Babamın Kanatları: Tuğlalarına kan bulaşmış inşaatlar

11 Aralık 2016 21:49
A
a
Günde üç işçi iş kazalarında ölüyor bu ülkede. Ne korkunç değil mi.
Türkiye, işçi ölümlerinde Dünya’da üçüncü Avrupa’da birinci. Ekmeğin aslanın değil ölümün ağzında olduğu duygusunu yaşıyor işçiler ve aileleri.
Kader mi peki? Fıtrat mı peki? Değil elbette.
İşçilerin yaşamını şu vicdansız rant düzenine çaldırması, ailelerinin çektiği ıstırap kimin umurunda?
Yönetmen Kıvanç Sezer umursamış:
“2010 yılında bir gazetede okuduğum Ömer Çetin isminde Edebiyat öğrencisi bir gencin İstanbul’da bir okul inşaatında çalışırken öldüğü haberi beni etkilemişti. Bunun üzerine ne yapılabilir diye düşünmek iki yıl kadar bir süre aldı. O arada Nâzım Hikmet Akademisi’nde Özcan Alper atölyesine katılıyordum. O geçen iki yılda bundan bir uzun metraj film yapabilir miyim acaba düşüncesiyle beraber böyle bir hikâye yazdım.’’
O hikâye ‘’Babamın Kanatları’’ filmine dönüşmüş.
Filmin başrollerinde Menderes Samancılar, Musab Ekici, Kübra Kip ve Tansel Öngel var.
***********************
Başka Sinema’nın katkısıyla Konak Kültür Merkezi’nde izlediğim ‘’Babamın Kanatları’’ sinema sanatının yüzünü ağartan bir film. İlk gösterimini Çek Cumhuriyeti'nde Karlovy Vary Film Festivali'nde yapan 'Babamın Kanatları', Adana Film Festivali’nde SİYAD 'En İyi Film' ödülü dâhil, toplamda 7 ödül birden almıştı.
“Babamın Kanatları’’, Bursa’da ki AVM’lerde, konforlu koltuklara gömülüp patlamış mısır yiyerek izleyemeyeceğiniz bir film; çünkü gişe kaygısıyla değil insan kalma kaygısıyla çekilmiş, insan onurunun paradan daha değerli oluşu üstüne yapılmış bir film.
“Babamın Kanatları’’, sanatın insanı vicdanlı, akıllı ve iyi kılması gerektiğine inanan toplumcu sanat anlayışının filmi. Kıvanç Sezer’in de vurguladığı gibi sinemaya giden insan sinemadan çıkınca gelişmişse amaca ulaşılmıştır.
 
Beton cam çelik ormanı
 
 
Film inşaat işçilerinin hangi ölümcül koşullarda bina yaptıklarını; ruhlarının nasıl yağmalandığını; inşaat şirketlerince nasıl sömürüldüklerini; sigortasız,  taşeron firmalarda ücretlerini alamayarak köle gibi acımasızca nasıl çalıştırıldıkları gerçeğini taşıyor beyaz perdeye.
****************
Filmi bir emek şehrinde izlemek beni derinden etkiledi.
Bursa’da mahalle kültürü, komşuluk ilişkileri, sokak sıcaklığı yok oluyor. Toplu konutlar, gökdelenler, plazalar, siteler, AVM’ler yaygınlaşıyor.
O beton, cam, çelik barbarlığında insanları incecik duvarlar ayırıyor; yalnızlaştırıyor.
Peki ya o inşaatlarda çalışan işçiler; onların emeği, alın teri, kanı?
Odalarımızda, bürolarımızda, rezidanslarımızda sıcak çayımızı içer, manzarayı seyreder, konforun keyfini sürerken bedelinin ne olduğunu düşünüyor muyuz?
O işçiler o inşatlarda asla oturamıyor, yaptıklarına yabancılaşıyorlar.
*****************************
Kıvanç Sezer’e bırakayım sözü:
‘’İçinde yaşadığınız binaları yapan insanlar var. Ve bu insanlar bu bina yapılırken burada yaşıyordu bir hayat vardı yani ve siz bunun hiç farkında değilsiniz. Belki bu tuğlaların arasına kan sızdı. Bu sıvanın içinde belki bir işçinin kanı var. Bunun üzerine hiç düşündünüz mü, düşünmeye değmez mi?” demek istiyorum aslında.’’
 
 
Sanat insana umut aşılamalı
 
Peki, filmin konusu nedir?
İbrahim, ciddi bir hastalığa yakalandığını öğrenen bir inşaat işçisidir. Hayatındaki en kıymetli değer uzaklarda yaşayan ailesidir. Yeğeni Yusuf ise işinde yükselip sınıf atlamaya çabalayan genç bir işçidir. Amcasını anlamaktan uzaktır.
İbrahim'in çalıştığı toplu konut şantiyesinde şartlar gitgide zorlaşırken her geçen gün zihninde aynı soru döner durur; arkasında ailesine ne bırakacaktır, yaşam mı, ölüm mü?
**************
Film sömürüyü, betonlaşan şehirleri ve ruhları, paranın egemenliğinde çirkinleşen hayatı, devasa bir beton çam çelik ormanına dönüşen kentlerde yitirilen masumiyeti ama bütün bunlara karşın insan onurunun ölmediğini, insandan umut kesilemeyeceğini vurguluyordu.
Film bitince yönetmen Kıvanç Sezer soru yağmuruna tutuldu ve her soruya akıcı bir dille, dolu dolu yanıtlar verdi.
Böylesine güzel bir filmin sadece 15 kopya olarak vizyona girmesi sinemamızın çürümüşlüğünün kanıtı; anlamın yerini kâr almış.
********************
Filmden çıktım, öğretmen lokalinde ıhlamur, adaçayı ve tarçından oluşan o harika kallavi çayımı içtim;  FSM metro istasyonuna ayazın içinde yürüyordum ama kalbim kor gibiydi, dudaklarımda bir gülümseyiş, ruhum üşümüyordu.
Film bana umut verdi; sanat bir oyun değildir, mesajı olmayan hiçbir film, fotoğraf, roman, şiir insana değer katmaz.
Kıvanç Sezer, Yılmaz Güney’in yolunda ilerlerken, Ken Loach, Mecid Mecidi gibi sinemacılardan besleniyor ve insanı anlatıyor, hayatın anlamını insanda buluyor.
******************************
“Babamın Kanatları’’nı mutlaka izleyin; insan onurundan kanatlarınız olsun ki alçak kapitalizmin bataklığına çakılmayın.
 
1000
icon
Hikmet alb 12 Aralık 2016 11:08

Emeğe saygı göstermek insan olduğunu belirten herkesin allah katında sevabı çoktur yaptığı iş ne olursa olsun eğer iyi yapıyorsa onu hor görmemeli alın teri kurumadan hakkı olan şeyi ona vermelidir DEVLET DE ÇALIŞAN BU VATANDAŞININ HAKLARINI KORUMALIDIR SOSYAL DEVLET OLMASI GEREKMEZ YETER Kİ İNSANLARINA SAYGI GÖSTERSİN

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat