Bizim batı aşıklarına-5

9 Ekim 2016 21:23
A
a
               “Endülüs Medeniyeti’nin sonu”
 
Musa İbn Nusayr’ın azadi kölesi Tarık Bin Ziyad’a nasip olan İberia Yarımadasının fethi, 780 yılı aşan Endülüs Medeniyetinin Avrupa’ya hayat vermesi sırasında 1000’li yılların son çeyreğinde dünyanın diğer bölgelerinde Müslümanların büyük başarılarından söz ediliyordu.
Selçuklu Sultanı Alparslan 43.000 yiğitle, Malazgirt’te Bizans Kralı Diogenes’in 200.000 kişilik ordusuyla karşı karşıya geliyordu. 1071’deki Karşılaşma Cuma namazının sonrasında Alparslan’ın barış elçisi göndermesi, Diogenes’in kabul etmemesi ve ardından büyük bir mücadelenin başlaması, iki saat gibi kısa süren savaşın neticesi Selçuklu Sultanı Alparslan’ın kesin galibiyetiyle sonuçlanması, Diogenes’in esir düşmesi, Alparslan’ın kendi çadırında sekiz gün ağırlaması soğuk su ikram etmesi ve uzun sürecek barış anlaşmasının yapılması, buna göre 1.500.000 altın ve 360.000 yıllık vergi karşılığında ülkesine gönderilme kararıyla yapılan anlaşma, Bizans’ın Diogenes’in yerine geçirilen kral VII. Mikhail tarafından kabul edilmez Diogenes’in gözleri de dağlanır ve İstanbul sokaklarında bir binekle dolaştırılarak hakaretlere mağruz bırakılır…
1095 Yılında topal ayaklı eşeğiyle papa II. Urban ülke ülke kasaba kasaba köy köy dolaşarak hristiyanları Kudüs’ün üzerine sevk etme çalışmaları neticesinde, günümüzde de devam eden ve tarihte “Haçlı Savaşları” adıyla anılan savaş/soykırımları başlatmıştır.
Endülüs’te ise 1200 yıllarından itibaren gerileme başlamış, yavaş yavaş Müslümanların egemenliği yerini hristiyanların güçlerini birleştirmesiyle batılı yöneticilerin kontrolüne, yani kilisenin egemenliğine geri dönmeye başlamıştır. 300 yılı aşan gerileme dönemi can sıkıcı olmakla beraber Müslümanların ehli  sünnet inancını da kaybetmelerine yol açmaktadır. Kur’an ve Sünnet çerçevesi dışında bazı konularda insiyatifle davranmalar, fevri hareketler, İsmailiye ve Fatımi akımlarının yaygınlaşması batılı aydınların ve halkın gözünde Müslümanların değer kaybetmesine neden olmuş.
Gırnata kentinde sıkışıp yaşamlarını sürdürmeye çalışan Müslümanların emiri Ebu Abdullah uğradığı baskılar sonrasında 1492 yılında bir tören düzenlenerek egemenliğin temsili olarak anahtarları Kral Ferdinand’a teslim etmek zorunda kalır. Bu olay Endülüs Medeniyeti’nin son bulması, hristiyan kilisesinin tekrar batılıları ele geçirmesi anlamına geliyordu.  
Geriye parlak ışıklı sokaklar, camiler, kütüphaneler, medreseler(üniversiteler), hamamlar, hanlar, yollarda ücretsiz hizmet veren kervansaraylar bırakıyordu.
Ne Londra’da ne Paris’te sokaklarda bir ışık veren lamba yokken, çamurdan geçilmezken bir medeniyet  “Endülüs İslam medeniyeti” Müslümanların dünyalığa meyletmeleri neticesinde yok ediliyor, yerini İNSANLARI TEMİZLENMEYE KARŞI KORUYAN kilisenin egemenliğine bırakıyordu. Asırlar boyunca bu mesele Oxford üniversitesinde “hamama girip yıkanmanın barbar ve dinsiz kimselerin adeti” olarak anlatılacak olmasıydı.
İslam inancının bozuk olarak yaşanır hale gelmesiyle bir medeniyet yok olmuştu. Ana mesele aslında buydu. Aslından uzaklaşılan İslam inancı!
İbni Haldun’un  girişi 200 sahife olan “mukaddime” kitabında; “devletlerde insanlar gibidir, doğarlar büyürler, gelişirler ve ömürleri son bulur” der. Endülüs Medeniyeti’de böyle olmuştur. Dejenere edilmiş ve ömrü nihayete ermiştir. Lakin Müslümanların batıya kazandırdıkları ahlak-edep-iktisat-hukuk- kavramları kalıcı olmuş, batının gelişmesinde önemli katkıları olmuştur.
Aradaki fark çok başkadır. Müslümanlar yazdıkları kitaplara “riya” olmasın diye isimlerini bile yazmazken, batılılar ise her yaptıkları buluştan insanlıktan büyük bedeller talep etmişler/etmektedirler.
Mesela Muhyiddin Arabi’nin eserini çalan batılılar ebced hesaplarının şifrelerini öğrenip kendileri bulmuş gibi lanse etmelerinin yanında, bir de bütün dünyanın kullandığı rakamların mucitleri Müslümanlar sadece “0”(sıfır) rakamını her kullandıklarında batılılardan patent isteseydi dünyanın en düşük para birimiyle yapılacak hesaplamayla belki de batılıların giyecek donları olmayacaktı.
Bizim şanlı tarihimize batılılar sahip olsaydılar biz Müslümanları hiç konuşturmaz “at gibi kişnetirlerdi”…
Endülüs Medeniyeti sonlanırken İstanbul başkentli Osmanlı İmparatorluğu insanlığı aydınlatma adına en parlak dönemindeydi.
Vesselam..
Bizim Batı Aşıklarımıza bir nev’i olsun yardımımız olmuştur, inşa Allah*
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat