Kadına karşı şiddete dur!

Bursa 25 Kasım 2016 11:25
Videoyu Aç Kadına karşı şiddete dur!
A
a

Bugün 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü… Maalesef hem dünyada, hem de ülkemizde kadına yönelik şiddet konusunda korkunç bir tabloyla karşı karşıyayız. Biz de Yeni Marmara Gazetesi olarak, kadına yönelik şiddetin ülkemizdeki vaziyetini sizler için fotoğraflamak istedik.

Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele günü bugün… Özgecan’ı, Münevver’i ve daha nice kadını gözü dönmüş canilere kurban verdik. Kadın cinayeti haberlerine duyarsızlaştık, ama kadınlar şiddete duyarsızlaşmadı! Biz de vekillerimize, konunun uzmanlarına kulak verdik. Siz okuyucularımız için kadına karşı şiddet konusunda hangi boyuttayız, neler yapılıyor, neler planlanıyor, olması gerekenler ne, realite ne sorularının cevaplarını derledik…

Çok sevdiğimiz, aşkına (!) inandığımız, o babanın çocuğu ya da o adamın karısı olduğumuz için mi hak etmiştik şiddetin bin belasını?
Ya da daha yeni yeni öğrenirken vücudumuzu, kocaman adamların karısı olmaya zorlandığımız için mi? Kim hak etmişti tokadı tekmeyi, anamızı dahil eden cıvık cıvık küfürleri? Aldatıldığında bile ağzı kapatılan, “dır dır yapıyorsun” diye dövülen biz kadınların, hiç mi KADINLIK GURURU yok hukukun karşısında? Şiddet uygulayan adamlar sadece hayatında eline kitap almamış, aklı donunun içinde kalmış olanlar mı sandınız? Bu işin hiç doktoru, avukatı, patron oğlu, mühendisi yok mu sandınız? Kırmızı ojeli, iş hayatındaki o sözde ‘iki dirhem bir çekirdek’, ‘sosyete’, ‘entelektüel’ şehirli kadınlar hiç şiddete uğramıyor, uğrasa da hemen hakkını arayabiliyor fikrine mi kapıldınız kuzum? Ah ne büyük yanılgı…

Henüz nikah masasına oturmadığınız, evlilik planları yaptığınız adamların her türlü muameleyi yapma lüksüne sahip olduğu sandığı bir dünyayı çizebiliyor musunuz? Tehdit, sözlü şiddet, bunlar da yetmezse tekme tokat… Ya evliliğin içinde sıkışıp kalanlar? Eğitimsiz bırakılmış, çalıştırılmamış, kocasının üç kuruşuna muhtaç bırakılmış, ‘Kadının karnından bebeği, sırtından köteği eksik etmeyeceksin’ zihniyetiyle, rahmi parçalanasaya kadar doğurmaya zorlanmış kadınları?
Kanıt? Psikolojik şiddetin kanıtı nasıl olabilir ki?
Doktor raporu? Malum…
Ses kaydı? Suç…
Şimdi bir de buradan yakalım:

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verilerine göre:
•Ülke genelinde yaşamının herhangi bir döneminde eşi veya eski eşi tarafından fiziksel şiddete maruz bırakılan kadınların oranı %39,3.
•Yaşamının herhangi bir döneminde cinsel şiddete maruz kalan kadınların oranı %15,3.
•Yaşamın herhangi bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddetin birlikte yaşanma yüzdesi 41,9.
•Kentte fiziksel şiddet oranı %38 iken kırsalda %43.
•Yaşadıkları fiziksel şiddet sonucunda yaralanan kadınları oranı %25.
•Yaşadıkları şiddeti kimseye anlatamayan kadınların oranı %48,5.
•Şiddet yaşayan kadınların sağlık sorunları yaşama, intihar etmeyi düşünme ya da deneme olasılıkları en az iki kat artmaktadır.
•Her 10 kadından 1’i gebeliği sırasında fiziksel şiddete maruz kalmıştır.
•Cinsel şiddet birçok durumda fiziksel şiddet ile birlikte yaşanmaktadır; kadınların %42’si fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldıklarını belirtmişlerdir.
•Evlenmiş kadınların hayatındaki en yaygın şiddet eşlerinden gördükleri şiddettir.
•Kadınların %7’si çocukluklarında (15 yaşından önce) cinsel istismar yaşadıklarını belirtmişlerdir.

Kadının siyasetteki konumu, istihdamdaki yeri, ekonomik ve miras hakkına falan girmiyorum bayım… Kocamızın, babamızın, ağabeyimizin, erkek kardeşimizin, sevgilimizin, nişanlımızın yaptığı yanlışlara ‘Dur’ dediğimiz, üstümüzde kurmak istedikleri hiyerarşiye izin vermediğimiz, bazen sadece komplekslerinde boğulmuş erkeklerin egosunun tatmin oyuncağı olduğumuz, bazen de sadece gözümüz bir yere değdi diye dayak yiyoruz.
Çayı çok demlediğimiz için ya da fasulyeler çiğ kaldığı için…
Yoldan geçen adama öylesine baktığımız için…
Telefonu, tam da onun istediği vakit açmadığımız için…
Kendi pis hayal dünyalarında yarattıklarını bize mal ettikleri için bazen de…
Ama tüm bunlardan öte kalbimiz kırılır bir de, kolumuz, burnumuz, kafamızla birlikte… Köydeki, ‘Gelinlikle geldin, kefenle çıkacaksın’ zihniyetinden korkar, susar; şehirdeki ‘Bu kadar okudum, bunca kariyer yaptım, dayak mı yedim diyeceğim’ der, toplumdan korkar, yakıştıramaz, kabul edemez, susar. Bekarı, ‘Şantaj yapar, hakkımı savunamam, nikahım yok, ailem ne der, öldürülsem ‘Gezmeseydi’ derler’ diye susar; nikahlısı, ‘Çocuklarımı göstermez, anamın evine gitsem barınamam’ diye susar.

Yani bayım… Bu memlekette kadınlar susar… İstese de susar, istemese de susar. Biraz yüreklisi ortaya çıkar, adamın yaptıklarını ortaya döker başına gelebilecekleri de göz önüne alarak… Yine haksız olur, yine hain…
Lakin güçlendik ekselansları… Mahkemelerin önüne gittik, gece gündüz çalıştık, sevgimizi de korkumuzu da bir kenara fırlattık. ‘O kabadayılığını bir indir’ dedik, oturduğumuz yerden kalktık, tecavüzcülerimizi, dayakçı, zihni, hayali pis erkeklerimizin bol irinli hakaretlerinden sıyrıldık, katillerimizin gırtlağına yapıştık!

BİZ YAŞAYACAĞIZ! SİZİN ARZULARINIZA GÖRE DEĞİL, SİZİN VERDİĞİNİZ HAKLARA GÖRE DEĞİL, SİZİN İZİN VERDİĞİNİZ KADAR DEĞİL, İKİ AYAĞIMIZIN ÜSTÜNDE DURACAK GÜCÜMÜZ KADAR! SİZİN AHLAK YARGILARINIZA GÖRE DEĞİL, BİZİMKİ KADAR…
Şimdi sıra milyonlarca çatının altında, gözyaşlarını bile akıtmasına izin olmayan, rengi mor kadınların arkasında durma vakti. Nikahlısı, nikahsızı, genci yaşlısı, çocuklusu çocuksuzu, hukuk kadını korumalı. Öyle göstermelik değil, dosdoğru, sapasağlam!
Şiddete susmamak için çok nedenimiz var. Tüm zorluklara rağmen ayakta kalan biz kadınlar, her şeyi tekrar edebilecek güce sahip…

AVUKAT BERKE SARP
Partner (flört, yakın ilişki)  şiddeti, kişiler arası şiddet sınıflandırılması içerisinde ele alınan dünyadaki en yaygın şiddet türlerinden biridir. Partner şiddetinin Türkiye’deki durumu incelendiğinde yakın tarihe kadar iç hukukumuzda herhangi bir hukuki düzenlemenin konusu olmamakla birlikte, kadına yönelik şiddet ve çocuğun korunması konu başlığı altında çeşitli yasal düzenlemelerde dağınık olarak ele alındığını söylemek mümkündür. İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan “partner” ifadesi, uluslararası sözleşmede geçmesi itibariyle üst hukuk normu olmasından dolayı Medeni Kanun’a aykırılık teşkil etmeyeceğinden bahisle önerilmişse de, taslak metinde “yakın ilişki” ifadesi kullanılmıştır. Gelin görün ki “yakın ilişki” ifadesi Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)  tarafından “somut olmayan, yoruma açık” bulunması itirazı ile yasa metninden çıkarılmış, kavram yasalaşamamıştır. Böylelikle kadının uğradığı partner şiddeti iç hukukumuzda bir kere daha isimsiz kalmıştır.

“MEDENİ DURUMA GÖRE AYRIMCILIKTIR”
Her ne kadar 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un gerekçe açıklamasında İstanbul Sözleşmesi’ne atıfta bulunulmuşsa da, yakın ilişki – flört – partner kavramları yasa ile doğrudan tanınmamış ve şiddete uğrayan kadınlar arasında medeni durumlarına göre ayrımcılık yapılmıştır. Aile gibi fiili beraberliklerde yaşanan şiddeti yok saymak, kadının insan haklarını göz ardı etmek demektir. Yasa bu haliyle aynı zamanda “Kadınların Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi” olarak tanımlanan ve Türkiye’de 1986’da yürürlüğe giren Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) ayrımcılık tanımında önemle vurgulanan “kadınların medeni haline bakılmaksızın ibaresine” de aykırı düşmektedir. Şiddetten korunmak evrensel bir haktır ve kadınlar arasında medeni durumlarına göre ayrımcılığa derhal son verilmelidir. Hükümetin gelenekselci yaklaşım ile çağın somut gerçeklerini görmezden geliyor olması, ülkemizde kadına yönelik şiddet vakalarının giderek artmasına çanak tutmaktadır. Unutulmamalıdır ki, kadına yönelik şiddet bir insan hakları ihlalidir.

AK PARTİ BURSA MİLLETVEKİLİ EMİNE YAVUZ GÖRGEÇ
Kadına karşı şiddetle mücadele konusunda AK Parti iktidarı reform düzeyinde değişiklikler yaptı. Eskiden şiddet mağduru bir kadın karakola gittiği zaman, barıştırılmaya çalışılıyor, aile meselesi deniliyordu. AK Parti’nin çıkardığı kanunlarla artık böyle bir şey söz konusu değil. Böyle bir durum olduğunda polisler tüm tedbirleri alıyor, dosya savcılığa intikal ettiriliyor, evden uzaklaştırma cezası veriliyor ve önlemler alınıyor. Kadın kendini yalnız hissetmiyor. Bunun yanı sıra, telefon hatlarımız var, şiddet izleme merkezlerimiz var, kadının barınma sorunu varsa ilk aşamada bunun çözümüne gidiliyor. İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladık. Ancak sorun sadece kanuni düzenlemelerle olmuyor, bu bilinçle emniyet personeline, okullarda öğrencilere, savcılara, hakimlere geniş çaplı bir eğitim sağlıyoruz. Kız çocuklarının okuması için harekete geçiyoruz.  Kadına karşı şiddet sadece Türkiye’nin değil, dünyanın sorunu… Yasal düzenlemelerde bir eksiklik olduğunu düşünmüyorum. Ancak merhamet yönümüzü geliştirmemiz gerekiyor.

CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu
Kadına karşı şiddet bütün dünyanın sorunu; ancak son dönemde ülkemizde büyük bir artış görüyoruz. Şiddet konusunda caydırıcı cezai yaptırımlar çok büyük bir önem arz ediyor. Bu konuyla ilgili, meclise sunduğumuz teklifler söz konusu. Sonuçta ceza tek başına yeterli değil, hafif cezalar da bir yandan da teşvik gibi oluyor. Devletin acil olarak tedbir alması gerekiyor.  Ama her şeyden öncelikli olarak eğitim diyoruz. Tedbirler kağıt üzerinde kalıyor. Bu tedbirlerin hayata geçirilmesi iktidara düşüyor. Fakat biz her zaman, kadına ve çocuğa karşı şiddetin siyaset üstü bir konu olduğunu söylüyoruz. Bu sorunun çözümünde üstümüze ne düşüyorsa yapmaya hazırız. Öncelikle İstanbul Sözleşmesi’nin tam anlamıyla uygulanmasına ihtiyaç var. Çocuk yaştaki evliliklerin yasaklanması ve cezai yaptırımlara bağlanması gerekiyor. Kadın sığınma evlerine gittiğimizde şahit olduğumuz bir şey var: Buraya sığınan kadınların çoğu, eğitimsiz bırakılmış, çocuk yaşta evlendirilmiş kadınlar. Partner şiddetine gelirsek, bizim önerdiğimiz teklifte, şiddet uygulayan ister eşi, ister nişanlısı, ister sevgilisi, isterse de tanımadığı biri olsun, cezaların ağır olması yönünde vurgumuz var. Mahkemelerin hassasiyeti arttırılmalı.

AK Parti Bursa Milletvekili Bennur Karaburun
Kadınların şiddet yaşadığı, hak ve fırsatlardan eşit yararlanamadığı toplumlarda kalkınmadan söz edilemez. Bunun için kadınların bireysel ve toplumsal olarak daha da güçlenmeleri gerekmektedir. Daha kaliteli eğitim olanaklarına sahip olmaları, karar alma mekanizmalarındaki etkinliklerinin daha da artması gerekiyor. Bunlarla beraber, işgücü piyasasında istihdamlarının artırılması, sosyal güvencelerinin sağlanması ve kadın girişimcilerin sayısının artırılması da önemlidir. Hükümetlerimiz döneminde tüm bu çalışmalar ivedilikle yürütülmeye devam etmekte. Özel olarak bu konuyla ilgili çalışmalar yapmak üzere de TBMM çatısı altında Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu kurulmuştur. Başkanvekili olduğum bu komisyonda genel olarak şiddete, özel olarak da kadınlara yönelik şiddete karşı her türlü yasal korunma sağlanması ve yasaların etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamaya çalışıyoruz. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nün daha aydınlık ve temiz yarınlara açılmasını umarak, her bireyin bu tür sosyal sorumlulukların bilincinde olmasını ve herkesin elinden gelen çalışmayı yapmasını diliyorum.

CHP Bursa Milletvekili Lale Karabıyık
Kadına karşı şiddet tek boyutta değerlendirilemez. Bunun zihniyetle, düşünce yapısıyla, algıyla, eğitim düzeyiyle çok yakın bir ilgisi var. Adalet karşısında kadın ve çocuğun korunamamasının cezai yaptırımlarda, yasalarda boşlukların ve yetersizliklerin etkisi çok. Ayrıca ekonomik sorunların, yoksulluk ve işsizliğin, psikolojik faktörlerin konuya ilgisi de masaya yatırılmalı. Kadını erkeğin arkasından yürüyen, sadece çocuk doğurup yetiştiren, yemek yapan bir birey olarak değil; toplumda yeri olan, iş dünyasında, eğitimde, üretim faaliyetlerinde aktif olan bir birey olarak görmek gerekir. Ancak, öyle söylemler görüyoruz ki, kadını itibarsızlaştıran, ataerkil yapıyı empoze etmeye çalışan, eşitliği görmezden gelen ve kadını ve kadının sorunlarını göz ardı eden bir zihniyetle karşılaşıyoruz… Kadına karşı şiddetle mücadelede ‘bir şey yapıyoruz’ demekle, yapmak arasında büyük fark var. Gecenin bir yarısı Meclis’e olmayacak önergeler getirirseniz, başbakanınız, milletvekiliniz olmadık bir cümle söyleyerek zihniyetini ortaya koyarsa, söylediğinizde yaptıklarınız arasında fark olur.  Ayrıca, bir konuya daha değinmek isterim. Dördüncü sınıflara okutulan yurttaşlık ve vatandaşlık kitabında bütün hikayelerde padişahlık unsurlarıyla ve hurafelerle anlatılıyor. Orada bile kadının statüsü aşağıda, okul çağında çocuğa bunu öğretiyorlar. Açık öğretimde okutulan bir kitapta, “Bir kadın ikinci evliliğini yaparsa asla beyaz gelinlik giyemez, tayyör giymesi ve başına şapka takmalıdır. Kadın boşanana kadar yüzüğünü  takmak zorunda. Burada bir yönlendirme var. Biz, karar mekanizmalarımıza ve kararlarımızda kadının, çocuğun, insanın maksimum faydasını düşünmek zorundayız. Bu konuda ideolojik davranmak olmaz.
 

ECE ERDENK/ÖZEL HABER


 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat