Kalbim orada kaldı

10 Kasım 2016 21:57
A
a
Serap’la (Erdoğan) bundan uzun yıllar önce Radyo S Haber Merkezi’nde birlikte çalışmıştık.
 
Haber spikeriydi Serap.
 
Heidi gözlüdür.
 
Hani Johanna Spyri’nin yazdığı çocuk romanı var ya bilir misiniz?
 
Teyzesi Dete'in yanında büyüyen Heidi küçük yaşta anne ve babasını kaybeder ve 5 yaşına geldiğinde teyzesi onu İsviçre'nin bir dağ köyünde yaşayan dedesi Almöhi'yinin yanına bırakır.
 
İnzivaya çekilmiş yaşlı ve huysuz bir adam olan dede marangozluk yaparak ve keçilerinden elde ettiği sütlerden peynir yaparak geçimini sağlamaktadır.
 
Başlangıçta Heidi'yi istemeyen bu adam, teyzesi onu bırakıp gidince mecburen onun bakımını üstlenmek zorunda kalır.
 
Sevimliliği, yaşama sevinci ve tükenmeyen coşkusuyla kısa sürede kendini dedesine sevdirir Heidi.
 
Sonra köyde çobanlık yapan Peter’le de tanışırlar ve tam bir dağ kızı olur.
 
İşte bu romanın bir “çizgi filmini” yapmışlardı Japonlar daha sonra.
 
Kocaman, menevişli iri gözbebekleri vardı çizgi roman kahramanının.
 
Ve parlaklığından ötürü en yakınındaki ışığı yansıtır, adeta aydınlatırlardı dört bir yanı Heidi’nin gözleri.
 
Işıl ışıl deta gülerdi onlar.
 
Serap’ınkiler de işte o gözlere benzerler.
 
Dupduru bir güzelliği vardır Serap Erdoğan’ın; içi de ruhu da güzeldir aynı zamanda...
 
Kendisiyle uzun yıllardır görüşemiyoruz.
 
Ancak, teknolojinin bir nimeti ki zaman zaman Facebook’tan haberleşebiliyoruz.
 
Önceki yıldı sanırım…
 
Serap’ların kedisi vefat etmiş.
 
O da Facebook’tan üzüntüsünü paylaşmış.
 
Ben de güya aklımca muziplik yapıp ortamı rahatlatacağım ya?
 
Altına yazdım, “rahmetlinin neyi vardı” diye?!.
 
Uff!
 
Gelen cevap sıkı bir tokat gibi sert, bir ustura kadar keskin ve çarpıcıydı.
 
“Rahmetli 13’ncü kattan düştü!..”
 
Ne kadar utanmıştım anlatamam.
 
Utanmıştım ama Serap’ın ve evladının acısını o sıra henüz anlayamamıştım.
 
Ta ki dün ailemizin kedisi Kezban’ı kaybedene kadar!
 
Onca acı yaşanmışlıkların ardından “artık beni kolay kolay hiçbir şey ağlatamaz” diye düşünürken sabaha karşı hıçkırıklara boğulduk evde.
 
Tam 10 gündür hastaydı.
 
Ayşe ablası (Yazıcı) yine elinden geleni yapmış ancak bu kez ecele karşı gelememişti Kezban hanım.
 
Meğerse tüm kaybettiklerimin yerine koymuşum onu.
 
Hepsini birden aynı anda tekrar yitirmiş kadar içim acıdı.
 
Oysa biliyor musunuz toplam 12 yıllık ömrü boyunca bir sefer bile sevemedim onu!
 
Tırmalardı, sevdirmezdi kendisini!
 
Yalnızca sırt kaşıma aparatıyla dokunmama izin verirdi.
 
Bir kedi gibi sadece kendi seçtiği tarzda mağrur ve gururla yaşadı, bir kedi gibi sessizce acısını hiç belli etmeden öldü.
 
Gizli bir anlaşma vardı aramızda.
 
“Mavv” diyerek yanıma gelir, sonra ne istiyorsa oraya götürürdü beni.
 
Yemekse yemek, suysa su, yok eğer balkona çıkmak istiyorsa direkt kapı.
 
Kızım bir okul dönüşü henüz minnacık bir yavruyken bir çöp kovasının içinde miyavlarken bulmuş onu.
 
Sonra, annesinden gizli saklı balkonda beslemeye kalkışmış.
 
İşte o gün bu gündür ailemizin 6’ncı ferdi oldu Kezban.
 
Eve temizliğe gelen kadının yanında getirdiği kızı sallanan sandalyeye oturmaya kalkışınca kuyruğunun ucu kopmuş, yine Ayşe ablası tarafından onarılmıştı.
 
Ne çok kahrımızı çektin be Ayşe sen bizim.
 
Hakkın asla ödenemez senin.
 
Kezban’ın bedeninde vardı iki büyük ameliyat…
 
Bahçeyi bekleyen Ayça Hanımın tümörden ötürü rahmini, altı memesini birden aldın geçmişte.
 
Hatırlar mısın, Ayça ilk doğumunu yaptıktan sonra böbreklerini üşütmüştü de son anda fark edip derhal tedaviye başlamıştın o sene?
 
Ölüyordu köpek az daha ardında minnacık yavrular bırakarak.
 
İyileştikten sonra seni ilk gördüğünde iki ayağı üstüne kalkarak nasıl da sarılmıştı sevgi ve şükranla değil mi?
 
Beyaz bey var bir de bahçede, ailenin 6’ncı ferdi, 15 yıllık emektar; onun da yaşlılıktan ötürü bir gözü kör oldu.
 
Komşumuz Sevim Hanıma aşık Beyaz Bey, var ya, onu görünce ilerlemiş yaşına rağmen nasıl da kur yapıyor inanamazsınız!
 
Beyaz’ı da kızım bulup getirmiş sokaktan.
 
Ayça da öyle, henüz el kadar bir yavruyken zatürre ve parazitten ölmek üzereydi Ayça.
 
Ayşe ablası yaşama tutundurdu onu da.
 
Bir yanımız çok eksik şimdi.
 
Kezban’ımız yok artık.
 
Aldım onu Uludağ yolunda ulu bir ağacın altına bıraktım, geldiği doğaya bir an önce tekrar kavuşsun diye.
 
Kalbim orada kaldı.
 
1000
icon
Erdal GENÇ 11 Kasım 2016 08:27

Kuşu ölen bir çocuğa taziyeye giden Peygamberin ümmetine yakışmayan hareketlerde bulunuyoruz. Teşekkürler Mehmet Ali YILMAZ Bey, sevgiyi bize hatırlattığın için...

0 1 Cevap Yaz
Hikmet alb 11 Kasım 2016 08:11

BÜTÜN ÖLÜMLER İNSANI ACIYA BOĞAR EĞER ÇOK SEVİLEN BİR ŞEY İSE ONUN ÜZÜNTÜSÜ DAHA ETKİLİ OLUR DEĞERLİ KARDEŞİMİZ DE MİLLET OLARAK BU AYRILIKTAN DOĞAN KURTARICISININ ANMA TÖRENLERİNE RASTLAYAN YAZISI BU ACILARI TEKRAR HATIRLATTI SEVİLEN BİR ŞEYİ KAYBETMEK SEVENLERİNİ ÇOK ÜZER ONUN ÜZÜNTÜLERİNİ ANLIYORUM VE SABIR DİLİYORUM BELKİ ONUN YERİNİ DOLDURACAK BİRİSİNİ BULUR DA ÜZÜNTÜSÜ HAFİFLER SEVGİLER

0 0 Cevap Yaz
Sahin 10 Kasım 2016 23:22

Bir kedi kaybetmenin ne demek oldugunu anlayamaz kedisi olmayanlar. Cok uzuldum hemde cok.

0 1 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat