Loading...

İkinci evre talebeliği: 30’lu yaşlar

7 Kasım 2018 21:25
A
a
Hayat gerçekten 40'ta başlıyor olmalı ki, o yaşa yaklaştıkça aldığınız her nefesin ne büyük bir nimet olduğunu idrak etmeye başlıyorsunuz. Bilmek ile yaşamak farklı. Örneğin: bardağın içindeki şeffaf sıvının su olduğunu bilirsiniz, ama onu içmeden tadına varamazsınız. Vücudunuzun ihtiyacını karşıladığını suyu içmeden anlayamazsınız. Onu içmeden mutlu olmazsınız. Serinliği ve ferahlığı anlamanız mümkün değildir. Bilmek ile idrak etmenin farkındalığını, otuzunuzdan sonra anlıyorsunuz... Yaşadığınız an çok daha kıymetleşiyor, bu sebeple yaşamın keyfine kat be kat varmaya başlıyorsunuz.
 
Gençliğin verdiği o heyecanlı dönemi, büyük hezeyanlarla geçiriyorsunuz. Ağlıyorsunuz/gülüyorsunuz. Dinlediğiniz şarkılarda hayal kurmayı öğreniyorsunuz ama kurduğunuz hayal bile yaşadığınız genç yaş sürecinin verdiği bir doneden ibaret kalabiliyor.
Ya otuzunuzdan sonra…
Otuzunuzdan sonra her şey değişiyor. Bunun ilk belirtisini yirmili yaşların sonlarında fark etmeye başlıyorsunuz. Önceden size çok sıradan gelen bir takım davranışlar ve şekiller ortalama 28 yaşından sonra sizi rahatsız etmeye başlıyor. 33’ten sonra gençliğinizde ağladıklarınıza acıyıp, neden üzüldüm ki, neden bu kadar kendimi şu konu için yıprattım ki şeklinde hayıflanarak kendinizi çek etmeye başlıyorsunuz. Hayat görüşünüz, acı anlayışınız bile değişmeye başlıyor. İstediğiniz tek şeyin, ihtiras, heyecan, aşk değil, sadece manevi huzur ve yaradana aşk olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü geçirdiğiniz dönemin bomboş bir hayat felsefesi ile dans ettiğinizi anlıyor o boş klavyenizi harcıyorsunuz.
 
İşte bu noktadan sonra değişiyor her şey, camınızın önündeki ağaçtan bir şiir yazmaya başladığınız o olgunluk dönemi geliyor. Yine camınızın önündeki bir kuştan feyz almaya başlayarak etrafınızdaki canlıların ihtiyaçlarını daha bir düşünüyor ve hassaslaşıyorsunuz. Kendinizi etrafınızdaki tüm canlılara, insanlara adamaya başladığınızı görüyorsunuz. Düşündüğünüz tek şey onların mutluluğu oluyor ve o mutluluktan siz de besleniyorsunuz. Aldığınız nefesin değerini, suyunun tadını alır gibi alarak idrak etmeye başlıyorsunuz. Memleket meselelerine çok daha fazla kafa yorup, mis gibi kokan kitaplara sarılıyorsunuz. Önceden romantik bir akşam yemeği olarak gördüğünüz mum sizin için eşsiz, büyüleyici bir atmosfer sağladığını fark ederek, gece lambası yerine mumu kullanabiliyorsunuz.
 
Tüm düşünceleriniz, zevkleriniz, umduklarınız ve her şey değişiyor. Eğer gençliğinizde sağlam dostluklar kazanmayı başardıysanız, o dostlarla bir ömür devam ediyorsunuz. Estetik ve zarafet arıyorsunuz. Kaba ve duygusuz olan, size negatif enerji veren tüm konu ve insanlardan uzaklaşıyorsunuz. Aradığınız ve istekleriniz mutluluktan beslenmenin yolu: sevdikleriniz, huzur ve zarafet oluyor. Bu mobilyalarınıza, dost çevrenize kadar yansımaya başlıyor.  Kendinizde bu değişikliği fark ettiğinizde yaşınız otuzun ortaları oluyor. Doğal olarak en güzel yaş otuzmuş derken, halk arasında bilinen “hayat kırkında başlar” sözünü düşünmeye başlıyorsunuz. Şu an o kadar mutlusunuz ki, kim bilir 40 yaş insana ne tür sürprizler getirecek, neleri idrak edip, nelerle meşguliyetten büyük keyif alacaksınız bunun heyecanı başlıyor. Hayat 40’ında başlıyor ama ilk işareti 30 yaşınızdaki farkındalıkların verdiği mutlulukla 40 yaşın müjdesini aldığınızı fark ediyorsunuz. Hayat, insanların görüşlerinden dolayı ayırmaya değmediğini, insanı insan olduğu için sevmeyi ve paylaşmayı öğreniyorsunuz. Bunu gençlik döneminde de biliyorsunuz fakat yukarıda örneklediğim gibi suyu içmeden idrak edemiyorsunuz. Bilmek ile onu yaşamak/idrak etmenin ne kadar farklı olduğunun  farkındalığına varıyorsunuz. Bu dünyadan göçmeden önce insanlığa katacak eser bırakmanın ne denli mühim olduğunu anlayıp, “ikinci evre talebeliğine” soyunuyorsunuz. İnsana, insanlığa küçükte olsa faydalı bir eser bırakabilirsek ne mutlu bize diyorsunuz…
Selamet ile.
 
1000
icon
Nur YEŞİL 8 Kasım 2018 09:33

Kutlarım kardeşim💝Güzel,içinde bir çok doğruları aktaran ,bu yaşlarda,farkındalıkları farketmeden yaşayan tüm insanlara ışık tutacak bir yazı...Çevresindeki insanların mutlulukları..Yine tarafından oluşan güzelliklerin farkında varıp,mutlulukla beslenen..POZİTİF! olabilme ilkesi ile yaşayan insanlar kısmı o kadar önemli ki...Önemli çünkü ;Günümüzdeki insanlar,malesef mutsuzluklar la,sevgisizlik le besleniyor.Yine malesef ki,yaş aldıkça bu negatiflik,bu bencillik katlanarak devam ediyor.. İnsanoğlu ; Yaratanı,yaratılış sebebini, kendini ,yine yaratan ötürü tüm yaratılan canlıları sevmesi koruması ve kendinde haiz olan güzellikleri farkedip,iyiye..Doğruya ,güzelliklere yönlendirmesini,gönül gözünü açmayı bilse..Bu kadar öfke..Kin..Şiddet..Mutsuzluk..Sevgisizlik..Olmayacak..Tabi ruhen ve bedenen sağlıksız bireylerde.. Kalemine,düşüncelerine sağlık Pınar cım..💝 Yalnız....Hayat kırkında başlar esprisi olsada😊50 sine merdiveni dayamış bir 20 lik olarak; 50 li yaşlar yazını bekliyorum

0 0 Cevap Yaz
atilla özdür 7 Kasım 2018 23:59

Romantik gerçeklik ,pek de hoş kaçmış. Vağonlara, vapurlar veotobüslere girdiğinizde hemeh herkesin elinde birer aynalı telefon, hatta dışarıda yürüyenlerin bile.Kaalabalıklar içinde yalnızlık sendromundan huzura kavuşturacak biriksirgibi yapışmışlar adeta içmek için. Evleniyorlar bilmecburiyetten. Hanımın şiparişlerini kotarıp getiremiyenne karşı, eli boş dönene karşı bir umudsuzluk burgusu işliyor hanımın iç dünyasına.. Yaşlananlar yavaştan yavaşa telefonlarını atıyor ve insana ve insanlığa faydalı bir eser bırakaaamamanın ızdırabıyla kavruluyor, beşerih ve vicdani duygularını kaybetmemişse eğer.. Romantik gercekler maalesef eskilerde kaldı. Zalim kapitalızm, insanı insanlıktan çıkardı. Çalıştırılanların kahir ekseriyeti asgari üçretli onlarda kayıt dışı. Ah be hanım kardeşim...

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat