İkbâl eteğinin İdbâr tuzağına kapılışı

15 Eylül 2016 22:12
A
a
Muhterem okurlarım geçmekte olan Kurban Bayramımız hasebiyle gelmiş olduğumuz alanda Yeni Marmara Gazetesi’ne yazı gönderebilmek için torunların yardımı ile yollama şansımı deniyorum. Başarırsam bahtiyar olacağım. Büyük Osmanlı tarihimin 5. cildinin 19. sayfasından günümüze uygun gördüğüm yazı ile huzurunuzdayım.
Tersane konferansı kararlarını reddetmek suretiyle Karadağ ve Sırbistan ile meseleyi hususi görüşmek ve bir çıkış yolu bulmayı beraber temin etmekti. Ancak unutuyorduk! Bize bağımlı bu iki prenslik kendi akıllarıyla değil, Rusya'nın tesiriyle bu işlere girişiyordu. Bu bakımdan isteseler de, istemeseler de, Rusya’nın çizdiği rotaya uymak zorundalar idi ve Mithat Paşa bunları nasıl düşünemez ve hesaba katmaz? Şa­şırmamak kabil değildir.
Hârici siyasette vaziyet bu durum­dayken, Mithat Paşa Kanun-u Esâsi koymakla şöhreti art­mıştı. Bu durum onun sadarete getirilmesine de imkân sağ­lamıştı. Şimdi de bütün gücüyle mebus seçimi işiyle uğraşıyordu. Mithat Paşa akşam olduğunda da, Yeni Osmanlılar de­nilen gençleri konağına topluyor, sabahlara kadar süren içki âlemleriyle her çeşit meseleye parmak basıyorlar, bu eğili­min gençlerinin ipe sapa gelmeyen cüretkâr ifadelerine ses çıkartmıyor idi ve bu arada da sohbet esnasında kendisi de devletin sır olması gelen mevzularını da anlattığı oluyordu.
Bu kişiler ise, Nâmık Kemal, Ziya Bey (Paşa), Avlonyalı İsmail Bey olup zamanın icabına pek bakmadan konuşuyor ve veli-i nimetlerinin parlamakta olan yıldızına gölgeler düşmesini hızlandırıyorlardı.
Padişah da dâhil olmak üzere işlerin savaş­sız geçiştirilmesini isteyenlerin sayısının az olmadığını gören bu grup, bütün taraftarlarıyla savaş propagandası yapıp, Mirât-ı Hakikat'in 237. sayfada, “Umumî efkârı kendi taraflarına çekmek için manevi bir destek sağlamaya da başladılar. Hat­ta Ziya Bey (Paşa) ve Kemâl (Namık Kemâl) Beyler, Sultan Bayazıt Meydanı’ndaki askerî misafirhanede bir cemiyet ku­rarak, mevki sahibi kimselerin oğullarından ve diğer gençlerden millet askeri yazmaya koyuldular. Bu cemiyetin baş­kanlığını da Mithat Paşa'ya verdiler. Aradan birkaç gün geçtikten sonra, millet askeri kaydedilenlerin grup grup Mithat Paşa’nın konağına gidip alkış tuttukları haber alınınca, Mithat Paşa’nın hasımları türlü türlü telkinlerle cemiyetin kapatıldığını, gönüllü asker yazılmak isteyen hamiyet sahip­lerinin, Seraskerlik Dairesi'ne başvurmalarını bildirmeye memur edildi. Fakat, cemiyet üyelerinin deftere kaydettikleri gençler, Seraskerlik kapısında askerliği kabul etmeyiz, biz millet askeri olacağız naralarıyla buna karşı çıktılar. Mithat Paşa’nın konağına gidip şikâyette bulundular. Bu ifadeler yer almaktadır.”
Öte yandan; bütün bunlar olurken, Şâir-i meşhur Nâmık Kemâl Bey, tahttan indirip bindirme hususundan kinaye ola­rak; “Eşşeyu lâ yusenna illa ve kad yuselles-mânası: iki defa yapılan şeyin üçlenmesi icâp eder” mısraını okuyarak Ziya Bey ile entrikalar çeviriyorlar ve saltanat sistemi üzerine aleyhte lâkırdıların başını çekmeye başlamışlardı. Bu ifade­ler saraya aksettiğinde Mithat Paşa bir güzel hizaya getiril­miş ve Namık Kemâl ile Ziya Paşa’nın İstanbul dışı görevlere gönderilmeleri emri verildi. Mithat Paşa Ziya Paşa’ya vezirlik verdirip, Suriye Valisi olarak tayin etme yoluna gitti. Namık Kemal Bey, verilen vazifeyi kabul etmeyip, İstanbul'dan çık­madı. Üstelik cüretini daha da arttırdı. Zâten; Sultan 5. Murad takımından addedildiğinden, Abdülhamit Hân tarafından üzerinde titizlikle durulmaktaydı. Bu arada da, Harp Okulu talebelerinden adı Ali Nazmi olan bir gencin, Kemâl Bey'e olan mensubiyeti ve dolabında, hilâ­fetin âl-î Os man'dan alınıp, eski sahiplerine Mekke Emiri Şe­rif Abdülmuttalib Efendi’ye verilmesi icâp ettiğine dair, bir yazı bulunması yavaş yavaş bunların suyunun ısınmasını tevlit etmekteydi. Saray bundan telâşa düşmüş bu olayla alakalı geniş bir sorguya lüzum görülmüştü. Ancak biz sorgunun akıbetine dair malumat sahibi değil isek de, umuyoruz ki Mithat Paşa bu sorgu içinde anılan zevatın başında gelmiştir. Çünkü yukarıda yazdığımız gibi, her çeşit söz ve ifade bulunduğu mecliste yuvarlanır giderdi ama büyük bir devletin sadrazamı da buna ne kadar müsaade etmeliydi?
Cayi sualdir. Fiemanillah.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat