177. yılında Tanzimat-ı Hayriye

5 Kasım 2016 22:07
A
a
Târih-i Lütfî diyor ki:
“...Hüsrev Paşa’nın ihtiyarlığı münasebetiyle devlet işlerine lâyıkıyla bakamadığı açık olup, kaydı cevap verir. Târih-i Lütfi diyor ki; “Hüsrev Paşa’nın sadaretten infisaline sebep tanzimatın aleyhinde bulunmasıymış! Tanzimat, eski usulün istipdatiyeyi imha etmek için bir kanundu. Hüsrev Paşa gibi eski tarz düşünceyi savunanlar bu teklifin aleyhinde idiler. Azledildikten sonra yalısında oturması söylenerek ihtilattan men edilmişti. Bir müddet geçince besbelli ki, muhalifi bulunanlar kendisinden emin olamadıklarından ve Kırcalı takımından yalısında asker ve top bulunduğu dedikodusu dikkati çekmiş bulunduğundan bir gece sahilhanesi nizami­ye askeri ile kuşatmaya alındı. Yalısının önüne getirilen bir vapura bindirilerek sürgün muamelesi uygulanıp Tekirdağ'a gönderildi. Rüşvet maddesinden dolayı Ahkâm-ı Adliye meclisinden verilen karar da, bundan böyle devlet hizmetinde bulundurulmamak, tekaüde ebediyen sevk olunarak, vezirliği kaldırılarak iki sene müddet için karakol altında tutulmak (emniyet-i umumiye nezareti gibi) ihtiyacı olmadığından almakta olduğu ayda altmış bin kuruşunun kesilmesi, alınan akçaların yani rüşvetlerin yerli yerine geri ödenmesi rüşvet verenlerin de cezalandırılmaları kararlaştırıldı.”
Tiyers vaziyete kimsenin vâkıf olmadığını düşünüyordu. Fakat İstanbul'da bulunan İngiliz elçisi Pönsenbi ve Paris sefiri Aponi, müzakerelerin esrarını anlamakta güçlük çekme­diler. Bu cihetle Palmerston hazır sayılırdı. Suriye'de altın saçarak Mehmed Ali Paşa’nın aleyhinde olmak üzere ihtilâl çıkardı. Londra dahi Fransa aleyhine çalışarak Rusya, Avusturya ve Prusya'yı bütün bütün kendi anlayışına ortak kıldı. Meclis aldırdığı karar üzerine Fransa'yı açıkta bırakarak kaleme alınan antlaşmalar 15 Temmuz’da murahhaslar tarafından imza edildi. Bu antlaşmaların tanziminde Beylikçi Şekip Efendi murahhas idi. Yukarıda söylediğiniz antlaşma beş maddeden teşekkül etmişti. Fakat bu anlaşmaya bir de senedi münferit de ilâve olunmuştu. Bu senedi münferide, adeta bir ültimatom kılığı taşımaktaydı.
İlk maddesi: Mısır Valiliği’nin Mehmed Ali Paşa’ya ve onun sulbünden gelen evlatlarına vâris olmak üzere Akkâ Valiliği ve komutanlığı ve Beriyetüş Şam bölgesinin güney tarafının yaşadığı müddetçe verilmesini hudut tahdidi ile gösterdikten başka Mehmed Ali Paşa’ya Osmanlı devletinin bir memuru vasıtasıyla bildirildiği günden itibaren on gün mühlet verildi­ği, Cidde eyaleti dâhilinde bulunan mukaddes şehirlerden, Girit adasından, Mısır ve Akkâ Paşalığı’na olan hududa dâhil olmayan bütün Osmanlı beldelerinden çekilmelerini bildiren, gerek kara, gerekse deniz güçleri subaylarına verilen talima­tı, gönderilen Osmanlı memuruna teslim eylemesi şartlarını âmirdi.
İkinci madde ise, Mehmed Ali Paşa on gün içinde Tanzimat’ın getirdiklerini kabul etmediği takdirde, Akkâ Paşalığı idaresinin ölümüne kadar kendisine verilmesinden vazgeçile­ceği.
3. madde ise Osmanlı devletine ödenmesi gereken vergilerin yazılacağı şekilde kararlaştıracağı.
4. madde: Her iki şekli kabulde de Mehmed Ali Paşa’nın on günden yirmi güne kadar müddetin tamamlanmasından ev­vel, Donanma-yı Hümayunu müttefik devletler donanması ku­mandanları huzurunda Osmanlı devleti memuruna teslim etmesi.
5. maddesi Osmanlı devletinin antlaşma hükümlerinin bü­tününün Mısır ve Akkâ eyaletlerinde geçerli olup, her iki eyalette padişah namına vergi ve teklif etmek antlaşma tarihiyle kendi ve haleflerinin adı geçen eyalete masarif-i askeri, diğer hususları idare eylemeleri gibi hususları içine almıştır.
Târih-i Siyasiye'ye göre: “Her ne kadar Rauf Paşa makam-ı sadarette bulunuyorsa da içişleri, hariciye nazırı Mustafa Reşid Paşa, hariciye işleri ise, İngiliz sefir Lord Pönsenbi’nin himmetleriyle idare olunmaktaydı. Hüsrev Paşa’nın azli ve Fransa başvekili Mösyö Tyers'in gizli talimatı üzerine Mehmed Ali Paşa, Fatma Sultan'ın doğumunun tebriki bahanesiyle özel kâtibi Sami Bey'i İstanbul'a yollayarak, Fransa sefiri Pontova'nın sevk etmesi ile doğrudan doğruya sulha ya­naşmak istemişse de, Reşid Paşa tarafından, Osmanlı Devleti’nin beş ortak devlete bu hususta taahhüdü olduğu bildirilerek Sami Bey'e yol gösterildi. Dört devletin kararını Mehmed Ali Paşa’ya tebliğ için gönderilen Hariciye müsteşarı Sadık Rıfat Bey'in tebliğ esnasında paşadan aldığı cevap şöyleydi: “Vallah billah ve tallahi sahip olduğum araziden bir karış yer terk etmem. Eğer bana ilân-ı harp ederlerse, Osmanlı toprak­larını alt üst ederek harabesi üzerine kendimi defnederim.”
Günümüzden 177 sene önce Tanzimat’ın ilanı ile sevinenler ve üzülenler, günümüzde, ıslahattan, 1. ve 2. Meşrutiyet’ten ve dahi 1911’de başlayan Trablusgarp, Balkan savaşlarının 1. ve 2.’nin akabinde 1. Cihan Savaşı, Devlet-i Âliye’nin sahneden çekilişi, Devr-i Cumhuriyet’in vücut buluşu, kuruluşundaki dini İslam olan yapının yerine kaim kılınan laiklik ancak tarifsiz bırakılarak, keyfiliğe terk edilmiş despotik tarzı 1946’dan sonra aşmaya başlamış olan kıblesine avdete hız vermeye yönelik tutum, toplumun kısm-ı azamını meydanda söz sahibi etmiştir. Siyonizmin son planı kendi beyni balalarında infilak edince anlayacaklardır ki, insanlık bizim bu yaptığımız değildir. Alem-i İslam muzaffer olacak İnşaallah. Fiemanillah.
 
1000
icon
Hikmet alb 6 Kasım 2016 10:02

DEĞERLİ HOCAM OSMANLICA BİLMEDİĞİM İÇİN ANLAMAKTA ZORLUK ÇEKTİM AFFINIZA SIĞINARAK CUMHURİYETİN İLK KURULUŞU ESNASINDA DİNİ İSLAMDIR İFADESİ YOKTU DİYE BİLİYORUM ACABA BEN Mİ YANILIYORUM AYDINLATIR İSENİZ MEMNUN OLURUM SAYGILARIMLA

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat