Bursa Adliyesi’nde büyük FETÖ ve rüşvet soruşturması!

11 Ocak 2018 21:55
A
a
“Hava kurşun gibi ağır!!
Bağır
        bağır
                bağır
                        bağırıyorum.
Koşun
         kurşun
                erit-
                    -meğe
                            çağırıyorum...
 
O diyor ki bana:
— Sen kendi sesinle kül olursun ey!
                                                Kerem
                                                     gibi
                                                          yana
                                                                yana...
 
«Deeeert
             çok,
                 hemdert
                         yok»
Yürek-
        -lerin
kulak-
        -ları
              sağır...
Hava kurşun gibi ağır...
 
Ben diyorum ki ona:
— Kül olayım
                   Kerem
                        gibi
                              yana
                                    yana.
Ben yanmasam
                  sen yanmasan
                             biz yanmasak,
                             nasıl
                                   çıkar
                                          karan-
                                                  -lıklar
                                                      aydın-
                                                              -lığa..”
 
Önceki gün yine gittiğim Bursa Adliyesi’nde hava kurşun gibi ağırdı.
 
Anlatılmaz, ancak yaşanır, koridorlar boş ve sessiz, pencerelerin kenarlarına tünemiş puhu kuşları ürkek ve durgundu.
 
Bursa 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki Difenbahya bitkisinin beyaz, kalın bir kurdeleyle bağlanmış talihsiz yaprakları bile artık ağlamayı kesmiş, korku ve endişe içinde bakıyorlardı dört bir yana.
 
Duruşma saatim olan 9.20 vakti çoktan geçtiği halde Hakim Mete Eser yerini almamıştı hâlâ.
 
Dışarı çıkıp beklemeye koyuldum.
 
Daha sonra öğrenecektim “davaları erteleyerek yaklaşık 2 saat boyunca mahkemenin Yazı İşleri Müdürü Fahrettin Örnek’le odasında özel toplantı yaptığını”.
 
O Fahrettin Örnek ki, yaklaşık 2 yıl kadar Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nun savcılığını yapan ve bu sürede FETÖ örgütünü inceleyip, iddianame hazırlayan Cumhuriyet Savcısı İbrahim Karakaş’la birlikte çalışmıştı.
 
Duruşma salonuna geldiğinde yüzü kömür gibi kara ve asıktı Hakim Mete Eser’in.
 
Belli ki yazı işleri müdürünün ifadesinde neler anlattığını anlamaya çalışmıştı?
 
Hayret ki bu kez beraat kararı verdi hakkımda Cüneyt Dizdar’ın yaptığı bir şikayet üzerine.
 
“Bu kez isabet buyurdunuz efendim” dedim.
 
“Olayı şahsileştirmeyelim” Mehmet Ali Bey yanıtını verdi.
 
Oysa Bursa Adliyesi’nde yürüyen her şey o kadar şahsi ilerliyordu ki son zamanlarda…


 
Nitekim Cumhuriyet Başsavcısı Uğurhan Kuş’un o olağanüstü muhteşem çalışması sonucu, geçmişte oluşan tüm cerahatler pek yakında tümden temizlenip, bedenin kangren olan FETÖ kolu artık sağlığına kavuşturulacak gibi görünüyor.
 
Mahkemeye yapılan bir talebin altına bir “Cumhuriyet Başsavcısı’nın imza atması” şimdiye dek görülmüş, duyulmuş şey değildi Bursa’da.
 
Ya yardımcıları görevlendirilir ya da vazife verdiği deneyimli bir Cumhuriyet Savcısına yaptırılırdı böylesi bir iş.
 
At nalı gibi eşşek kadar imzasını bastı Bursa 8‘nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne hitaben yazdığı yazının altına Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Uğurhan Kuş.
 
FETÖ’den tutukluyken sonradan garip bir şekilde salıverilen Feridun KAHRAMAN…


 
Emin AKÇA…


 
Şakir UMUTKAN…
 
Ki, bunların üçü de İbrahim Burkay’ı BTSO başkanlığına seçtiren ve onun yönetim kurulu üyesi olan insanlardı…
 
Ve…
 
Hilmi Gülcemal’in yeniden tutuklanmalarını istedi!..


 
Hilmi Gülcemal de ekibin “oynak başıydı”, İbrahim Burkay bunun tam 10 yıl boyunca “dış ticaret müdürlüğünü” yapmış, ardından kendisine yeni bir vazife verilerek FETÖ’nün açık desteğiyle BTSO’nun başına getirilmişti!
 
Bu son hareketiyle Bursa Adliyesi’nde hala var oldukları dillendirilen kripto 30-40 kadar savcı ve hakime “Hiç acımam, hepinizin kulağını çekerim” mesajını vermişti Başsavcı Uğurhan Kuş!
 
Adalet dünyasında şimdiye kadar görülmüş, duyulmuş bir şey değildi bu durum.
 
Bu dört ismin yeniden tutuklanmasını talep ettiği 47 sayfalık ek iddianamenin 45’nci sayfasında yazarınızın aylardan beri buradan anlatmaya çalıştıklarına atfen aynen şöyle deniyordu:
 
“Yukarıda izah edildiği üzere sanıklar Emin AKÇA, Hilmi GÜLCEMAL, Feridun KAHRAMAN, Şakir Umutkan’ın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üst düzey elemanlarından olup, daimi mütevelli heyet üyesi oldukları, devamlı surette mütevelli toplantılarına katıldıkları, ayrıca örgütün vakıf, dernek, okul gibi kurumlarında mütevelli heyet üyeliği, yönetim kurulu üyeliği gibi görevlerde bulundukları, örgütün iş adamları için kurduğu ve iş dünyasında etkin olan BUGİAD Derneği üyesi oldukları, haklarında örgütün üst düzey militanı oldukları ve örgüte yüklü miktarda finans sağladıkları yönünde bir çok beyan bulunduğu, örgüt lideriyle görüşmek amacıyla Amerika’ya gittikleri, üyesi oldukları BTSO’nun 2015 seçimlerinde örgütsel tavır takındıkları, BTSO’daki ağırlıklarını kullanarak BTSO imkanlarını örgütün menfaatleri doğrultusunda kullanmaya çalıştıkları, örgüte ait vakıf dernek ve şirketlerde çeşitli görevler aldıkları, örgüte ait üst düzey yönetici ve imamlar ile gerek yurt içi, gerekse yurt dışı bir çok geziye katıldıkları, örgütün finans ayağını koordine ettikleri, yatırımlarını yönlendirdikleri, değişik sivil toplum örgütleri ve meslek grupları içerisinde örgüt adına faaliyette bulundukları…”
 
Hey yavrum hey!
 
Bunları ben uydurmuyorum Mete bey, bizzat Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Uğurhan Kuş söylüyor!
 
“Bunlar BTSO seçimlerinde ileride maddi kaynaklarını örgüt adına kullanabilmek için İbrahim Burkay’ı oranın başına koydular” diyor açıkça!
 
Duruşmalarda ifade veren gizli ve açık pek çok tanık da aynen bunları söylüyor!
 
Bir kurumda başkanın haberi ve onayı olmadan tek taş oynar mı?
 
İbrahim Burkay’ı bunların dışında tutmak, cep telefonunda ByLock çıkan abisi Mehmet Burkay’ı görmemek olur mu?
 
Nerede mi hâlâ odanın parasıyla gezip safa süren İbrahim Burkay şu anda?
 
Al-man-ya-da fuar gezip, yine birilerini eğlendiriyor!
 
Hayırlısıyla bir dönsün bakalım mevlam ne eyler; ne eylerse güzel eyler!
 
Bunların şirketleri de incelenmeli, gerekirse el konulmalı.
 
Yazımın başında “Bursa 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Mete Eser’in, mahkemesinin yazı işleri müdürü Fahrettin Örnek’le birlikte odasından 2 saat dışarı çıkmadığını” anlatmış, “Örnek’in daha önce FETÖ soruşturmasından sorumlu Cumhuriyet Savcısı İbrahim Karataş’ın yardımcılığını yaptığını” söylemiştim.
 
Ne yapmış Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Uğurhan Kuş biliyor musunuz?
 
Başlattığı yeni soruşturma kapsamında Fahrettin Örnek’in ifadesini de aldırmış!
 
Vay vay vay!
 
Vay ki ne vay!
 
Adliyeye gidip gelen avukatlar, tepsi tepsi baklavalar, kumaş rulolarının içinde gönderildiği iddia edilen milyon milyon dolarlar bu büyük oyunun başrollerinde…
 
Biliyorsunuz, “Bursa’daki bu tahliye olaylarında ucu Ankara’ya dek dayanan 170 milyon liralık bir “rüşvet zincirinden” söz edilmiş, “işin içinde polisinden savcısına, hakiminden gazetecisine dek pek çok insanın yer aldığı” anlatılmıştı.
 
Fahrettin Örnek’in verdiği ifade, cerahate ilk neşteri atacak türden.
 
Hadi gelin birlikte okuyalım: 
 
 
T.C.  BURSA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI
 
Terör ve Örgütlü Suçları Soruşturma Bürosu
Soruşturma No 2017/977***
 
TANIK İFADE TUTANAĞI
 
Tanık FAHRETTİN ÖRNEK; Dursun oğlu Sevim'den olma 286****** T.C. Kimlik numaralı, Oltu 15/07/1985 doğumlu, Z. Mah. K. Sok. No:18 K:3 D:5 Gürsu/ BURSA adresinde ikamet eder.
 
Telefon Numarası: 0533 …..
 
Tanığa CMK’nın 53. maddesi gereği, dinlenmeden önce, gerçeği söylemesinin önemi, gerçeği söylememesi halinde yalan tanıklık suçundan dolayı cezalandırılacağı, doğruyu söyleyeceği hususunda yemin edeceği anlatıldı.
 
Tanığa şüpheli ile CMK'nın 45/1. maddesi kapsamında akrabalık bağı varsa tanıklıktan çekinebileceği, CMK'nın 48. maddesi gereğince de kendisi veya yakınları aleyhine olan sorulara cevap vermeyebileceği bildirildi.
 
Tanığın tanıklığa engel halinin olmadığı tespit edilmekle, usulen yemini yaptırılarak Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı gizli tanık odasında ifade alma işlemine geçilmek suretiyle bilgi ve görgüsü soruldu:
 
Yukarıdaki kimlik bilgileri bana aittir. Ben 2009 yılının Eylül ayında Bursa Adliyesi'nde zabıt katibi olarak görev yaptım. Bursa 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nde 5 yıl görev yaptıktan sonra savcılık katipliğine geçtim. Müracaat Savcılığı, Hazırlık Bürosunda çalıştıktan sonra 2015 yılının Nisan ayında Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu'na geçtim. Burada Cumhuriyet Savcısı İbrahim KARAKAŞ ile çalışmaya başladım. 2017 yılının Temmuz ayına kadar bu büroda çalıştıktan sonra Bursa 10. Ağır Ceza Mahkemesi'ne müdür olarak geçiş yaptım. Bu mahkemede yaklaşık 2 ay çalıştıktan sonra da kendi isteğimle dilekçe vermek suretiyle Bursa 2. Asliye Ceza Mahkemesinde yazı işleri müdürü olarak görev yapmaya başladım ve halen buradaki görevimi sürdürmekteyim. Bursa Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunda 15 Temmuz 2016 darbe girişimine kadar savcı bey ile tek katip çalıştım. Bu süreçte iş yoğunluğunun artması sebebiyle darbe girişiminden 2-3 ay kadar sonra Leyla ÇUBUK isimli ve şu anda Bursa İstinaf Mahkemesinde görev yapmakta olan zabıt katibi geldi. Leyla ÇUBUK ile de yaklaşık 6-7 ay kadar birlikte çalıştık.
 
Soruşturma konusu olay anlatıldı. Konu hakkındaki bilgi ve görgüsü soruldu:
 
Birlikte çalıştık. Bu süreçte büroda FETÖ/PDY soruşturmalarına biz bakmaktaydık. Örgüt ile ilgili olarak ilkin SGK, sonrasında bir takım polis memurları, İzgün A.Ş. ve Necati UYSAL olarak bilinen dosyaların soruşturmalarını gerçekleştirdik. 2015 yılında da örgüte ait Uludağ Eğitim Kültür Vakfı ve 2015/11401 numaralı ana dosya kapsamında iş adamlarının da aralarında bulunduğu şüphelilere yurt dışı yasağı koyduk. Akabinde ise 15 Temmuz olayları gerçekleşti. Darbe girişiminden yaklaşık 10-15 gün sonra iş adamları, örgüt imamları ve bürokratlara yönelik operasyon gerçekleştirdik. Yaklaşık 100-150 civarında gözaltı kararı verildi ve bu kişilerin bir çoğu gözaltına alındı. Bu kişiler gözaltındayken hafta sonuna denk gelen bir zamanda Muzaffer ÇİLEK isimli şüpheli adliyeye getirildi. Şüphelinin ifadesi alındıktan sonra mahkemeye sevk edilmeksizin serbest bırakıldı. Muzaffer ÇİLEK'ten sonra Celal SÖNMEZ ve çocukları adliyeye getirildi. Bu şahısların gelişi de hafta sonu idi. Getirilen şahıslardan yalnızca Celal SÖNMEZ'in ifadesini aldık.
 
Fakat çocuklarının ifadesi alınmadı. Celal SÖNMEZ ve çocukları da mahkemeye sevk edilmeksizin savcılıkça serbest bırakıldı. Belirtmiş olduğum operasyon kapsamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Bursa il yapılanmasında görevli hocalar ve imamları da gözaltına alınmıştı. İş adamları gözaltındayken örgüt imamları adliyeye çıkarıldı. Fakat bu şahıslar öncelikli olarak gözaltında bulunan iş adamlarının ifade ve teşhis işlemlerinin yapılması, daha sonra ise adliyeye getirilen örgüt imamlarına bu ifadede belirtilen hususların sorulması gerektiği gözetilerek tekrar Emniyete gönderilmişti. Belirtmiş olduğum olayın akabinde gözaltında bulunan iş adamları Adliyeye getirildi. Bu şahısların bir kısmı tutuklandı. Bir kısmı Sulh Ceza Hakimliğince adli kontrol altına alınarak serbest bırakıldı, bir kısmı ise savcılıkça serbest bırakıldı. Savcılıkça serbest bırakılanlar hatırladığım kadarıyla Osman YILDIZ, Alim YÜCEL, İlhan TURAN, İlhan SARI, Mehmet IŞIK, Abit DANIŞMAN isimli kişilerdi. Tutuklanan şahıslar cezaevine gönderildikten sonra 2015/11401 numaralı dosya ve vakıf dosyasında bulunan şüphelilerin mal varlığına tedbir koyulması için Sulh Ceza Hakimliği'ne talepte bulunuldu. Tedbir kararını verdikten sonra, tedbir kararı verilen şahıslar özellikle bankada yaşamış oldukları problemler nedeniyle yaşamış oldukları sorunları aşabilmek maksadıyla bize gelirlerdi. Biz de normal prosedür üzerine kişinin mal varlığı tedbirine ilişkin açıklamanın bulunduğu belgeyi verirdik. Bu açıklamadan kasıt ise, şahısların banka hesaplarında tedbir bulunmadığı gibi verilen kararı ilgili kurum ve kuruluşlara açıklayıcı nitelikte bilgi idi.
 
2016 yılının 9.ayında cezaevinde bulunan Namık Ziya MESCİOĞLU ve Mustafa ÖZDEMİR'in ifadesinin alınması için Cumhuriyet Savcısı İbrahim KARAKAŞ müzekkere yazmamı istedi. İlgili müzekkereyi yazarak şüphelilerin adliyeye gelmesini sağladık. Ardından ilgili şahısların ifadelerini aldık. Bu şahıslar bildiği hususları savcılık ile paylaşmak istediklerini söylediler. Ardından Cumhuriyet Savcısı İbrahim KARAKAŞ bu şahısların tahliyesi için Sulh Ceza Hakimliği'nden talepte bulundu. Tahliye talebini değerlendiren Sulh Ceza Hakimi ilgili dosyaları kendisine götürdüğümde bana niçin re'sen tahliye yapmadığımızı sordu. Ben de bu hususu savcı İbrahim beye sorduğumda itirafçıların tahliye olmasının diğer şahısların da bilgi vereceğini ve itirafçılardan bilgi alacağımızı söyledi. Bu şahıslar cezaevinden çıktıktan sonra da birkaç kez ifade aldık. Mustafa ÖZDEMİR ve Namık Ziya MESCİOĞLU serbest kaldıktan sonra ifade vermeye geldiklerinde bal ve baklava gibi hediyeler getirirlerdi. Bu hediyeler de büro içerisinde dağıtıldı.
 
Namık Ziya MESCİOĞLU'nun avukatı kendi yanında çalışan bir bayandı. Bu şahsın ismini hatırlamıyorum. Fakat görsem tanıyabilirim. Mustafa ÖZDEMİR'in avukatı ise Birkan ÖZEY isimli şahıstı. Birkan ÖZEY adliyeye çok yoğun bir şekilde gelip giderdi. Her geldiğinde İbrahim KARAKAŞ ile de görüşürlerdi. Bazen avukatı, bazen de 2-3 kişi ile birlikte gelirdi. Yanında bulunan şahısların kim olduğu hakkında bir bilgim bulunmamaktadır. Bu şahıslar geldiklerinde odada ne konuşulduğu hakkında da bir bilgim bulunmamaktadır. Çünkü savcı beyin yanına misafir geldiğinde ben de sigara içmek için çıkardım.
 
Namık Ziya MESCİOĞLU'nun tahliye edilmesinden yaklaşık 3 ay kadar sonra bu şahsa takipsizlik kararı verildi. Bu şahıs hakkında bilirkişiden de rapor istendi. Bilirkişiden de rapor istenmesine rağmen neden takipsizlik kararı verildiğini anlayamamıştım. Mustafa ÖZDEMİR'e takipsizlik kararı verilip verilmediğini hatırlamıyorum fakat savcı İbrahim beyin Mustafa ÖZDEMİR'e itirafçı olması ve daha ayrıntılı ifade vermesi için ısrarcı olduğunu biliyorum. Benim yanımda da avukatı Birkan ÖZEY'e telkinlerde bulunmuştu. Birkan ÖZEY ise Mustafa ÖZDEMİR'in bir şey bilmediğini söylüyordu. İlgili takipsizlik kararını yazdıktan sonra kararı Emniyete göndererek tahdidin kaldırılmasını istiyordu. Mustafa ÖZDEMİR hakkında darbe teşebbüsünden önce bir ihbar gelmişti. Mustafa ÖZDEMİR'in sahibi olduğu Özlüce'deki Özdemir Baklava isimli iş yerinde mütevelli heyetinin yapıldığı yönünde bir bilgi bulunmaktaydı. Bunun üzerine savcı İbrahim bey yazılı arama kararı verdi. Burada Mustafa ÖZDEMİR'in sorun çıkardığını duyduk. Arama yapıldığı esnada hard disklerin verilmediği ve ayrıca polisler oradayken arkadan 1 çuval evrakın çıkarıldığını duyduk. Fakat daha sonra hard diskler incelendi. Dökümleri yapıldı. 1 çuval evrak hakkında ise herhangi bir şey duymadım.
 
Bu kişiler tahliye olduktan sonra ilerleyen günlerde cezaevinde bulunan diğer şüpheliler ek beyanda bulunmak için dilekçe göndermeye başladılar. Bu talepler dikkate alınarak şüphelilerin ifadelerini cezaevinde almaya başladık. İfade talebi ile genelde şüpheli Feridun KAHRAMAN'ın avukatı Cemil ÖZBİLGİN ve Birkan ÖZEY, Hilmi GÜLCEMAL ve Emin AKÇA'nın ismini hatırlayamadığım Av. Osman ORHAN'ın yanında çalışan avukatı ile yine Av. Osman ORHAN'ın yanında çalışan şahsın akrabası olduğunu ve ismini Veysel olarak bildiğim avukat gelmekteydiler. Bu şahıslar savcı bey ile görüşürlerdi.
 
2016 yılının 10. ayında Feridun KAHRAMAN'ın ifadesini almaya başladık. İfadesine bir defa Cemil ÖZBİLGİN, bir kez Birkan ÖZEY ve Cemil ÖZBİLGİN, yanlış hatırlamıyorsam iki kez de Kezban HATEMİ geldi. Feridun KAHRAMAN normal olarak ifadesini veriyor ve savcı İbrahim bey de Feridun KAHRAMAN'a fotoğraflar gösteriyordu. Bu fotoğraflarda FETÖ/PDY terör örgütü ile ilgisi bulunan çeşitli şahıslar bulunmaktaydı. Feridun KAHRAMAN bu kişilerin teşhislerinde ise bazılarını tanıyor, bazılarını tanımıyordu. Örgüt imamlarından ise daha çok iş yerine gelerek para veya çek alanları tanıyordu. Tanımadığı kişileri savcı İbrahim bey monitörden göstererek "bu adam şu işi yapıyor, şu görevi var" diyordu. Feridun KAHRAMAN şahısları tanımamasına rağmen ifadesine savcı İbrahim bey "onun bu işi yaptığını duydum" şeklinde zapta geçirtiyordu. O anki ortamda Feridun KAHRAMAN'ın tahliye edilmesi için özel bir çaba gösterildiğini düşünüyorum. Savcı İbrahim bey cezaevinden çıktıktan sonra bana bir keresinde "bu kişiler işin örgüt kısmı ile ilgili konuşuyorlar, finans kısmı ile ilgili konuşmuyorlar" demişti. Bunun nedenini sorduğumda ise bana "finansman sağlamak suçu etkin pişmanlık kapsamında değil" demişti. Feridun KAHRAMAN tahliye olmadan önce Kezban HATEMİ yanında yardımcısı ve avukatlar Cemil ÖZBİLGİN, Birkan ÖZEY ve Yasin TÜMBEK ile birlikte savcı İbrahim beyin yanına gelerek görüşme yapmışlardı fakat bu görüşmede ne konuştuklarına dair bir bilgim bulunmamaktadır.
 
Sonrasında cezaevinde Hilmi GÜLCEMAL, Davut TEKİN, Şakir UMUTKAN, Emin AKÇA, Refik ÖZTÜFEKÇİ, Mahmut KESİCİ, Eyüp KARAKUŞ, Ayhan YILMAZ ve Turan BOZTEPE ile hatırlayamadığım bir kısım iş adamlarının ifadeleri alındı. Bu ifadelerin bir kısmına ben diğer bir kısmına ise diğer katip Leyla ÇUBUK katılmıştı. İfadesi alınan şüphelilerin tahliye edilip edilmeyeceği avukatlar yahut şüpheli şahıslar tarafından sorulduğunda "bizim bir komisyonumuz var bu komisyon değerlendirecek ve buradan bir karar çıkacak" diyordu. Çarşamba günleri adliyede gerçekleştirilen toplantılardan sonra savcı İbrahim bey burada oylama yapıldığını ve oylamada çıkan kararı uyguladığını söylemekteydi. Bir keresinde bana toplantıdan sonra Hilmi GÜLCEMAL, Davut TEKİN, Şakir UMUTKAN, Emin AKÇA ve Feridun KAHRAMAN ile ilgili tahliye talebinde bulunalım dedi. Nöbetçi mahkeme Feridun KAHRAMAN haricindeki diğer şahısları tahliye etti. Bunun üzerine savcı bey Feridun KAHRAMAN'ın tahliyesi için itiraz etti.
 
İtiraz üzerine karar ilgili hakimliğe gitti. Bunun üzerine savcı İbrahim KARAKAŞ yanına birkaç kişi ile birlikte ilgili hakimi ziyaret ettiler ve Feridun KAHRAMAN'ın tahliye olması yönünde görüştüler. Savcı bey geldiğinde hakim bey ile görüştüğünü ama tahliye olmayacağını söyledi. Ben de akşam mesai bitimine yakın çıkmak için hazırlanırken mübaşir dosyayı getirdi ve tahliye var dedi. Bunu savcı beye söylediğimde şaşırdı ve ciddi misin? dedi. Şüphelinin avukatları dışarıda bulunmaktaydı. Avukatların içeri gelmesini söyledi ve Feridun KAHRAMAN'ın tahliye edildiğini söyledi.
 
Cezaevinde ifadesi alınan şahıslardan yalnız Davut TEKİN'in tahliye edilmesini normal karşıladım. Diğer şahısları normal karşılamamıştım. Davut TEKİN'in konumu diğer şahıslara göre daha önemsiz olmasına rağmen verdiği bilgiler çok önemliydi. Hatta bu şahıs örgütün para kasasının da ismini vermişti. Bunu savcı beye sorduğumda bana "ben de öyle düşünüyorum, ben de toplantıda Davut TEKİN, Hilmi GÜLCEMAL'in tahliye edilmesi yönünde oy vermiştim" dedi.
 
Tarihini hatırlayamadığım bir gün savcı İbrahim bey beni yanına çağırdı. İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne hitaben bir müzekkere yazdırdı. Bu müzekkerede 7-8 tane iş adamı ilgili FETÖ/PDY üyesi olup olmadıkları yönünde bilgi isteniyordu. Ben neden doğrudan İstihbarata müzekkere yazdığımız yönünde soru sorduğum zaman savcı bey dönemin İstihbarat Şube Müdürü İbrahim KARAKÖSE'nin "sen bana yaz ben cevap veririm" dediğini söyledi. Bu yazıya istihbarat Şube Müdüründen ilgili kişilerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunmadığı yönünde cevap verilmişti. Yazıda ismi geçen kişiler ile ilgili olarak savcı bey dosyaları tefrik etmek ve ayrı ayrı takipsizlik kararı verilmesi yönünde talimat verdi. Ben de bu talimatı yerine getirdim. Hatırladığım kadarıyla bu kişiler Celal SÖNMEZ ve çocukları Muzaffer ÇİLEK, İlhan SARI, İlhan TURAN, Namık Ziya MESCİOĞLU, Osman YILDIZ ve Mehmet IŞIK idi. Verilen takipsizlik kararlarını Emniyete göndererek şahısların üzerlerinde bulunan tahditlerin kaldırılmasını istedik.
 
2015/11401 ve Uludağ Kültür Vakfı’na ilişkin soruşturma dosyaları savcılıkta bulunuyorken cezaevindeki ifade aşamaları da bitti. Savcı İbrahim bey bana bir gün "Fahrettin üzerimde çok baskı var yukarıdan sıkıştırıyorlar, bu dosyaları bir an önce açarak kurtulalım" dedi ve yoğun bir mesai ile dosyaların davalarını açtık.
 
İlerleyen günlerde gazetelerde çıkan haberlerde ve kamuoyunda çıkan havuz konuları ile ilgili savcı bey benim yanımda Namık Ziya MESCİOĞLU'nun ismini anarak "sağda solda 10 milyon TL zarar ettim diyor, oysa ticari itibarından dolayı zarar etti, herkes rüşvet verdiğini tahmin ediyor" demişti.
 
Savcı İbrahim beyin çok fazla ziyaretçisi olurdu. Her kesimden insan yanına gelirdi. Hatırladığım kadarıyla yanına en fazla gelen şahıslar Bilal PINAR, Musa YILMAZ, Yaşar isimli emlakçı, Yasin TÜMBEK ve Anadolu Ajansı’nda çalışan bir muhabirdi. Bu şahıslardan Musa YILMAZ ve Yaşar isimli emlakçının savcı İbrahim beye bir çok FETÖ’cü ismi verdiğini savcı İbrahim bey söylemişti. Hatta bir dosyamızda firari olarak bulunan Muammer isimli şüphelinin fotoğrafını Musa YILMAZ savcı beye göndermişti. Fakat bu şahıs gözaltına alınmadı. Biz yakalamalı olarak dosyasını açtık.
 
Yasin TÜMBEK ise avukat olup sık sık savcı beyin yanına gelirdi. Halil isimli savcı beyin Askeri İstihbarat'tan olduğunu söylediği Yasin TÜMBEK ile birlikte gelirdi. Bu şahsın da savcı beye FETÖ'cü ismi verdiğini savcı bey bana söylerdi. Yasin TÜMBEK daha sonraki süreçte Turan BOZTEPE'nin vekaletini aldı. Bu şahıs Hotel Karakaya'nın kendisine ait olduğunu söylüyordu. FETÖ'den işlem yapılmış tutuklu iş adamlarının yakınlarının otele gelerek Yasin TÜMBEK ile görüştüklerini kendisinin de onlara savcı İbrahim bey ile ilgili olarak "o bizim adamımız, sizin işlerinizi hallederiz tahliye ettiririz" dediğini, başka bir zaman ise "Feridun’un nasıl tahliye olduğunu biliyorum, Feridun paraları kumaş ruloları ile savcı İbrahim beye göndermiş, İbrahim bey benim lafımdan çıkamaz ne dersem yapmak zorunda" dediğini, otelin müdürü olarak şahıstan öğrendim. Bu şahsın ise bana bu bilgileri verme sebebi ilgili otelde kardeşimin de çalışıyor olması sebebiyle idi. Bu şahıs normalde bu bilgileri veremeyeceğini fakat Yasin TÜMBEK ile problem yaşadıklarını, şahsın vekaletini iptal ettiklerini ve adliyede çalışan bana bunları anlatarak dikkatli olmamızı söylemişti.
 
Turan BOZTEPE soruşturma aşamasında etkin pişmanlıktan faydalanmak için savcı İbrahim beye cezaevinde ifade verdi. Mahkeme de savcılığa Turan BOZTEPE'nin vermiş olduğu ifadede belirtilen hususlarda şablon bir müzekkere yazdı. Ben de bu müzekkereye cevaben Turan BOZTEPE'nin vermiş olduğu isimleri Cumhuriyet Başsavcılığımızca bilinen isimlerden olduğunu, yeni isimler vermediği yönünde cevabi müzekkere yazdım. Savcı bey de bunu onayladı. Bu müzekkereden yaklaşık 3-5 gün kadar sonra savcı bey ikinci bir müzekkere yazacağımızı, dosyayı Av. Yasin TÜMBEK'in takip ettiğini söyledi. Biz de ikinci ve daha ayrıntılı olan ayrıca şahıs hakkında olumlu olan müzekkereyi yazarak mahkemesine gönderdik. Mahkemelerden bu yönde devamlı suretle müzekkereler gelmekteydi. Bu müzekkerelerden hatırladığım kadarıyla yine cezaevinde ifade veren Ayhan YILMAZ ve Turan BOZTEPE hakkında olumlu müzekkereler yazmıştık.
 
Savcı İbrahim beyin dönemin İstihbarat Şube Müdürü İbrahim KARAKÖSE ile arası çok iyiydi. Çok samimilerdi. İbrahim KARAKÖSE’nin dosya şüphelilerinden Namık Ziya MESCİOĞLU ile Whatsapp yazışmaları bulunduğu bu hususun Namık Ziya MESCİOĞLU'nun yakalanması ile ortaya çıktığını biliyorum. Bu konu ile ilgili olarak İbrahim KARAKÖSE hakkında soruşturma yapıldı. Bu soruşturma sonucunda ilgili savcı tarafından takipsizlik kararı verilerek dosya kapatıldı.
 
Soruldu: Kıyam BULUT, Murat DEMİR, Habip Nursi ALPARSLAN. Ekrem PAMUK, Sadi KAYABAŞI, Seyit Burhanettin ARSLAN isimli şahısları tanımıyorum. Bunlardan bir kısmı bizim dosya şüphelimiz olabilir. İsimler tanıdık gelmekte fakat bu şahıslar savcı beyin yanına gelen şahıslar ise görsem hatırlayabilirim. Bilgi ve görgüm bundan ibarettir dedi.
 
Beyanı okundu, ifade tutanağı hazır bulunanlarca imza altına alındı.08/01/2018
 
HÜSEYİN ÖZCAN
Cumhuriyet Savcısı
 
İLKER ERCAN
Zabıt Katibi
 
FAHRETTİN ÖRNEK
Tanık


 
Ve…
 
BTSO’nun, kayınpederini hiç utanıp sıkılmadan kurumda çalıştıran, kurumun işlerini FETÖ’nün şirketlerine veren, özel şoförünü oradan kadrolu gösterip maaş ödeten, sonra emekli eden, ardından yine çalıştırmaya devam eden, karısının şoförünün oğlunu orada işe alan, bakkaldan gidip şişe alan, FETÖ’nün açık desteğiyle seçilmiş, öyle ki seçimi onun kazanması için örneğin, 3 şirketli Yeşilırmak dershaneler grubuna tam 28 şube açtırılarak temsilcileri sandığa sokulan, yönetimindeki insanlar FETÖ’den tutuklanmış, sonradan salıverilse de şimdi yine tutuklanmaları istenen kaçkın yönetim kurulu başkanı İbrahim Burkay!...
 
“Elma” dersem çık, “armut” dersem çıkma!
 
Bingo!
 
 
1000
icon
S.Ahmet KARACA 12 Ocak 2018 11:18

Sizin gibi cesur yürekli bir yazar daha varmı ki acaba.Yok canım olsaydı bilirdim herhalde.

2 9 Cevap Yaz
H titiz

Herkez okumali tesekkurler yuregine saglik

2 4
Kâmil 12 Ocak 2018 00:53

Çok mal haramsız,Çok laf yalansız olmazmış.

1 8 Cevap Yaz
MUZAFFER MÜCAHİD AKINCI 11 Ocak 2018 22:45

FETÖNÜN BAŞKENTİ BURSADIR!

2 8 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat