Et üzerindeki oyunlar…

10 Mayıs 2018 21:30
A
a
Ramazan geliyor. Gazete ve TV’lerde et fiyatlarının artıp artmayacağı, artacaksa ne miktar olacağı hususunda haberler yapılmaya başlandı… Bundan önce üzerinde pek durulmayan ve haberlere konu olmayan et fiyatları, birdenbire Ramazan yaklaşınca kamuoyunu meşgul etmesi de bir muamma… Sanki Ramazan ayından önce et fiyatları da düşüktü ve fakir fukara asgari ücret kazancıyla haftada üç dört kilo et tüketiyordu da, Ramazan gelince birdenbire et fiyatları artınca millet bu damak zevkinden mahrum kalacak. Bu oyun sadece ette olsa yüreğim gam yemez. Tüm gıda maddelerinin fiyatları Ramazan ayına mahsus yükseltilecek haberleri de basınımız da yer alıyor. Aslında bütün bu pahalılık haberlerinin arka planda, vatandaşın haber özgürlüğü ve aydınlatılması yanında, art niyetli bazı basın yayın kuruluşları da, Müslümanlar nezdinde mübarek Ramazan ayının bereketini izale etmeye yönelik algı yaratmaktır. Gıda fiyatları üzerinde spekülasyon haberleri yaparak,  Müslümanın gündemini orucun manevi havasından uzaklaştırmaktır. Sanki Müslümanlar gıda fiyatları yükselince oruç tutmayacaklar?
Cenab-ı Hak insanı yaratmış ve ilahi kanunu gereği de kulluk için hayatının idamesini günlük ihtiyacı kadar alması gereken gıdalara endekslemiştir. İlahi kanun gereği bu gıdayı vücudumuza almazsak zayıflar, hastalanır ve sonuçta malum sona kadar gideriz. Bu itibarla insan vücudunun proteine ihtiyacı vardır ve bunu en iyi de etten alırız. Bunun içindir ki et bizim için elzemdir ve önemlidir.
Bundan otuz sene kadar önce sayın siyasilerimiz ülkemizin tarım ürünleri alanında kendi kendine yetmede, dünyanın ilk beş ülkeleri arasında olduğumuzu övünerek söylerlerdi. Elhak doğruydu ve gerçekti. Tarım ürünlerimiz, ülkemiz insanın ihtiyaçlarına cevap verecek nicelikte idi. Hatta artanı da ihraç eder durumda idik. Ama yanlış tarım politikaları, çiftçilere hak ettikleri desteklerin verilmemesi, ve hele hele son iktidar sürecinde ithalatçı politikaların piyasalara hakim olması sonucu, köylümüz küstürüldü ve üretimden uzaklaştı.
Bu hatalı tarım politikalarının ülkemizi nereden nereye getirdiğini hep birlikte görüyor ve yaşıyoruz. Artık sanayi maddeleri ve teknoloji yanında tarım ürünlerinin tamamına yakınını ithalat yoluyla karşılaşıyoruz. Et, süt, bakliyat, buğday, arpa ve hatta hayvan yemi olan samanına varıncaya kadar yurtdışından getiriyoruz. Maalesef ülkemizin geldiği durumu bu… Elimizdekileri sata sata bitirdik, sonuçta elde avuçta kalmayınca yabancılara el açmak zorunda bırakıldık.
Komşu ülkelerdeki et fiyatlarına baktığımızda, bizdeki fiyatların çok altında olduklarını görüyoruz. Bizdeki kg fiyatının üçte biri, beşte biri ülkeler olduğu gibi, sekizde bir fiyatına et satan ülkeler de var. Geçenlerde belki okumuşsunuzdur, 15 km uzağımızdaki Gürcistan’dan insanlar vücutlarına et sarıp, Türkiye’ye getiriyorlar, kilosunu da otuz liradan kasaplara satıyorlarmış. Gürcistan’dan 5 TL’ye aldıkları etin kilosunu otuz liradan kasaba satsa, günde üç sefer ve her seferinde 20 kg et getirse hesap ortada, kg başına 25 TL kâr üç seferde 60 kg getirse günlük 1.500 TL kazanç… Asgari  ücretin aylık 1.600 TL olduğu bir ülkede günde  hiç sermaye koymadan 1.500 TL kazanç, çok temiz para. Et kaçakçılığı almış yürümüş… Hatta  son zamanlarda kaçakçılar da seviye atlamış olacak ki, özel araçlarına buzağılar koyarak bu işi yapmaktalarmış. Eskiden kaçakçılar sınırdan teknolojik aletler geçirerek para kazanırlardı. Bu sıralarda da sağ olsunlar başarılı iktidarımız sayesinde etten büyük paralar kazanmaya başlamışlar. Artık milletin temel besin maddesi olan et de, kaçakçıların sermayesi oldu.
“Et işinde çok para var, et para ediyor” şeklinde herkes söz ediyor ama nedense, para ettiği iddia edilen kasaplık mesleğine kimse de pek itibar etmiyor. Şöyle bir şehrimizdeki kasap dükkanları sahiplerine bakarsanız hepsinin mütevazı, ekonomik gücü normal kişiler olduğunu görürsünüz… Eh içlerinden birazcık zengin olanlar varsa da, onlar da kendi besihanesi olan esnaftır. Et işinin esas kaymağını yiyen hükümetin canlı veya karkas et ithali izni verdiği iş adamlarıdır. Onların sayısı da on beş-yirmiyi geçmez. Bu zengin kesim yurt dışından kilosunu beş-on liraya aldığı hayvanı Türkiye’ye getirir, kendi soğuk hava depolarına stoklar ve yine istediği paradan etin kilosunu tüketiciye satar. Siz hiç dışarıdan beş TL’ye aldığı etin kilosunu tamamen piyasaya sürüp yarı fiyatına tüketiciye yansıtıldığını gördünüz mü? Maalesef bu ülkede dışardan on TL’ye de et girse, bu millet gene etin kilosunu 40 TL’den yiyor. Düzen bu, sistem bu.
Ülkemizde son zamanlarda azalmış olmakla birlikte yeteri kadar sığır besleniyor. Lakin üreticinin bulunduğu köyünde, Büyükşehir Yasası ile birlikte meralar belediyeler ve onların yandaşlarına peşkeş çektirildiği için ot olmuyor, ot olmayınca da üretici hayvanlarına ithal yem vermek zorunda kalıyor. Yem fiyatları da her sene astronomik oranda arttığı için de, dolar arttıkça maliyet artıyor. Besici borçlanıyor ve sonunda damına kilit vurmak zorunda kalıyor. Mera olsa besici en az üretim maliyetinin yarısını karşılamış olur. Yıllardır hayvan otlattığımız meralarımız da son zamanlarda, moloz yığınları, fosseptik artıkları ve hafriyat deposu haline getirildi. Bir kısmına da binalar apartmanlar dikildi. Şimdilerde ise hükümet seçimler nedeniyle imar affı çıkarma hazırlığında, bu aflarda meraların ırzına geçenleri kanun temizliyor. Geçtiğimiz günlerde iş başına gelen Tarım Bakanı Fakıbaba büyük bir iştiyakla “Biraz, iki-iki buçuk ay bana müsaade etsinler et fiyatlarını düşürürüz” diye demeç verdi.  Aradan aylar geçti et fiyatları daha da yükseldi. Verilen sözde mazide boş bir sada olarak kaldı.
Ülkemiz dünyada en az et tüketen ülkeler sırlamasında ikinci sıradadır. Kişi başı yıllık et tüketimi yetkililer 25 kg dese de resmi verilere göre 15-20 kg civarındadır. Kurban Bayramı da olmasa bu oran daha da düşer.  Et ithalatında ise ülkemiz ABD’den sonra ikinci sıradadır. Lakin ABD’de kişi başı yıllık et tüketimi 120 kg civarındadır. AB ülkelerinde ise bu oran yıllık 80 kg civarındadır. Yıllık en fazla et ithal eden 2. ülke olmamıza rağmen kişi başı et tüketiminin 15 kg’larda kalması da durumun ne kadar ciddi olduğunu gösterir.
Ülkemiz seçim arifesinde olmasına rağmen bizi idare edenlerin ağızlarından çıkanlara bakarsak, vatandaşın derdine çareler üretildiğini göremiyoruz. Yukarıda hep kayıkçı kavgası, sen olmayacaksın ben olacağım kavgaları. İktidar, sanki bugünü halletmiş, vatandaşın geçim sıkıntısı kalmamış gibi, mutlu ve müreffeh bir ülke olmuşuz da bundan sonraki 2023-2071 hedeflerine yönelmiş, muhalefet de bu modaya uyarak ipe sapa gelmez vaatlerle oyalanmaya çalışılıyor. Sanki köylü bu memlekette yaşamıyor, işçi ve çiftçi unutulmuş... Umuyorum ki bu toplumun dar gelirli unutulmuş kesimleri, 24 Haziran’da kendini unutanlara hak ettiği dersleri verir.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat