420. yılında Eğri Seferi ve Haçova Meydan Muharebesi

15 Ekim 2016 22:05
A
a
Günümüzden 420 sene önce Sultan 3. Mehmed kumandasında 1596 yılının 12 Ekim’inde Orduyu Hümayun Avrupa topraklarına yaptığı seferde büyük bir muzafferiyet elde etmişti. Eğri Kalesi’nin fethi ve Haçova Meydan Muharebesini yad etmeyi yıl dönümünde ecdada vefa duymakta olan aziz milletimize hatırlatmayı “Büyük Osmanlı Tarihi” adlı Merve Yayınları’nca neşredilmiş eserimin 2. cildinin 158. sayfasından alıntılıyorum: “Sinan Paşa’nın vefatından sonra Damad İbrahim Paşa Vezaretiuzma makamına getirilmiş ve Anadolu’da sürgünde bu­lunan Çağalazade mezkur sefer hasebiyle süvari kuvvetleri komutanlığına tayin olunarak orduyu hümayuna katılmıştı. Hicri tarih 1004, Milâdi 1596 yılında hazreti padişah İstanbul’dan yola çıktı. Sadrazam Damad İbrahim Paşa daha önce hareket etmişti. Çağalazade Sinan Paşa ise, düşman eline geçmiş Estergon Kalesi’nin zaptının gerçekleştirilmesinin ye­rinde olacağını söylemesi; koca bir padişahın küçük bir kale fethiyle meşgul olmaması gerektiğine itikat edildiğinden bu teklif red olundu. Cennetmekân Kanunî Sultan Süleyman'ın bir müddet sıkıştırıp sonra bıraktığı Eğri üzerine gidilmesi ka­rarlaştırıldı. Bu sefer devlet siyaseti mutlak surette büyük bir zafer kazanmak icap ettiğine karar vermişti. Bu doğru bir görüştü. Çünkü art arda gelen mağlubiyetler, Evlâdı Fatihan’dan olan Müslüman halkta bir huzursuzluk ve Anadolu’ya daha olmazsa merkeze yakın yerlere göç etme duygusu meydana getirmişti. Curcura Köprüsü faciasında yok olan akıncı teşkilatının eksikliği herkeste bu fikre eğilim meydana getirmişti. Müslüman olmayan yerli halklar ise seri mağlubiyetler alan bu Osmanlı devletinin emrinde yaşamaktan vazgeçerlerdi.
Adil olan Müslümanlar bu halkı memnun ediyor ve hare­kâta geçmelerine mâni oluyordu. Çünkü onların voyvodaları, beyleri kendi halk ve dindaşına zulüm icra ettiklerinden, bu halk onlara taraftar olmuyorlardı. Bu halk onların zulmü yüzünden kendi serpuşlarının yerine Müslüman’ın sarığına razı geliyorlardı. Bu gibi mülahazaları çoğaltmak mümkünse de bu kadarı dahi, Devlet-i Osmaniye’nin kati ve büyük bir zafer kazanmasını şart koşuyordu. Devlet-i ebed müddetin politi­kası da bu idi..
Eğri Kalesinin Fethi
Orduyu Hümayun Eğri Kalesi üzerine yürüdü. Hazreti padişah; kale muhafızlarına: “Kılıcımın üzerine yemin ederim mukavemet etmeden, her iki taraftan da kan akmadan teslim olursanız, mücahitlerime Hatvan Kalesi’nde yapılanları size yapmayacağım. Teslim olmazsanız siz bilirsiniz” diye teslim olma fırsatı verdi ve teminat olarak mutlaka yerine getireceği yemini ifade etti. Hatırlayacaksınız muhterem okuyucular: 1. Murad-ı Hüdavendigâr, Uluabad Köprüsü’nden bir daha ne ken­disinin ne de kendisinden sonraki padişahların geçmeyeceğine dair küffara verdiği sözü elifi elifine yerine getirdiğini eserimi­zin birinci cildinde yazmıştık.
Hakikaten ondan sonra bu söz münasebetiyle Osmanlı padişahları kendilerini bağlı görmüşler ve onlar da bu köprüyü geçmek için kullanmamışlardır. Osmanlı padişahları daima verdiği sözü tutmuş yerine getirmiş cihan tarihine hiçbir kâfirin erişemeyeceği yüksek bir ahde vefa örneği göstermiş­lerdir. Bu sefer de söz veren böyle sözünün eri bir padişahtı. Fakat kâfir; aşinası olmadığı bu meziyetleri nereden anlayıp tak­dir edebilsin! Bu teminata inanmayarak teslim olmayan mu­hafızlar mukavemete başladılar. Hatvan Kalesi olayı hakkında burada çok kısa bir malumat vererek mevzuumuza devam edelim. Hazreti padişah, Eğri üzeri­ne yürüyüşe geçtiği sırada düşman, Hatvan Kalesi’ni muhasa­ra altına almıştı. Kalenin yardımına Çağalazade Sinan Paşa gönderilmişti. Fakat o sırada kale düşman eline geçmiş ve küffar emsalsiz olan canavarlığını tarih önünde yeniden sergilemiş ve kale muhafızlarını sadece kılıçtan geçirmekle kal­mamış üstüne üstlük derilerini yüzme vahşetini irtikâp etmişti. Hazreti padişah bu haberi aldığında bir babanın üzüntüsü içinde gözyaşları döküyor kıpır kıpır oynayan dudakları bu şehitler için Fatiha tilavet ediyor ve onları da şefaatlerine nail olma temennilerini izhar ediyordu. Bütün bu feci haber ve ahval dahi, hazreti padişahın insanlığını unutturmamış ve Eğri Kalesi muhafızlarına kan akmamak için çağrıda bulun­masına mani olamamıştı. Ne çare ki Eğri Kalesi muhafızları bunu anlayamadılar veya mağlubiyeti akılları kesmedi bu âlicenap teklifi ret ettiler, Ne var ki; müdafaaları on iki gün sürebildi. Orduyu hümayun Eğri Kalesi’ni fethetti. İslâm sancağı kale burçlarında yükseldiğinde mücahitler deri yüzme­diler ama muhafızları kılıçtan geçirmeyi de ihmal etmedi­ler. Bizim Hatvan'daki bunca şehidimize mukabil Eğri muha­fızı 4500 kişi kadardı.
Eğri Kalesi feth olunmuş, hazreti padişah 3. Mehmed, Eğri Fatihi unvanına hak kazanmıştı. Şunu da unutmamak gerekir ki; nasıl Ak Şemsedin (K.S.) hazretleri, Fatih Sultan Mehmed ordusunun manevi kumandanıydı aynen şanlı Yavuz Sultan Selim hazretlerinin musahibi Hasan Can'ın mahdumu Hace-i Sultani (Sultanlar Hocası) Sadeddin Efendi bu ordu­nun manevî kumandanıydı.
Eğri kalesinin kumandanlığına Anadolu Beylerbeyi Lala Mehmet Paşa bırakılıp, orduyu hümayun başlarında Eğri Fa­tihi unvanlı hazreti padişah, 3. Mehmet olduğu halde, Macar­ların Keresteş dedikleri bizlerin ise aynı manaya geldiği için Haçova dediğimiz yere geldi.
Osmanlı ordusu 100.000 kişilik bir kuvvetle ovaya indiğinde karşısında Arşidük Maksimilyen kumandasındaki; Alman, Avusturya, Macar, İspanya, Papalık, Çekoslovak, Leh, Floransa, Erdel kuvvetleri yeni bir ehli saliple karşılaştığını gördü. Bunların yekûnu 300.000'i mütecavizdi.
Haçova meydan savaşını anlatmak için biz burada iki bölü­me ayırmayı ve bu bölümlerin birincisini ise, beş kısma ayırmayı uygun gördük.” Muhterem okurlarım gelecek yazımızda devam edelim. Fiemanillah.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat