Loading...

Herkes konuşuyor…

5 Ekim 2018 21:48
A
a
Toplum içinde, insanın statüsünü ameli belirler. İnsanlar da yaşadıkları çevre içerisinde amellerine göre değerlendirilir ve kabul görürler. Sadece konuşan, konuşmalarında insanlığın faydasına öğeler bulunmayan, kavilden fiile geçemeyen, sadece ve sadece laf üretmekten başka bir şey bilmeyen kişiler ve kurumlar zamanla toplumdan dışlanır, tarih sahnesinden silinip giderler. Giderken de arkalarında kendilerini hatırlatacak hiçbir iz bırakmazlar. Arkasında olumlu bir iz bırakmadan ölen insan yok olmuştur. Halbuki bizim inancımızda ölüm bir yok oluş değil, diriliştir. Ölümümüzü dirilişe çevirmek de, arkamızda bizleri hayırla yad edecek eğitimli, kültürlü, gönlü Allah (cc) ve Peygamber sevdalısı, işleri faydalı eser bırakmak olan nesiller yetiştirmektir.
İnsanların üzerinde düşünmekten imtina ettiği bazı konulardan bahsetmek, araştırma ve okuma güçlüğü olan insanlara, kış kıyamet günü soğuk su satmaya benzer. Pek kâr getiren bir iş değildir. Hatta çoğu zaman üretip topluma sunduğunuz görüş ve fikirlerin pek alıcısı da olmaz. Ürettiklerinize alıcı bulmak bir yana çoğu insan sizinle dalga geçer. Ama gerçek insan, kınayanın ve kıtır geçenin kınamasına bakmadan hak bildiği doğru davasını tebliğ için tek başına da olsa kulvarını belli ederek adımlarını atmaktan geri kalmaz. O vazifesinin bilincinde, yaratan Rabbinin kendine yüklediği vecibelerin farkındadır. Merhum Nurettin Topçu “Yarınki Türkiye” isimli eserinin bir paragrafında bu konuyu şöyle açıklar; “Namuslu adam, elinin ve iradesinin uzanabildiği kadar geniş bir sahada harekete geçmeyi görev telakki eder. Hareketsizliği de günah olarak tanımlar.”
Günümüz Müslümanı’nın en büyük handikapı, söyledikleri ile yaptıklarının birbirini teyit etmemesidir. Hepimizin ağzından inci taneleri gibi dökülen, içerikleri çok güzel, hak, hakikat, sadakat, namus, ittihat vs. kelimeleri her platformda dudaklardan çıkar, ama bu mukaddes kavramların kendi yaşantımız ve haleti ruhiyemizde bir karşılığı olmaz. Yaşamadıklarımızı, söylediğimiz için de, ağzımızdan dökülen kelimelerin toplumumuzda bir tesiri ve karşılığı da olmuyor. Konuşmak ve yapmak, kelam ve eylem arasındaki fark, aslında bizim düşündüğümüzden daha keskin ve mühimdir. Bu fark aynı zamanda bizlerin ve içinde yaşadığımız toplum ve kurumların samimiyetini gösteren bir mihenk taşıdır. Samimiyet, söylenen sözler değildir. İnsanların söylediklerimizden anladıkları ve algıladıkları pratiklerdir. Günümüzde insanlarımızın içine düştüğü ve debelendikçe daha da derinlere gömüldüğü karanlık bir vadidir samimiyetsizlik… Farkında olmadan her alanda hep konuşuruz, ama bütün bu konuştuklarımız muhatapların belleklerine ulaşmadan havada yok olur gider. Karşımızdakinde olumlu ve kalıcı bir tesir hasıl olmaz. Nitekim bugünlerde de siyasetçilerimiz, iktidarı ile muhalefeti ile meydanlarda ve ekranlarda hep konuştular, belki de bizim gönüllerimize hoş gelen çok sözler sarf ettiler… Ama ağızlardan çıkan bütün bu sözler, daha önceleri olduğu gibi yine, bu gök kubbede hoş bir seda olmaktan ileri gitmeyecektir. Vaatler hizmetler sözde kalacaktır. İşte bir Müslüman içinde en büyük tehlike burada. Peygamber (SAV)’ın buyurduğu üzere de münafık olmanın alametlerinden birisidir, söz verdiğinde durmamak.
İslam aleminin bugünkü acıklı durumunun sebeplerinden en önemlisi de, bilgide, beceride, teknolojide teoriden pratiğe geçememesidir. Balın tatlı bir şey olduğunu herkes bilir. Ama bu bir bilgidir, teoriktir. Balı ağzına alıp çiğnemediğimiz sürece bu tatlılığı ve hoşluğu yaşayamazsınız. Bal bal demekle insanın ağzının tatlanmadığı gibi. Konuşmakla meselelerimizi halledeceğiz zannediyoruz. Ama beyhude bir bekleyiş içerisine giriyoruz. Halbuki yaratıcı ve insanlar nezdinde az konuşan ve konuştuklarını hayatında yaşayan insanlar makbuldür.
TV ekranlarına çıkıp da her konuda bilgiçlik taslayan bilim adamlarımız, kamuoyuna karşı konuştuklarında mangalda kül bırakmıyorlar. Ama iş icraata geldiğinde, bilgisayarı, cep telefonları, uçakları, araçları velhasıl bugün hayatımızın tamamında kullandığımız her türlü teknolojiyi gavur dediğimiz adamlar icat ediyor. Üretiyor ve bize astronomik rakamlarla satıyorlar. İsimlerinin önünde bir sürü payesi olan bilim adamlarımız da, sıkılmadan kullanıyoruz. Konuştuklarında ağzından inciler dökülüyor dediğimiz ulemamız, hayal alemlerinde bütün dünyayı bir anda seyri sülük eden, şeyhlerimiz, gavslarımız ve kutuplarımız nedense Bursa’dan İstanbul’a şöyle gözlerini kapayıp müritleri ile birlikte tayyı mekan edeceklerine, gavur dediğimiz adamların yaptıkları uçağa binip de gidiyorlar. Batılıların her buluşunun ardında “Bu da Kur’an’da vardı” mülahazası ile geçiştirme ve milleti uyutma yoluna seçiyorlar. Eğer Batılıların icat edip insanlığın faydalanmasına sunduğu bütün buluşlar Kur’an’da varsa o zaman Müslümanlar olarak biz neredeyiz? Niye yüce kitabımızda var olan bilgi ve hakikatleri bizler ortaya çıkarmıyoruz?
Bizim alimimiz, bizim bilim adamlarımız, yolda trafik kazası geçirmiş, her tarafı haşat olmuş bir hastaya, bu hastalığın ilacı filan eczanede vardır şeklinde eczane tarif ediyor. Halbuki hastaya o anda eczane lazım değil, onu iyileştirecek ilacı bulup, hastayı tedavi eden doktor lazım. Bizde herkes konuşuyor, ama iş yapan yok… Merhum Ziya Paşa’nın beyitlerinde görüldüğü üzere, “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” kısacası bu Türkçe beytin açıklaması da bizim atasözümüze “lafla peynir gemisi yürümez” şeklinde girmiştir. Yürümüyor da…
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat