‘’Selanik Bize Ne Zaman Gelecek Anne?’’

25 Ağustos 2016 22:11
A
a
Balkon sohbetlerinde; ikindilerde keklerle, böreklerle çaylar içilirken; kahveler pişerken fallar bakılırken mutfakta; sofrada, salonda; komşular geldiğinde misafirliklere; tombala oynanmaya gidildiğinde gece gezmelerine; yahut günlerde, efsunlu bir kelime geçerdi sık sık cümlelerin içinde:
‘’Selanik.’’
Kelimenin müzikal tınısını çocuk kulağımla öylesine beğenirdim ki kendimce ben de mırıldanırdım:
‘’Selanik!..’’
**************************
Bir gün anneme sordum:
‘’Anne, Selanik bize ne zaman gelecek?’’
Öyle ya dayımlar, teyzemler, komşular çıkıp geliyordu. Selanik niye gelmesindi? Tek çocuktum. İki evin tek çocuğu; sevinç çığlıkları kopardı içimden misafir gelince eve.
Selanik’i akrabamız sanıyordum.
*******************
Annem, önce anlamaya çalışmıştı hayretle donmuştu yüz çizgileri, sonra gevşemiş, o sıcak geniş gülüşü yüzüne yayılmıştı pespembe ve yanağımda bir öpücük olup çıkmıştı.
Önümde diz çöküp saçlarımı okşayıp kucaklamıştı beni Müzeyyen.
‘’Ah yavrum, Cancığım. Selanik bir şehir, anneannenin dedenin doğduğu şehir, akrabamız değil.’’
***********************

Merak içimi kavurur dururdu.
‘’Selanik’i anlatsana…’’ dediğimde, anneannem gözlerini yumup açar, sesinde derin bir özlemin tınısıyla,‘’Orada, Selanik’te bir Beyaz Kule vardır sahile yakın…’’ der, efkârlanır, yutkunur, bir süre sessizleşir, sonra nemlenen gözlerini kaçırırdı benden.
‘’HüsnüBey’e sor o anlatsın.’’
‘’Annem anlatsa olmaz mı dedem yerine?’’
‘’Annen İstanbul Üsküdar’da doğdu 1920’de.Selanik’i hiç görmedi ki Müzeyyen.’’
****************
Hisar’daki evimizin geniş bahçesinde erik, ayva, nar ve armut ağaçları vardı. Akşam üzerleri balkonda otururken İvazpaşa’ya doğru kanat açan karga sürüleri üstümüzden geçerdi çığlık çığlığa; rüzgar erik yapraklarını hışırdatırken, kedilerden biri dala tırmanırdı; dedem klarnetini özenle çıkarır, siler, bir türkü çalmaya başlardı:
‘’Bir Fırtına Tuttu Bizi’’
Klarnetin tınısı yüreğimde yankılanırdı, soluğum kesilirdi, titrerdim. Bir süre sonra gözlerine yaş yürürdü dedemin; anneannem görür ama dedemi utandırmamak için ‘’terlediniz Hüsnü bey’’ der sakız rengi işlemeli mendilini dedemin önündeki küçük sehpaya koyardı.
Türkü bitince dedem iç çeker, uzaklara dalar gider, dalgın dalgın klarnetini kutusuna kor, mendille gözünü silerken kimse görmesin diye bahçeye bakardı sonra da anneanneme, birilerini incitmekten korkarcasına yumuşacık sesiyle,‘’ orta şekerli kahve yapsanız da içsek Şükriye hanım’’ derdi.
*******************************
Balkonda ellerim yanaklarında yere bağdaş kurmuş oturur olurdum.
Selanik’e gitme düşleri kurardım. Beyaz Kule’ye çıkıp oradan Selanik’e,İstanbul’a,Üsküdar’a,Bursa’ya,Hisar’a bakacaktım.
‘’Görünür o kuleden her yer dimi anne?’’
‘’Görünür…’’ demişti annem ‘’kalp gözünle bakarsan Can görürsün.’’
Ben ne dese inanırdım, Müzeyyen.
**********************

Hiç Selanik’e gitmedim, gidemedim. Selanik gerçekleşmemiş bir düş olarak kaldı.
O uzak şehir kalbimin derininde aşkın şehriydi benim için.
Asla görmediğim, sokaklarında dolaşmadığım, denizinin kokusunu içine çekmediğim, rüzgarında saçlarımın savrulmadığı, bir kıyı kahvesinde kahve yudumlamadığım o şehir, yani Selanik nasıl olur da en çok sevdiğim şehir olurdu.
*********************
Benim denizim, mahallelerim, kahvelerim, sokaklarım, evlerim, dükkânlarım, çarşılarım, benim Selanik’im bambaşkaydı.
Belki de korktum gitmekten. Onu hayalimde öyle ulaşılmaz, masalsı, efsunlu kılmıştım ki varsam her şey darmadağın mı olurdu?
Bir ayna yere düşer parçalanır mıydı, suretimin çizgilerini silerek.
****************
Selanik Türküsü’nü dinliyorum dedeciğim.
Siz nede güzel çalardınız. Klarnetinizi işitiyorum şimdi yazarken bu satırları, gözlerimi yumup. Sizin daima güleç yüzünüzü, ince gövdenizi, uzun parmaklarınızın klarnetteki zarif kıpırtılarını, nefesinizin tınılara dönüşüp geceye, bahçemize,Hisar’a, Bursa’ya, evrene dağılışını özlemin yakıcılığını, hatıraların ürpertisini müziğin teselli gücünü duyumsuyorum.
Eski bir çocuk olarak kaldım dedeciğim, düşler oyuncaklarım.
***************************
‘’Bir fırtına tuttu bizi, deryaya kardı.
O bizim kavuşmalarımız a yârim, mahşere kaldı.
Mahpushanede yata yata, yanlarım çürüdü.
Pencereden baka baka a yârim, ela gözler süzüldü.’’
 
1000
icon
M Şişmangil 24 Eylül 2016 13:59

Çok güzel...

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat