Çok istedim, ağlayamadım, “Ayla” filminde

2 Aralık 2017 21:52
A
a
Hilmi Yavuz, “Hüzün ki en çok yakışandır bize, belki de en çok anladığımız” demiş ya bir şiirinde…
Ben küçükken Türk filmlerine ağlamaya giderdik. “Şöyle güzel bir film olsa da ağlasak” denirdi Hisar’da.
En çok ağlatan film, en iyi filmdi. Annem beyaz mendilini elinde hazır tutardı; o ağladı mı ben de ağlardım.
Dramlara, melodramlara yatkındı gönlümüz.
Filmler, bizi ağlatmak için vardı.
*******************
Can Ulkay’ın yönettiği; başrollerinde İsmail Hacıoğlu, Ali Atay ve Kim Seol’un yer aldığı “Ayla” da ağlatan bir film; hatta kahrolup, hıçkıra hıçkıra gözyaşı dökülecek sahneler var.
Ağladım mı peki?
Yok, ağlayamadım.
Bursa’nın o eski açık hava sinemalarında tükenmiş gözyaşlarım.
 
 
Ayla ve Süleyman
 
 
Kore savaşındayız…
Astsubay Süleyman Dilbirliği pusuya düşürüldükleri bir gece, savaşın yangın yerinde, öksüz ve yetim kalmış Koreli bir çocuk bulur ona Ayla adını verir ve 15 ay boyunca onu sahiplenip savaşın yıkımları ortasında şefkat ve merhamet gösterir.
Ayla’da onu baba beller.
Bu ikilinin olduğu sahnelerin insani sıcaklığı, aralarındaki uyum filmin en güzel yanı zaten.
Ancak Süleyman Astsubay Türkiye’ye dönmek zorundadır. Ayla’yı da götürmek istese de bu mümkün olmaz. Süleyman Dilbirliği’nin kavuşma çabaları da karşılığını bulmaz. Ayla ile 60 yıl sonra Seul’de buluşurlar ancak.
Tüh filmin sonunu da yazdım.
*******************
ABD sineması dünyada hegemonya kurmuş; nitekim “Hollywood” özentiliği hakimdi filmde.
Film antikomünist bir çizgideydi; açılış sahnesinden beri bu böyleydi. Kore savaşına şaşı bakıyordu.
Oysa ABD emperyalizmi o bölgede az katliam yapmamış, büyük can kayıplarına ve trajedilere sebep olmuştu.
 
 
Kore nere, Türkiye nere?
 
 
Peki ne işimiz vardı bizim Kore’de?
“Yurtta Sulh Cihanda Sulh” diyen Atatürk’ü nasıl unutmuş da Kore’ye gitmiştik.
Yazayım…
Kore konusunda TBMM devre dışıydı. 25 Temmuz 1950’de Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve Savunma Bakanı karar almış ve Bakanlar Kurulu’na onaylattırılmıştı.
Kore’ye "komünizmle mücadele" için gidiyor karşılığında NATO’ya alınmayı umuyorduk.
18 Şubat 1952’de de NATO’ya girdik zaten.
Filmde bunlar yok. Kore’de niçin bulunduğumuz, niçin yurt toprağından o kadar uzakta şehit ve gazi olduğumuz dekor bile değil.
Kore’de maalesef ABD çıkarları için ölmüştük oysa. Asıl ağlanacak da buydu.
Bu gün NATO’yu tartışıyoruz işte.
Filmde Güney Kore’de, Amerika’nın kuklalığını yapan, ülkesini acımasız faşizan yöntemlerle yöneten diktatör Syngman Rhee’ye de hiç değinilmiyor.
*******************
Film Amerikancı.
Film Hollywood’cu.
Film emperyalizme kör.
Film melodrama yaslanırken tarihi ıskalıyor.
Dünya sinemasının egemen kültür kodlarına da itirazı yok filmin.
Filmde reklamcılık da göze batıyor (Türk Hava Yolları, Hyundai, Ziraat Bankası).
*******************
Evet şefkat, merhamet, sahiplenme, kavuşma güzel duygular; filmde bunlar da var.
Bir insanın bir çocuğu koruması; ona bağlılık geliştirmesi; kol kanat germesi müthiş etkili tabii.
Ama kapitalizm ve emperyalizm yokmuş gibi yaparak, en soylu en insani duyguları, tutumları gerçek yerine oturtmak mümkün mü?
Ayla’yı yetim ve öksüz bırakan neydi?
Sonuçta “Ayla” bir savaş filmi. Savaşların neden çıktığını önemsiz bir arka plan yaparsanız;  vicdanı köreltirseniz şefkat ve merhametin içi boşalmaz mı?
Filmin Kore’de büyük kahramanlıklar sergileyen askerlerimizin aziz hatıralarına da denk düşmediği kanısındayım; çünkü film gişe kaygısıyla masalsı hava yaratıyor; gerçekleri eğip büküyor.
*******************
 “Ayla” kaçırılmış bir büyük fırsat. Konu tarihi gerçekliği içinde anlatılabilseydi başyapıt olabilirdi.
“Ayla” gişede iyi iş yapar.
 
1000
icon
Sibel Dursun 3 Aralık 2017 19:05

Çok güzel bir yazı olmuş

0 0 Cevap Yaz
Can Ertan

çok teşekkürler

0 0
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat