HAÇOVA’DA SEBAT ANLARI

23 Ekim 2016 21:23
A
a
Osmanlı Ordusu Mezőkeresztes Ovası'na yani Haçova üstüne yürüyerek
yürüyerek 25 Ekim günü burada mev zilendi ve düşmanı beklemeye
başladı. Avusturya-Alman ordusunda isyan halinde bulunan Erdel
kuvvetlerinin yanı sıra İspanyol, Macar, Leh (Polonyalı), Belçikalı,
Hollandalı, Papalık, Hırvat, Çek ve Slovak kuvvetleri de vardı. Başka
bir deyimle bol çeşitli Haçlı Ordusu karşımızdaydı demek yanlış olmaz.

İlk günkü çatışmalarda Kırım Hanı Fetih Giray Han ve Ağaoğlu Sinan
Paşa'nın komutasındaki Osmanlı öncü kuvvetleri Avusturya ordusuna
6.000 kişilik ağır bir kayıp verdirdi. Ancak tüm hatlarıyla Osmanlı
Ordusu'nun merkezine yüklenen Avusturya ordusu Yeniçerileri de
şaşırtan ateş gücü ile Osmanlı Ordusuna büyük kayıplar verdirdi. III.
Mehmed'in de otağa çekilmesi ve Sadrazam İbrahim Paşa'nın da padişaha
ordunun çekilmesini telkin etmesi ile orduda genel bir bozgun havası
esmeye başladı. Hamdolsun Şeyhülislam Eğri zaferinde gösterdiği
dirayeti burada da sergiledi. Nitekim, sabah olduğunda, Padişahı gene
savaş alanından çok uzakta tutma gayretleri görüldü. Hazreti Padişah
«Bilirim dün çok endişe ederdiniz yağan gülleler zarar eriştirir diye,
bir ne­ferime inen gülle sanki bana inmemiş sanırsınız» dedikten sonra
Hazinedarbaşından, Hırkai Saadeti getirmesini istedi. O, mübarek
hırkayı o İki Cihan Serverinin Hırkasını Halife-i Ruy-i zemin olarak
giydi ve «Esselatü vesselam Efendimizin himmetleriyle bize artık bu
sahrada bir şey olmaz» diyerek endişe edenlerin kuvvei maneviyelerini
yükseltti. Atına binip Sancak'ı Şerifin yanındaki yerine doğru
ilerledi. Vakit öğleyi geçtiği halde düşman henüz saldırıya
geçmemişti. Demek ki çok kuvvetli bir hücum hazırlıyorlar ve
mücahitleri asap bo­zucu bir bekleme devresine sokmak istiyorlardı.
İkindi vakti gelip çattığında bütün mevcutlarıyla hücuma kalkan
küffar, Sokulluzade Hasan Paşanın tuttuğu geçidi bir hamlede aşmış
merkeze yeniden yüklenmişti. Hasan Paşa bir sürü gibi giden küffarı
durdurmak için gayret sarf ediyorsa da muvaffak ola­mıyordu.
Merkezdeki kuvvetler bu çığ karşısında tu tunamıyorlardı. Hasan Paşaya
merkeze yardıma koşması emir olundu, fakat yardım için kuvvetlerini
yola çıkar mak istedi ise de muvaffak olamadı üstelik kendi birlikleri
de dağılmış oldu.


       Sebat Anı

Düşman kuvvetleri bir çığ gibi ordunun içinden geçmişler, artık otağı
hümayunun önle rine gelmişlerdi. Birçoğu, çadırların ipini kesip
deviriyorlar, ellerindeki flamaları hazine sandıkla­rının üzerine
dikiyorlardı. Padişahın yanında zafere inanmış­ların kendine mahsus
hali içinde soğukkanlılıkla durumu ta­kip eden ikinci şahıs, Hoca Sadeddin Efendi,
Halifenin atının dizginlerine yapışmış durmadan sabır
ve sebat telkin edici ayetleri gür bir sesle okuyordu. Bir çok
tarihçiler burada diz­ginlere yapışmayı Hazreti padişahın kaçma arzusu
göster­mesi üzerine Hoca Efendinin bunu önleme gayreti gibi
gös­termişlerdir. Bu görüşe katılmak mümkün değildir. Şüphesiz ki Hoca
Sadeddin Efendi baş taraflarda söylediğimiz gibi bu savaşın manevi
kumandanıdır. Bunu hiç kimse aksi bir şekilde iddia edemez fakat illa
Hoca Efendiye çıkarılacak bir paye için pa­dişahı düşmana sırtını
gösterecek bir cebanet biçmeye de kimsenin hakkı yoktur. O padişah ki
düşman safları arasın­dan gece karanlığında bembeyaz atıyla
kumandanına ulaşan Hazreti Yıldırım Bayezıd'ın torunlarındandı.
Hazreti padişah atının dizginlerini tutan hocasına okuduğu ayetler
için «oku hocarn amenna ve saddakna» diye cevaplar veriyordu.
Şüp­hesiz ki Kur'an-ı Kerimin her bir ayeti Müslümanın kalbine nasıl
inşirah veriyorsa Hazreti Padişahın da kalbine aynı ümit ve zafer
şerarelerini veriyordu. Ne var ki bu teşvik ve meta­nete rağmen firar
umumileşiyordu. O zaman Hazreti padişah Sadeddin Efendiye sordu:
«Efendi hazretleri şimdiden sonra tedbir nedir?.» Hoca Efendi cevap
verdi: «Efendimiz sabır ve sebat lâzımdır. Ecdadınız da, savaşlarda
böyle zor anlar yaşadılar,sebat ettiklerinden zaferler kazandılar.
İnşaallah ü Teâlâ Mucizatı Muhammed Aleyhisselâm ile zafer ehli
islâmındır» Demekteydi. Bütün ümitler azalmış hatta sönmeye yüz tutmuştu.
Artık padişahın iç oğlanları bile firara başlamışlar idi.
Bunların bile kaçtığını gören bazı askerler padişah hazretlerini
sordukların­da şu yalan cevabı alıyorlardı: «İkindi vakti bir arabaya
binip kaçtı» bu cevap üzerine firarlar son haddi bulmuştu. Padişah
burada hayli değerli kişilerin tavsiyesi üzerine makam-ı sadareti
Damat İbrahim Paşa’dan alarak, Çağalazade’ye vermek zorunda kaldı.
Muhterem okurlarım; İstanbul’da Sultanahmed civarında bulunan Topkapı
Sarayının ikinci kapısına geldiğinizde kapıda koskoca bir asker miğferini görürsünüz.
Bu miğfer Haçova zaferini temin etmiş bulunan
Osmanlı Karargah mutfağının personeline,teşekkür babında o kapıya
hâkkedilmiştir. Vakıa yazdığımız gibi olmuştur : <  Osmanlı ordusunun
merkezine kadar gelmiş Avusturya ordusunun askerlerinin yağmaya
girişmesi üzerine ordunun geri hizmetlileri olan oduncular,
çadırcılar, uşaklar, deveciler ve aşçıların ellerine geçirdikleri
kazma, odun yarması, balta, tırpanı kazan ve kepçeleri ile düşmana
karşı saldırmaya başlamalarıdır. Haçlı ordusu yağmaya katıldığından
düzeni bozulmuştu ve bu ani saldırı da bir paniğe yol açtı. Düşmanın
gerilemesi üzerine akıncılar, yeniçeriler tekrar toparla narak Haçlı
ordusunun üstüne saldırmaya başlayınca dengeler bozuldu. Bu savaşı
kazanılmasında geri hizmetlilerin katkısı olduğundan bu savaş
literatür de "Kepçe kazan Savaşı" olarak da bilinir. Osmanlı
akıncılarının da seri manevrası sayesinde muharebe sırasındaki ateş
menzili avantajını yitiren ve yağmaya girişmiş askerlerini de tekrar
disipline sokamayan Avusturya ordusu geri çekilmeye başladı. "Kafir
kaçtı, Nemçelü sındı!" nidalarıyla bozgun havası zafer havasına döndü
ve bu defa Osmanlı Ordusu tüm hatlarıyla muharebe düzenini kaybetmiş
Avusturya ordusuna yüklendi. Maximilian yalnızca 20.000 askerini
düzensiz şekilde geri çekilirken bataklığa saplanmaları sonucunda
kaybetti. İmparatorluk armalı yaklaşık 100 top Osmanlı Devleti'nin
eline geçti. Saldırı toplarını ve en seçkin piyadelerini kaybeden
Maximilian karargâhını terk ederek kaçmak zorunda kaldı. Osmanlı
Ordusu da çok kay ba uğradığından ve düşmana yeterince kayıp
verdirdiğini düşündüğünden Maximilian'ı takip etme girişiminde bu
lunmadı.> Netice olarak demek isteriz ki,ahval-i dünya,savaşların
birbirini takip edeceği ihtimalini her geçen gün
ziyadeleştirirken,mazinin ümit var kılıcı ahvali hatırlatmak maksadına
matuftur. Ülkemiz devletin bekasını tehdit eden her çeşit kötülüğü def
etmek için sıklı yumruk gibi olmaya teşviktir.
VATANSEVERLİK ASGARİ MÜŞTEREKTİR.
FİEMANİLLAH
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat