Kan kimin için dökülüyor?

10 Kasım 2016 21:52
A
a
Eski ata toprağımız Musul üzerinde birkaç haftadan beri devam eden bir haçlı operasyonu var. Ellerinde her türlü silah ve maddi güçleri olan bir rivayete göre 36 ülkeden müteşekkil bir uluslararası koalisyon gücü, tankıyla, topuyla ve uçakları ile havadan ve karadan topyekün imha hareketi başlattılar. Bilindiği üzere, Musul öteden beri Irak’ın en büyük üç şehrinden birisidir. Nüfus olarak yüzde 80’i ehli sünnet olan bu şehirde çoğunluğu Sünni olan Araplar yaşıyor. Türkmen nüfusu da oldukça fazla olmasına rağmen DAİŞ’in istilasından sonra Türkmenler’in çoğu göç etmek zorunda kalmışlardır. Tarih boyunca yer altı ve yer üstü zenginliklerini bünyesinde bulunduran bu şehir, Irak’ın petrol yatakları bakımından da en zengin bölgesidir. Bunun içindir ki Musul’da silah ve bombalarından çıkan ses ve dumanların gürültüsü, sanıldığından daha yükseklere çıkıyor. Bu manada dünyayı idare etme iddiasında olan küresel emperyalizmin Musul üzerinden yürüttüğü propaganda savaşı, cephede verilen savaştan çok daha kapsamlı ve geniş çaplıdır.
Küresel güçlerin Musul üzerinden yürüttüğü senaryonun birinci perdesi bundan üç sene kadar önce oynandı ve kapandı. Zira bundan üç sene önce ABD tarafından kurularak silahlandırılıp Ortadoğu’da piyasaya sürülen DAİŞ denilen bir örgütün en fazla bin kişiden müteşekkil bir grup ellerinde Keleş tabir edilen silahlarla Musul üzerine yürüdüler. O tarihte elinde yüz ellibin kişilik ordusu  olan ve  tankı ve tüfeği ile birlikte ağır silahlarla donatılmış Irak ordusu hiç silah atmadan ve elindeki tüm silahlarını  da bırakarak Musul’u DAİŞ’e teslim etti. Daha doğrusu ABD tarafından teslim ettirilerek, DAİŞ de silahlandırıldı. ABD doğrudan ağır silahları DAİŞ’e vermiş olsa, dünya kamuoyunda teröriste yardım eden bir ülke durumuna düşecekti. Kaldı ki Musul’un kuzeyinde büyük bir Amerikan üssü de mevcuttur. Irak ordusunun ağır silahlarını bıraktırmakla ABD hem DAİŞ i silahlandırdı ve hem de teröre yardım eden damgasından da kurtulmuş oldu.
Şimdilerde ise Musul üzerinde, Musul’un kurtarılması operasyonu adı altında ikinci perde sahneye konuldu. Daha evvel Musul’u DAİŞ’e teslim eden güçler, daha doğrusu küresel güç odakları bütün dünya ile ittifak kurmuş durumda. İsimlendirme ilginç “Musul’un kurtarılması operasyonu” Bu operasyonda küresel güçler desteği havadan veriyor. Askerini kara harekâtına katmak istemiyor. Bu harekâta ise fiilen rejim ordusu, Peşmerge ordusu ve Irak’ tahminen yüz bine yakın militanı bulunan İran’ın Şii  Haşdi Şabi güçleri… DAİŞ denen örgütün milis gücünün tamamı en iyimser kaynaklara göre yirmi-otuzbin civarında, ayrıca DAİŞ’in elindeki başka toprak parçalarının korunmasında kullanılan güçler çıkarıldığı zaman en fazla iki-üç DAİŞ militanı Musul’da olabilir. DAİŞ vazifesi gereği işgal ettiği topraklarda doldur- boşalt taktiğini uyguladığı için de, militanları göç eden halkın arasından Musul’u terk ederek ve eski anlaşma gereği Musul ahalisini PYD-Peşmerge, rejim güçleri ve tarihin geçmiş sayfalarında kalan bir intikamı bugünkü ehli sünnetten almak isteyen Şii Haşdi Şabi’nin insafına terk edilecektir. Zaten günlerce koalisyon güçleri tarafından yapılan hava operasyonlarında Musul yerle bir olmuş vaziyette. Bir de Haşdi Şabi ve PYD gibi it sürüleri de Musul’a girdiğinde varın katliamın boyutlarını siz düşünün! Zaten küresel güçlerin gayesi de Musul’u kurtarmak değil, demografik yapısını Şiiler lehine çevirerek, orada sorunlu bir bölge yaratmaktadır. Bir operasyonun kurtarma olabilmesi için halkının gerçek anlamda özgürlüğüne kavuşturulması, bir tehdit ve tehlikenin elinden alınarak insanca yaşam koşullarına kavuşturulması demektir.  Halbuki Musul’da sergilenen oyunda, Sünniler belki DAİŞ tehdidinin elinden alınacak ama, daha büyük bir tehlike olan Haşdi Şabi gibi canavar bir yapıya teslim ediliyor. Bu örgütün şimdiye kadar kontrol altına aldığı bölgelerde sergilediği vahşet ortada ve herkesçe de bilinmektedir. Sonuçta Musul koalisyon güçlerinin eline geçecektir. Fakat daha sonra masaya oturulduğunda ise Musul , İran’ın himaye ve kontrolünde olan Şiilere bırakılmayacak kadar da önemlidir.  Zira ABD ileride ne yapacağı belli olmayan bir İran rejiminin güdümündeki bir Şii grubuna sofradan önemli bir pay çıkarmaz. Irak ordusu zaten ABD güdümündedir. Maşa olarak kullandığı Peşmerge ve PYD’ye ise bizim güney sınırımızda komşu bir PKK devletine izin verdiği için PYD ve Peşmerge de bununla yetinecektir. Şii Haşdi Şabiler’in yaptıkları katliamlar sonucunda Ortadoğu’da Sünni ve Şiiler arasında büyük kin ve nefret tohumları da ekilecektir. Velhasıl küresel güçler şu anda Ortadoğu’da bir taşla beş-on kuş birden avlayabilmenin yollarını açmışlardır.
Şurası açık ve seçik görülüyor ki, bugün Irak ve Suriye’de dökülen kanlar, yıkılan ve yok olan yuvalar hep İngiltere içindir. Geçenlerde  internete kadar düşen haberlerde bugünkü Irak hükümetinin yapısına bakarsak tamamen İngilizler’den oluşan ve İngiltere’nin kontrolünde ve İngiliz menfaatlerini koruyan üyelerden oluştuğu görülüyor. Ara sıra efendilerinden aldığı güçle ortada Türkiye’ye posta koymaya çalışan bir başbakanı var. Adı İbadi. Memleketi yolgeçen hanına dönmüş haberi yok. Önüne gelen devlet Irak’a girmiş, mevzi tutmuş orada diğer devletlerle iş tutuyor haberi yok. Fakat pali köpeği gibi yerli yersiz Türkiye’ye tehditler yağdırarak başbakan olduğu hissine kapılan Irak Başbakanı İbadi, bir İngiliz vatandaşı. Maliki’den sonra, İngiltere’den alınıp koltuğa oturtturulmuş bir başkan İbadi. Irak’ın cumhurbaşkanı ve tepedeki adam Fuat Masum, Kanada vatandaşı. Cumhurbaşkanı Danışmanı Ayad Altavi, Dışişleri Bakanı İbrahim Caferi, eski petrol bakanı Adil Abdül Mehdi, eski maliye bakanı Hoşyar Zebari başbakan İbadi’nin danışmanı Baha el Araji’nin İngiliz vatandaşı olduğu açıklandı. Tamamına yakını İngiliz vatandaşı olan bu zatlar, elbette ki Irak halkına değil, kendilerine bu imkânları sunan ve bu mevki ve makamlara getiren İngiltere’ye hizmet edecekler ve İngiliz menfaatlerini koruyacaklardır.  Bugünkü Irak hükümeti tamamen İngiliz kuklası olmuş bir hükümettir. Dolayısı ile bugün Ortadoğu’da dökülen kanlar, ülkeler için değil tamamen İngiltere için dökülmektedir. Nasıl bir akıldır ki, dökülen har damla kanın sebebi İngiltere olduğu halde, oluk oluk her gün kan akan bu ülkelerde nedense, İngiltere’nin adı ortalarda hiç telaffuz edilemez. Ne Türkiye’de ve ne de İslam ülkelerinde İngiltere aleyhine basında ve medyada ne bir yazı ne de bir görüntü göremezsiniz.  Bunun tek nedeni ise İngiltere’nin bugünkü küresel sistemin beyni oluşunda gizlidir. Dünyayı bugün dizayn eden üst akıldır İngiltere. ABD ise onun sopasıdır. Kore’de, Vietnam’da, Afganistan’da, Irak’ta ve Suriye’de, ABD sahip olduğu güç ile sopalık görevini yapmıştır.  Maşaları ise yer ve zamanına göre birden çoktur. Bazen El Kaide, bazen Hizbullah, bazen DAİŞ ve bazen de Haşdi Şabi  gibi isimler altında kullanılmıştır. Bugünkü İslam alemindeki  taşeronu ise tarihte ve dünyada mezhep yayılmasını güden İran’dır. Finansmanı ise kendisi değil yine Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri tarafından temin edilmektedir. Türkiye bu oyunun perde arkasını iyi görmeli ve şuursuzca oynanan bu oyunun bir parçası olmamalıdır.
 
1000
icon
Hikmet alb 11 Kasım 2016 08:56

BU DÜNYADA KAN İLE BESLENEN VAMPİR ÇOK AMAN BU KAN BİZE BULAŞMASIN TEMİZLEMEK ÇOK ZOR

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat