Loading...

Haçlı Seferleri - 4

15 Nisan 2018 22:03
A
a
İkinci kafile ise, Almanlar ile Kuzey Fransızlarından mürekkepti. Bu kol Budovan Dö Hehno, Rehno, Piyer Dö Tol, Hoğ Düsenpol, Guda Fruva Dö Büyyon ve kardeşi Budovan’ın maiyetinde olduğu halde Tuna boyunu takip eylemişti. Üçüncü kafile ise, İtalyan ehli salibinden yani haçlılarından Sicilya’daki, Norman krallığına mensup şövalyelerden meydana gelmiş, Güney İtalya’da toplanmışlar, Norman Prenslerinden Tarentli Buahmond ile yeğeni Tankradin idaresinde, Adriyatik’ten gemilere binmişler, Epir ve Trakya havalisinden geçmişlerdi. Dördüncü kafile ise, Fransa kralının kardeşi Mermanduva Kontu ile Normandiya Dükü Roberk, Şarter ve Flander Kontlarının idaresinde oldukları halde Brindizi’ye kadar İtalya’dan geçmişler, Raymond’un takip ettiği yolu takip eylemişlerdi.
Bu kafileler gerçek bir ordu değildi. Ehli salipten her fert hiç kimsenin emrine tabi sayılmaz, kendi hesabına yolculuk etmekteydi. Haçlılar esasında tanınan, bilinen bir senyörün etrafında toplanmışlardı. Fakat buna hiçbir vakit de itaat etmek mecburiyetini taahhüt etmemişlerdi. Bu sebebe binaen hangi senyör hoşlarına giderse, hemen onun maiyeti arasına geçerdi. Mesela Papa’nın vekili Adehmar, askerlikten hiç anlamadığı gibi hiçbir ehli salipin üzerinde manevi bir tesiri de yoktu. Daha sonraları Kudüs zaptedilip de, valiliğine Guda Fruva Dö Büyyon seçildiği zaman bu zat üzerine bir çok efsaneler uydurulmuştu.
Halkın çoğu bu efsaneye göre kahraman bir şövalye ve mütevazı bir şahsiyet olarak görmüştü. Koca bir öküzün bir kılıç darbesi ile kafasını kırarken, imparatorun bayrağını bizzat taşımış, saltanatı ele geçirmeye çalışan Rudolf’u elleriyle öldürmüş, imparator bayrağını Roma süvarilerine ilk önce o dikmiştir. Aslında bu hakikat olan husus değil, Guda Fruva bütün hayatını ehemmiyeti az birkaç küçük savaşlardan ibaret olan bir başarının sahibidir. Dindar bir kimse olarak fedakar bir şahsiyet olması, onu diğer şövalyelerden farklı kılmıştı.
Kostantiniye’de Ehli Salip: Bu haçlı seferi kafileleri, m.1092 senesinde Kostantiniye’ye farklı zaman diliminde duhul etmişlerdir. Batı aleminin köylerden, tek katlı evlerden başka bir şey görmeyen bu vahşi şövalyeler, mermer saraylı, yaldızlı kubbeli, halk ile dolu, geniş yollu bu büyük şehri görür görmez hayret ve şaşkınlıktan gözleri kamaşmıştı. Görülen zenginlik ve dahası ihtişamın büyüklüğü Haçlıların ihtirasını celp etmişti. Roma kilisesinden apayrı bir hayat yaşayan Rumlar, hiçbir vakit hürmetlerini üzerine çekememişlerdi. İ
İmparatorun kızı Anna Kamnenos’un rivayetine göre bunlardan biri merasim sırasında imparatorun yerine oturmuş, imparator eskiden beri Latinlerin kaba tutumlarına vakıf olduğu için hiç sesini çıkarmamıştı. Sonra Kont Budovan, memleketin icabına göre hareket icap ettiğini ileri sürerek, ehli salip fırkasının bu sersem evladına yer göstermişti. O zaman bu haçlı ordusu şövalyesi öyle bir köpürmüş ki, imparatora gösterek: “Baksana bu herif tek başına oturmuş duruyor da, bu kadar kumandan ayakta kalıyor” diye teessürünü beyan etmişti. Ehli salip kiliselere hiç riayet etmemiş, Bizanslıları tahkirata maruz bırakmıştı.
Kadınlara tecavüz edilmiş, kilisenin müzeyyenatı yani süslemeleri yağma olunmuş, Kostantiniye ahalisi bu haçlıların zülmune maruz kalmamak için evlerine kapanmışlardı. Ehli salip yani haçlı ordusu topluluğu, Kostantiniye’ye girdiğinde Alleksiyus Komnennos, başlıca senyörlerden kendisine itaat etmelerini talep etmişti. Şehre ilk dahil olan Gudo Fruva olduğu için, bunlar Pera-Beyoğlu varoşuna yerleştirilmişti. Fakat Gudo Fruva imparatoru kendisiyle müsavi addederek, bu teklife razı olmamıştı. O zaman imparator ehli salibe askerlerini taarruz ettirmiş, Gudo Fruva’ya tebaiyet yeminini ettirmiş, sonra Anadolu’ya geçmişti. Ehli salibin diğer kısmı ise, imparatora sadakat yemini etmişler, Anadolu’da Müslümanlardan alacakları şehirleri imparatora teslim edeceklerini vaat etmişlerdi. Şark ile garbın bu ilk teması ile ortaya çıkmıştı ki, Haçlılar ile Bizanslılar birbirlerine nefretle dolu idi. Bizanslılar, batılıları gayet ahmak ve kaba addediyorlardı. Mallarının yağma, kiliselerinin aşağılandığından dolayı şikayetçiydiler. Haçlılar ise, Bizanslıları kendilerini zehirlemeyi, hatta kendilerine ihanetle suçluyorlar, onları yalancılıkla itham altında tutuyorlardı. Başka bir deyimle her iki taraf da, dinlerinden dolayı birbirlerini beğenmemezlik içinde bulunmaktalardı. Doğu dünyasının Hıristiyanları ile batı Hıristiyanlarının arasında bir türlü birleşebilme kabil olmuyordu. İmparator, Türkleri mahvetmeyi, Anadolu’yu kurtarmak için batılıların kuvvetinden faydalanmayı önemli buluyordu. Garplı senyörler ise, şarka hakim olmayı arzu ediyorlar, imparatora münkad yani iştirak etmek istemiyorlardı.
Anadolu’da Ehli Salip: Haçlılar, zulüm ve şiddeti, tecavüz-i biedebahanesi öyle bir raddeye gelmişti ki, Bizans imparatoru ehli salibi bir an önce başından savmak istemiş, onları bu sefer “Boğaziçi”nden karşı yakaya geçirmişti. Ehli salip maiyetlerinde Bizans askerlerinden meydana gelmiş bir askeri kıta bulunduğu halde İznik’i kuşatarak, şehirdekileri kurtarmak için koşup gelen Kılıç Arslan’ın ordusunu mağlup etmişlerdi. M.1097’de vuku bulan bu vaka, yani İznik’in teslim olacağı sırada Bizanslılar kuşatılmışlarla gizlice anlaşarak, şehre duhul etmişler, haçlı ordusuna karşı müthiş bir mukavemete koyulmuşlardır. O zaman haçlı ordusu, etrafına ateşler saçarak Anadolu içlerine doğru ilerlemişti. Türk süvarileri en önce ehli salip üzerine hücuma geçmişti. Fakat ‘Dorile/Eskişehir’ ovasında göğüs göğüse savaşa girişince Hıristiyan şövalyelerine karşı mağlup olmuşlardı. Haçlılar bu başarıdan sonra ıssız ve yanmış bir yayladan susuz ve erzaksız geçme mecburiyetinde kalmışlardı. Yalnız tek bir mola esnasında 500 Hıristiyan susuzluktan telef olmuşlardı.
Atların ekserisi mahvolmuş, o zaman yükleri, koçlara ve köpeklere taşıtmaya mecbur kalmışlardı. Bununla beraber, cahil ve taasup içinde olan bu bir sürü serseri zorluklara dayanabiliyor, bütün kafile Kudüs’e doğru ilerliyordu. Bu yolcular arasında bulunan Fransız şövalyelerinden biri diyor ki; “Hiç kimse birbirinin dediğini anlamıyordu. Fakat hepimiz de bir kardeş gibi muhabbetle, samimiyetle birbirimize bağlı olarak hareket ediyorduk.”
Haçlılar bu zor yürüyüşlerinden sonra Kilikya Dağlarına gelmişler, orada kendileri için samimi dostlarla, Ermenilerle karşılaşmışlar ve Kudüs’ü zaptetmek için onlardan büyük yardımlar almışlardır. Urfa’nın Zabtı: Haçlıların şövalyelerinin takip ettikleri sürdürdükleri gayeleri, hedeflerine ve ahidlerini yerine getirmek için Kamame Kilisesine vasıl olabilmekti. Senyörler ise, tam tersi şarklı senyörler ile uğraşmak, onlarla boy ölçüşmek için kuvvetlerinden istifade etmek istiyorlardı. Evvela Boahmundun yeğeni Tankrad, Kilikya sahilinde Tarsus şehrine yerleşmek istemişti. Gudo Fruva Dö Büyyon’un kardeşi Budovan ise, bununla hemen kavgaya girişmiş, Tankrad’ı Tarsus’tan uzaklaştırmıştı. Sonra da ordudan bütünüyle uzaklaşarak güneydoğuya Fırat topraklarına gitmiş, Ermenilerin yardımlarıyla ve büyük bir rahatlıkla Urfa/Ades önüne gelmişti.
O zaman Urfa’da hükümferma olan Ermeni beylerinden Toros, Boduvan’ı kendisine halef tayin etmişti. Boduvan, Toros’un ölümünü beklemeden hükmünü sürdürmek istemiş, Torosu cebren feragata sevk etmiş, Urfa kontluğunu ilan etmişti.
Antakya’nın Zaptı: Haçlı kafilesi o zaman diliminde Antakya’dan geçmişlerdi. Antakya denizden bir günlük mesafede ‘Urfont’ nehri ile sarp bir dağın eteğinde, zengin bir ticaret merkeziydi. Antakiye’de, 360 tane kilise vardı. Çevresi 450 kuleye dayalı ve o kadar da kalındı ki, üzerinden dört atlı bir arabayla geçilebilirdi. Şehir Türklerden Antakiye Emiri tarafından idare olunuyor ve pek mükemmel bir ordu tarafından da korunmaktaydı. Ehli salip yani haçlılar kafilesi Antakiye civarına geldiklerinde ordugahlarını ovaya kurmuşlardı. Bu sırada yağmurlar yağmış, erzak tükenmiş, açlık ve hastalık ordugahta hasarlar meydana getirmişti. Ordu bu vesileyle gücünden zafiyete duçar olmuş, şehrin zaptedilmesi için ise alet ve edavata yani yarayacak mekanizmalara ihtiyaç vardı. Bunlar olurken, haçlıların başarılarına dair ifadeler yaygınlık kazanmıştı. Şövalyeler ise gereken bu alet ve edevatı yapabilmeye muktedir değillerdi. İtalya’daki Hıristiyan gemiciler, Kudüs ziyaretçileri, serseriler ve korsanlar, Suriye sahillerine gelip demir atmışlardı. Buahmond bunu haber alır almaz, haçlı kuvvetlerine katılmalarını rica etmiş, minnetle bir muhasara kulesi yaptırmaya muvaffak olabilmiş, erzak meselesini de Kilikya Ermenilerinden temin edebilmişti. Antakiye kuşatması bir yıldan ziyade uzamışsa da, bu arada Kilikya Emiri Selçuk Sultanı ile ittifak gerçekleşmişti. Selçuk hükümdarı askeri yardım olarak Musul Emiri Karaboğa ile kuvvetli bir ordu göndermişti. Bu ordunun gelmesi ehli salip için, büyük bir felaketi yanında getirecekti. Fakat bu sırada Antakiye kulelerinden birinin savunmasıyla vazifeli Ermeni dönmelerinden bir asker amirine ihanet ederek, ehli salibin kumandanı sandığı Buahmond’a kuleyi teslim edeceğine söz vermişti. O zaman Buahmond, şehir kendisine vermek üzere senyörleri şehre sokacağını beyan ettiğinden fakat senyörler imparatorlara ettikleri yemini öne sürerek bu teklife razı olmamışlardı. Bu esnada Türk ordusunun yaklaşması onları buna da razı etmiş, Antakiye’yi kendisine vereceklerini Buahmond’a teklif eylemişlerdi. M.1098’in 2 Haziranı’nda, Buahmond askerlerini Ermeni subayın kumandasında bulunan kulenin eteğine getirmiş, şafakla beraber merdivenleri dayayarak hücuma geçmişlerdi. Bu esnada ise, ehli salip yani haçlılar ova istikametinden hücum etmekte olup, sokakları ele geçiriyor, Müslüman ahali ise kılıçtan geçiriliyordu. Mazlum ve biçare Müslümanları kanlara boğuyor, evleri yağma ediyorlardı. Fiemanillah. (Devam edecek)
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat