Loading...

Amma da matrak hikaye!..

1 Kasım 2018 21:28
A
a
İstanbul’da üst tabakalardan iki aile nikahlanma yoluyla akrabalığa niyetlenmişler. İyi de etmişler tabii. Nikahlanma işi sıradan bir tescil işlemidir. İki kişi evvela bir yastıkta kocamayı kafaya koyarlar. Tescil işleminde savsaklamaya yer yoktur. Zira, her şeyden evvel bu ikilinin ve bunlardan olacak çocuklarının ileride hak kaybına uğraması, ihtimalin de ötesinde kesinlik kazanır…
Bu ikiliden biri ya da bunların çocukları hatta torunları, usul ve füru hattında yer alan gelmişli gelecekli kan akrabaları soy kanalından gelebilecek miras haklarından mahrum kalabilirler…
Gerçi şimdilerde nikahın kavram ya da işlemine pek önem vermeyenler varsa da, bunlar belirli zihniyetteki nesebi bozuk kimse ve sınıflardan ibaret kalsa da, düşmanın bir tayyarecik olduğunu önemsemeyip peşine takılarak yere çakma zahmetinden kaçınılırsa, o bir tayyareciğin bütün sath-ı vatanı yaşanılamaz çöle döndürmesi gibi bir tür yıkıcı beladır…
Her neyse, İstanbullu bu modern çağdaş aileler de soy ve soplarının geleneğine uyarak nikahlı yaşamayı tercihleyince, yetkili mercilere başvuruyorlar…
Şimdi iş nikahçıya kalıyor…
xxxxxxxxx
Batı’nın laikçi modern Hıristiyan ülkelerinde nikahlamalar iki ayrı yerde ve iki ayrı nikahçılar tarafından yapılıyor. Birisi, nikahçısı papaz olup, kiliselerde yerine getirilen kilise, (dini) nikah. Diğeri de hak sahiplerinin haklarını koruyucu olup son işlemi resmi görevliler tarafından tasdiklenen tescilli sivil nikah…
Laik olunduğundan bu işler Türkiye’de de böyle yapılıyor. Bizde kilise ve papaz bulunmadığından, cahillik günlerinde bizim zoraki dangalaklar papazın yerine imamı oturtmuşlar ve uhreviyata dönük dini nikaha “imam nikahı” deyip çıkmışlar. Aslında nikahlanacak çift, en azından akıllı uslu iki şahidin huzurunda ve sözü sohbeti dinlenir, yol yordam bilen bir şahsın da önünde, birbirlerinin karı kocalıklarını şartlarıyla kabullendiklerini ikrar ederler, iş biter. Bu arada aşr-ı şerifler okunur, dualar edilir, nasihatler yapılır ve tavsiyelerde bulunulur ve böylece çaylar kahveler içilerek iki aile arasına akrabalık bağı kurulur…
İstanbullu aileler nikahlanmada işin bu faslını nasıl yapmış ya da yapacaklardı bilmiyoruz, zaten bizleri de ilgilendirmez. Resmi dairelerdeki işlemleri bitirip en son faslında işi getirmişler yetkili nikahçının önüne…
Devletin kanunları nikahçılık yetkisini sadece belediye reislerine vermiş. Eskiden köy muhtarları da bu vazifeyi yerine getiriyordu. Muhtarlar halk tarafından seçilerek geldiklerinden aralarında eski kafalıların da bulunabileceği ihtimaline binaen muhtarlara, “bunda size ekmek yok” dediler. Son yıllarımızda müftülere de bu yetki tanındıysa da, pek ileri kafalı çiftler, müftüleri ideolojik mahremmiş gibi algıladıklarından belediye reislerini tercihliyorlar…
Her neyse. Nikah günü geliyor ve davetliler salonu dolduruyor. Kanunen gereken iki şahit ile nikahlanacaklar da masada yerlerini alıyorlar. Belediye reisi, nikahçı sıfatıyla taraflara sorgulamalarını yapıyor, onların cevaplarını alıyor ve yetkisini kullanarak nikahlama yoluyla iki aileyi akrabalık bağı ile birbirlerine bağlıyor…
Tebrikler, takılaşmalar, temenniler yemekler ve ballı aylar ve masal da burada bitiyor…
Ne var ki iş bitmemiş. Nikahı kıyan nikahçı, görevden uzaklaştırılmış bir belediye reisi olduğundan, yukarı makamlarca evlenme işi olmamış, nikah yapılmadı, yok sayılmış…
İyi de, ballıayıda  ya bir çocuk mayalandıysa!
Xxxxxxxxx
Şimdi meseleyi şöyle tasavvur edelim, problem nerede ne zaman ve biçimde çözüme kavuşur?..
Kimin zararına ve kimlerin yararına, sınıflar ve cinsiyetler olarak?..
Erkek çok zengin bir ailenin tek oğludur. Ayrıca kendi hesabına Ataşehir’de onlarca kule dikmiş, yüzlerce konut sahibi bir şirketin de ana paydaşıdır. Üç beş vakit sonra öldü. Doğan ya da dünyaya gelecek çocuk resmen kimin oğlu veya kızı. Nikah yok ki ölen adamın murisi sayılabilsin…
Mayalanmanın meşruiyeti, nikahçının son noktayı koymasından önce de olmuşsa, sonraya da kalmış olsa, meşkuk…
Adam, işte şöyle böyle birisi. Zurnanın son deliklerinde yer alanlar takımından. Kızı aldatmış, ceza alarak içeri girmektense nikahlama sözüyle paçayı kurtarmış. Şimdi diyecek ya da direterek diyebilir ki, “Ne yapalım kızım, ben sözümü tuttum amma devlet baba yok saymış af etmiş. Kanunlara boynumuz kıldan ince. Sen kaderine yan…”
Ne dersiniz, komedi mi yoksa melodram mı?..
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat