Affet bizi anne!!!!

10 Eylül 2017 22:01
A
a
Yaşlı bedeni artık yavaş yavaş yorgunluğa yenik düşüyordu. Boyası çıkmış bankta oturmuş etrafını izliyor, gözlerinden akan yaşlara engel olamıyordu. Öylece kapıya doğru dalıp gitmişti. Özlüyordu belli ki, ama ne gelen vardı ne de giden. Bir ses ile irkildi,
-Ayşe nineciğim yine mi tek başına burada oturuyorsun. Bak hava soğudu bu gidişle hasta olacaksın. İlaçlarını da aksatıyormuşsun. Sen bizim için kıymetlisin. İlaçlarını almaz, kendine dikkat etmezsen o yolunu gözlediklerin geldiğinde seni yatakta mı görsün istiyorsun. Hadi kalk bakalım, seni odana götüreyim. Ellerin de buz gibi olmuş zaten.
Hemşire kızın da yardımıyla odasına çıktı Ayşe nine, ama orada da ağlamaya devam ediyordu. Dört çocuğu vardı Ayşe ninenin. Evlatlarına da çok düşkündü ama hayat şartları işte, herkesin bir telaşı vardır ya.
 Ayşe nine artık kendi ihtiyaçlarını göremez duruma geldiği için, çocuklarının ortak kararıyla en iyi huzurevlerinden birine yerleştirilmiş. İyi de bakılıyormuş ama o evini özlüyormuş. İnsan kendi evindeki rahatı hiçbir yerde bulamazmış derler.
İlk başlarda çocukları 2 günde bir gelmiş ziyaretine, sonrasında günlerin arası açılmaya başlamış, haftada bire, 15 günde bire, ayda bire, 3 ayda bire ve yaklaşık 6 aydır da ne gelen varmış ne de giden.
Bayram gelmiş, Ayşe ninenin yüzü az da olsa gülmeye başlamış. 6 aydır gelmeyen evlatları bayramda gelmemezlik yapmazmış. İşte o gün de bayramın son günüymüş. Beklemiş Ayşe nine 4 gün boyunca, gözleri kapıdan ayrılmamış hiç, ama nafile, gelmemiş o canından can verdiği evlatları. Küçücük bir sevgiyi, ilgiyi, hasret gidermeyi çok görmüşler annelerine.
Kısa bir süre sonra Ayşe nine fenalaşmış. İyiden iyiye yatağa bağlı kalmış. Artık bahçeye bile çıkamaz duruma gelmiş. Onu yalnız bırakmayan tatlı dilli hemşire kızı gelmiş yanına,
-Ayşe nineciğim bugün nasılsın, ilaçlarını aksatmıyorsun değil mi, diye sormuş.
Ayşe nine “evet” anlamında gözlerini kırpmış. Hemşire onu yakından tanıdığı için, biraz da yüzü gülsün diye, Ayşe nineye,
-Hadi arayalım bakalım senin bu kaçaklar nerelerdeymiş. Fırçalayalım mı azıcık?
Ayşe ninenin yüzünü tekrar bir gülümseme kaplamış. Hemşire telefonu eline almış ve başlamış büyükten küçüğe doğru aramaya. En büyük oğlu Ömer Bey’i aramış önce, ama telefon kapalıymış açan olmamış. Hemşire kız Ayşe nineye dönerek,
-Şarjı bitmiştir kesin. Tamam, şimdi 2 numarayı arıyorum, demiş.
Telefonun ucunda 2. çocuğu Zeynep varmış. Hemşire Zeynep Hanım’a durumu anlatmış ama maalesef “şehir dışında olduğunu, 15 gün sonra döneceğini" söylemiş. Hemşire kız Ayşe nineye dönüp,
-Zeynep Hanım önemli bir iş kadını sanırım. 15 gün sonra gelebilecekmiş Ayşe ninem. Olsun 2 evladın daha var, şimdi 3. çocuğunu arıyorum. 3. çocuğunun ismi Melek’ti değil mi? Ayşe nine yine gözlerini kırparak “evet” demiş. Hemşire kız çevirmiş numarayı ve birkaç saniye sonra açılmış telefon.
-Melek Hanım merhaba ben annenizin hemşiresiyim. Anneniz sizi çok özledi ne zaman ziyarete geleceksiniz, diye sorar.
Fakat Melek Hanım da olumlu cevap vermez. Oysa annesine en düşkün olan evladıdır. Çocukken annesinin dizinin dibinden bir an olsun ayrılmayan evladı, şimdi annesini bir yük olarak görmektedir. Hemşire Ayşe nineye dönerek beyaz bir yalan uydurur daha fazla üzülmesin diye,
-Ayşe ninem Melek de seni çok özlemiş. İşlerini yola koyar koymaz yanına geleceğini söyledi.
Fakat Ayşe nine anlamış gelmeyeceğini. Hemşire son olarak 4. çocuğunu aramak için telefonu eline almış ama Ayşe nine hemşirenin elini tutmuş ve çok kısık ve yorgun bir sesle, “arama” demiş. Hemşire;
-Neden ki Ayşe Ninem, diye sormuş.
-Onun küçük bir bebeği var bırakıp gelemez, demiş. Hemşire bunun üzerine “tamam” demiş ve odadan çıkmış.
Bir hafta sonra Ayşe nine daha da fenalaşmış. Bir tek tatlı dilli hemşiresi yanındaymış. Ayşe nine artık mutlak sonun yaklaştığının farkındaymış. Hemşiresini çağırmış yanına ve kulağına bir şeyler fısıldamış. Hemşire kız gözlerinden akan yaşlara engel olamamış. Ayşe nine sabaha karşı odasında tek başına vefat etmiş. Evlatlarına haber vermişler. O işleri güçleri hiç bitmeyen evlatlar, annelerinin cenazesini almak için kısa zaman içinde huzurevine gelmişler. 4 evladı da annesinin başucunda ağlıyormuş. Hemşire kız gelmiş yanlarına;
-Geç kalmadınız mı arkadaşlar? Bakın istendiğinde nasıl da gelinebiliyormuş. Ona ufacık bir sevgiyi çok gördünüz. Onu size en çok ihtiyacı olduğu zamanda yalnız bıraktınız. Burada tek başına ölmesine göz yumdunuz, ama anneniz size karşı o kadar merhametliydi ki son anında bile bana sizler için o kadar güzel şeyler söyledi ama siz hak etmiyorsunuz. Ne söyledi biliyor musunuz, Dedi ki;
“Evlatlarım buraya beni almaya gelecekler ama ben onlara sarılamayacağım. Onlara de ki, hepsini affettim ve onları çok ama çok seviyorum.”
Bütün kardeşlerin boynu bükük yere bakıyorlardı, içlerinden biri hıçkıra hıçkıra “affet bizi anne” diye ağlıyordu ama artık yapacak bir şey yoktu. Annelerinin cenazesini alıp huzurevinden ayrıldılar. Ona karşı en son görevlerini layıkıyla yapabilmek için.
Anneler, babalar evlatlarını nasıl koşulsuz seviyorsa, evlatlar da anne ve babalarını koşulsuz bir sevgiyle sevmeli. Çocuklarına nasıl koruyucu meleklik yapıyorlarsa, unutulmamalı ki yaşlandıkça insanlar çocuklaşır ve roller değişir. “Yaşlandıklarında anne ve babanızın koruyucu meleği olmanız dileğiyle” yazımı bir Ayet’i Kerime ile bitirmek istiyorum.
“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara “öf” bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle.” İsra:17/23
Selam ve dua ile…
 
1000
icon
selime köse 11 Eylül 2017 16:06

Allah hepimizin yavrularına merhamet versin içlerine anneye babaya saygılı olsunlar çok duygulandım

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat