinin ölümünün ardından gelişen tarikat düşüncesidir. Mevlana bir tarikat kurmamış olsa da bunun temellerini attı. Dostlarıyla birlikte sohbet toplantıları düzenler, bu toplantılarda dini konuşmalar yapılır, müzik dinlenir, sema yapılır ve zikredilirdi. Zamanla Mevlana'nın fikirleri yayıldı ve toplantılarına katılmak isteyenlerin sayısı arttı. Bu kişilerin bazıları İran ve Arabistan gibi yabancı ülkelerden geliyorlardı. Mevlana, toplantılara düzen vermek için bazı kurallar koydu. Bu düzen, Mevlevilik tarikatı ritüellerinin kökenini oluşturacaktı. Gönül dostu Şems'i kaybettikten sonra Mesnevi'yi yazdırır. Oğlu Sultan Veled, talebesi Hüsamettin Çelebi ve ardından gelenler bunu geliştirip, önce Anadolu'ya daha sonra da diğer yörelere yaymışlardır. Mevlana'nın torunlarından biri de Kütahya'da Dönenler Camii'nde yatmaktadır.


SEMA AYİNLERİ YAPILIRDI
Mevlana'nın oğlu Sultan Veled postnişin (şeyh) olduktan sonra bir tarikat merkezi (tekke) inşa edildi. Bu tekkede Kur'an ve Mesnevi okunuyordu. Böylece Mevlevilik, sufi tarikatlardan biri haline geldi. Mevlana'nın, yakınları ve dostlarının defnedilmiş olduğu Konya'daki Yeşil Kubbe (Kubbe-i Hadra), tarikatın manevi merkezi halini aldı. Bugün de pek çok Müslüman bu türbeyi ve yanındaki tekkeyi ziyaret etmektedir. Mevleviliğinin başlangıcında sema ayini, dervişlerin vecde gelmesiyle başlıyordu. Ulu Arif Çelebi zamanında semadan önce Kur'an ve gazeller okunmaya başladı. Sema ayini Mukabele denilen günümüzdeki şeklini 15. yüzyılda Pir Adil Çelebi zamanında aldı.




YELEKLER ÖPÜLEREK GİYİLİRDİ

Mevleviliğin gelişmiş bir adap ve kural sistemi vardır. Misal, ortak tabaktan yemek yeniyorsa kaşığın bir tarafı ile yemek alınır, diğer tarafı ile yemek yenir. Kaşığın ağza değen kısmının yemeğe değmemesine özen gösterilir. Ayrıca âlemdeki tüm varlıkların Allah'ın birer parçaları olduğu varsayılarak onlara değer verilirdi. Örneğin; kaşık öpülerek yemeğe başlanır, sırtlarına giydikleri yelekler öpülerek giyilirdi. Mevlevilikte de diğer tarikatlarda olduğu gibi yün giyilir, bu da maddi ve özellikle manevi fakirliğin bir gösteriliş şeklidir.
ÖNEMİ VE YERİ BÜYÜK
Mevlânâ’nın tasavvufu, sırf mistik ve idealist bir tasavvuf olmayıp mahdut varlıktan, ferdiyetten ve ferdi ihtiraslardan tamamiyle sıyrılmak ve halka, topluluğa yayılmak sûretiyle tecelli eden ve sosyal hayatta sınırsız bir sevgi, insanî bir görüş ve mutlak bir birlik halinde, moral sahadaysa herkesin kendisini, bir kâmile uymak suretiyle ıslâhı ve umumî olarak hayra, güzele ve iyiye doğru bir gidiş, insanî bir terbiye halinde tezahür eden ve böylece de realitede amelî karaktere sahip olan bir tasavvuftur. İslam felsefesi olarak da bilinen tasavvufta Mevlana ve Mevleviliğin önemi büyüktür. Mevlevilik insan odaklı olup hoşgörüye, güzele ve ihlasa yöneliktir, pes etme yoktur, pişman olma ve affetme vardır.

Sema Ayini ve ritüelleri nelerdir?
Semâ, Türk tarihinin geleneklerinden ve inançlarının bir parçası olup Hz. Mevlânâ (1207-1273) ilhâmiyle oluşmuş ve gelişmiştir. Kemâle doğru manevî bir yolculuğu, bir gidiş-gelişi temsil eder. Semahanelerde neyzen, kudümzen, naathan, ayinhanlar ‘Mutrıp’ adı verilen müzik grubunu oluştururlar. Mevlevihanelerde, sema mukabelesi sırasında bu müzik grubunun çalıp söylediği, mevlevi bestekârlarca semaya eşlik amacıyla bestelenmiş eserlere Mevlevi ayinleri denir. Bu müzik, Türk Musiki tarihi açısından çok önemli bir fonksiyon üstlendiği gibi dünyada SUFİ müzik tarzının özelliklerini iyi korumuş beste ve icra fonudur. Semahaneye girişin tam karşısında Şeyh Postu bulunur. Post ile giriş arasında olduğu var sayılan "Hatt-ı İstiva" denilen kutsal çizgi semahaneyi iki yarım daireyi böler ve semazenler bu görünmez çizgiye basmadan ve sırt çevirmeden karşıya geçerler. Kırmızı renkli post en büyük manevi makamdır, rengi ile doğuşu ve var oluşu temsil eder. Mutrıp ve semazenler Şeyp Postunu selamladıktan sonra yerlerini alırlar ve Semâ Töreni başlar.
 
Semâ 7 bölümdür. Her bölümünün ayrı bir manası vardır. Var olmanın temel şartı dönmektir. Varlıklar arasındaki müşterek benzerlik, en ufak zerreden en uzak yıldızlara kadar her birinin bünyesini teşkil eden atomlarındaki elektron ve protonların dönmesidir. Her şeyin döndüğü gibi, insanın da bünyesini teşkil eden atomlardaki mevcut dönmelerle, vücudundaki kanın dönmesiyle, topraktan gelip toprağa dönmesiyle, dünya ile beraber dönmesiyle tabii ve şuursuz olarak döner. Ancak insanı öbür varlıklardan farklı ve üstün kılan şey aklıdır. İşte, dönen Semâzen varlıkların müşterek hareketine, semâıyla beraber aklı da iştirak ettirir.


BİLGİN BİR DİN ADAMIYDI
Semâ, kulun hakikate yok oluşu ve olgunluğa ermiş, kâmil bir insan olarak tekrar kulluğuna dönüşüdür. Bütün varlığa, bütün yaratılanlara yeni bir ruhla, sevgi için hizmet için dönüşüdür. Semâzen hırkasını çıkarmakta, manen, ebedî âleme, haikate doğar, orada yol alır. Başındaki sikkesi (nefsinin mezar taşı), üstündeki tennuresi (nefsinin kefenidir). Kollarını çapraz bağlayarak, görünüşte BİR rakamını temsil eden, böylece Allah'ın birliğini tasdik eden Semâzen, Semâ ederken, kolları açık, sağ eli dua edercesine göklere, Hak gözüyle baktığı sol eli yere dönüktür. Hakk'tan aldığı ihsanı, halka saçmasıdır. Sağdan sola kalbin etrafında dönerek, bütün insanları, bütün yaratılmışları, bütün kalbiyle sevgi ve aşkla kucaklayışıdır. Mevlana tüm insanlık tarafından hayranlık duyulmuş, beğenilmiş bir gönül adamıydı. Hoşgörüsü sınırsız, bağışlayan, seven Büyük Türk şairi, mutasavvıf, bilgin din adamıydı. 66 yaşında Konya’ da vefat eden Mevlana’ nın ölüm anına Şeb-I Arus ( düğün gecesi) denilmektedir.
Başta da yazdığımız gibi kan gölüne çevirdiğimiz dünyamızda bugün onun öğütlerine ve hoşgörüsüne çok daha fazla ihtiyacımız var. Mevlana’nın yaşam felsefesini ve dünya görüşünü önce kendi ruhumuzda sonra da bütün dünyada yaşayabilmek ve yaşatabilmek adına onun öğütlerinden birkaç güzel sözle bitirelim yazımızı…

-Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters.

-Yaşadığın dünyaya bak; Yüce Tanrı, hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edesin?

-İnsanları tanımak için tüm gücünüzü verin, ama tüm sevginizi vermeyin. Çünkü onları tanımaya başladıkça verdiğiniz sevgiye acıyacaksınız.
-Bencillik gözüne takılmış ayna gibidir.O gözler nereye bakarsa baksın kendinden başka birini görmez.
-Her şeye canını sıkma ey gönül, ne bu dertler kalıcı, ne de bu ömür.

 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat