İHANET ŞEBEKELERİ(3)

7 Kasım 2016 20:30
A
a
İngiliz siyaseti günümüzde emellerini gerçekleştirmek için artık dini cemaat, tarikat ve mezhepsel ayrılıkları kullanmaya başladı. İslam âlemi içinde İslam ve Müslümanlar için hiçbir olumlu adım atmayan, aksine uyguladığı mezhep taassubunun tabana kadar yayılmasını sağlayan, sahip olduğu Şiilik itikadını bütün Ortadoğu coğrafyasına yayma gayretinde olan bir İran’la işbirliği yaparak Ortadoğu’nun kalbine yerleştirdi. Hiçbir İslami ve insani değere bağlı olmayan, tüm aklı fikri, kalbi, asırlar önce meydana gelen elim bir olayın intikamını almak üzere kurgulanmış beyinlere sahip olan bir Haşdi şabi denilen canavar sürüsünü de yetiştirdi, ehli sünnet üzerine saldı. Bu satılmış vicdanlar maalesef atamız Yavuz Sultan Selim’den yedikleri tokadı unutmuş olacaklar ki, meydanı değneksiz köyün köpekleri gibi Irak’ta, Suriye’de istedikleri gibi at koşturuyorlar. Bugün Ortadoğu’yu kana bulayan DAEŞ örgütü de seneler önce Irak’ta Erbil de doğan bir kürt dini liderinden Abdülkerim Kestizaninin oğlu Muhammed Kestizani tarafından kurulan Kestizani tarikatının eseridir.
Atalarımız tarih tekkerürden ibarettir. Demişlerdir. İstiklal şairimiz Mehmet Akif ERSOY’da dizelerinde “ibret alınsaydı hiç tekerrür eder mi” diye feryat etmiştir. Ama bugüne bizler hep atalarımızı haklı çıkardık.  Tarihte meydana gelen olayların neden, nasıl ve niçinlerini araştırmadık. Geçmiş olayları değerlendirmede merhum Akif’in gözüyle bakmadık.
Hepimizin bildiği gibi bundan önce 1980 – 1988 seneleri arası İran ve Irak hiç yoktan sebeplerle dokuz sene birbirleriyle savaştılar. Bir milyona yakın insan öldü, her iki ülke milyonlarca dolarlarını batılı silah tüccarlarına takdim ettiler. En nihayet savaşmaktan bıkınca anlaşmak zorunda kaldılar ve her iki devlet de başladıkları yere tekrar geri döndüler. Savaş sonunda her iki devletin ekonomileri çöktü, halkı perişan oldu, Irak’ın maddi kaybı 150 milyar doların üzerinde idi. O kadar ki hastalara verecek en basit ilaç alacak gücü de kalmamıştı. Körfez savaşı sırasında ve sonrasında petrol fiyatları varili 140-150 dolarlara kadar yükselmişti. Bütçesinin yüzde sekseni petrol geliri olan Irak, kendine petrol gelirine dayalı bir bütçe yaptı. Fakat bu sırada Kuveyt birden bire petrol fiyatını varil başına 50-60 dolara çekince Irak ne yapacağını şaşırdı. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Arap ülkeleri arasında yapılan toplantılara rağmen Kuveyt petrol fiyatını yükseltmeyince 1990 yılında Irak ordusu Kuveyt’e girdi. Tüm dünya bu işgali kınadı ama fiilen Irak üzerine bir güç oluşturarak gitmek istemedi. Çünkü Saddam İran - Irak savaşı sonlarına doğru müthiş bir silah stoku yapmış, ABD bunu bildiği için zayiat vermemek amacıyla işgale müdahale etmedi. En nihayet ABD’nin öncülüğünde koalisyon güçleri tarafından 20 Mart 2003 senesinde körfez harekâtını başlattı. Irak’ı özgürleştirme sloganı altında, emperyalist amaçlarını gizledi. O tarihteki bizdeki yerel basın haberlerine bakarsak, sözde Saddam’ın İstanbul’u vuracak nükleer başlıklı füzeleri vardı, Saddam zehirli gaz üretiyor vs. gibi. ABD’nin haklılığını gösterecek algı operasyonlarını da gördük. Tüm dünyaya Saddam bir kötülük abidesi olarak tanıtıldı. İşgalin altyapısını da hazırdı.
Bu sırada Irak’ı şehirlerinden köylerine varıncaya kadar açtığı tekkelerle işgal eden Kesnizani tarikatı, bizdeki FETÖ yapılanması gibi, devletin bütün kurum ve kuruluşlarına kadar sızmış, hatta Saddam’ın yatak odasına kadar girmişti.
Saddam’ın hanımı Sacide Hayrullah, Saddam’ın oğlu ve özel kuvvetler komutanı Uday, kardeşleri Vatban ve Barzan bu şeyhin müritleri arasında idi. Hatta yine Baas Partisi Genel Sekreteri ve Saddam’ın ikinci adamı İbrahim İzzet Elduri Kesnizaninin elini ayağını öpen müritleri arasında idi. Kesnizami tarikatı, kadiriliğin bir kolu olan zikirlerini vücutlarına şiş ve kılıç sokarak yaptığını zanneden Rufailiğin bir kolu idi.  Ancak bu tarikatın lideri Muhammed Kesnizani, MOSSAD İsrail istihbaratı tarafından ele geçirilmiş, kendine ve ileri gelenlerine sınırsız şekilde Amerikan dolarları saçılarak ikna edilmişti. Hatta günlerce İsrail hahamları tarafından eğitilmiş, zikirden ziyade siyasete merak sarmıştı. Müritlerine Kuran eğitimi yerine kabala mistisizmini öğretiyordu. Şeyhin kitabı, Yahudi kabala öğretilerini, İslam mistisizmi adı altında imanlı müritlerinin beyinleri ve kalplerine kazınıyordu. Tarikatın asıl hedefi Irak Ordusu idi. Öncelikle ordunun üst tabakası, generaller, subaylar bu tarikatın müritleri haline getirildiler. Irak Genelkurmay’ı dahi ordu komutanlarının tamamı şeyh kesnizaninin müritleri oldular. Irak’ın işgalini hatırlayanlar bilir. ABD askerleri ilk önce işgal için Basra’ya inerek konuşlandılar. Ama burada ufak tefek sokak çatışması dışında bir mukavemette karşılaşmadılar. Türkiye de bile TV ekranlarını mesken edinen sözde askeri strateji uzmanları bile, Saddam ordusu ABD askerlerini Bağdat yolunda çöle çekecek orada yok edecek diye millete akıl veriyorlardı. Fakat ABD Ordusu Bağdat’a kadar yaklaştı, başında oğul Uday’ın bulunduğu otuz bin kişiden oluşan özel kuvvetleri, kara kuvvetleri, hava kuvvetlerinden hiç ses çıkmadı. Bu esnada bir tek Irak uçağı bile havalanmadı. İşte bu sırada tarikatın lideri “ABD den zarar gelmez, bugün evinizde oturmak sizin için daha hayırlıdır.” Mesajını ordudaki müritleri olan kuvvet komutanlarına ulaştırdı. Ulaştırınca ABD kuvvetleri hiçbir mukavemet görmeden Bağdat’ı ele geçirdi ve Saddam’ın önce heykellerini yıktı. Sonrada kendisini yakaladı. Irak bizim komşumuzdur. Orada cereyan eden her olay bizi de ilgilendirir. Ne hikmetse bu kadar şişirilen Saddam ordusunun hiçbir silah atmadan, ülkeyi teslim etmesinin nedenlerini, bizim istihbarat birimlerimiz araştırmadı. Eğer o tarihlerde bizim istihbaratçılarımız bu olayı çözselerdi, Türkiye’nin başına 15 Temmuz gelmezdi. 2000 yılında Irak işgal edildikten sonra CIA Kesnizani tarikatına bağlı olan Saddam’ın özel kuvvetlerindeki elemanları Irak ve Suriye’nin belli bölgelerine uyuyan hücreler haline getirerek yerleştirdi. Maksat bu gücü ileride siyonizmin amaçları doğrultusunda yeniden kullanmaktı. Bizde de aynı olmadı mı? CIA 1999 yılında daha evvel kullandığı APO’yu Türkiye ye teslim etti, bilahare kullanmak üzere aynı sene o günün cemaat lideri FETÖ’yü Türkiye den alarak ABD’ye yerleştirdi. Bundan dört sene kadar önce Irak ve Suriye’nin çeşitli bölgelerine yerleştirdiği Kesnizani elemanlarını silahlandırarak uyandırdı, DAİŞ gibi bir yapıyı bugün Ortadoğu İslam âlemi kan gölüne çevirdi. Fakat FETÖ ise aynı amaca hizmet için uyanıp 15 Temmuz da ayağa kalktı, ama karşısında bu milletin has evlatlarını bulunca amacına ulaşamadı.
Bundan sonra millet olarak oyuna gelmek istemiyorsak, geçmiş olayları iyi değerlendirmeli ve dersler çıkarmalıyız. Ülkemiz üzerinde yabancıların kurdukları oyunları ve hileleri iyi anlamalıyız. Ülkemizde ve İslam âleminde bugün olduğu gibi tarikatlar, cemaatler, sivil toplum kuruluşları ve mezheplerin yabancı istihbarat örgütleri tarafından ele geçirilip, başımıza bela edilebileceği gerçeğini göz ardı etmemeli, bu kuruluşlar üzerindeki devlet denetim mekanizmasını adam gibi işletmeliyiz. Unutmayalım ki uzaktan atılan taş bizi yaralamaz, yakınımızdakilerin attığı taş kafamızı deler…
 
1000
icon
Hikmet alb 7 Kasım 2016 23:17

BU KONUDA DEĞERLİ KARDEŞİMİN DÜŞÜNCELERİNE KATILIYORUM BEN KONUYA ASKERİ MAKSATTAN ZİYADE AMERİKANIN ILIMLI İSLAM PROJESİ GEREĞİ BÖLGEDEKİ KRALLIKLARIN YIKILMASI İÇİN ÇOĞU SUNNİ OLAN BU KESİMLERE KARŞI ŞİİLERİN YANINDA YER ALDIKLARINI ZANNEDİYORUM YANİ MEZHEP KAVGALARI ÇIKARARAK MÜSLÜMANLARI BİRBİRİNE KIRDIRIP BÖLGEDE KAOS ORTAMI YARATARAK HAKİMİYEYLERİNİ SÜRDÜRMEK İSTEMESİDİR DİYE DÜŞÜNÜYORUM

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat