Kendimizi ve çevremizi tanıyor muyuz

8 Haziran 2018 21:41
A
a
İlk çağlarda yaşayan insanlar öyle başı boş “ham-hum, kem-küm diye konuşmuyorlardı. Yıllarca okullarımızda ilk-orta-yakın-yeni çağ diye temsili resimler asılarak bizlere insanlığın tarihi aslından farklı lanse edilmeye çalışıldı. Neymiş ilk insan evrim geçirmiş, önceleri maymunmuş, daha sonra ellerini ayaklarını oynata oynata evrimleşip bu günkü bedenine kavuşmuş.
Her platformda çürütülecek masallara yıllarca sessiz kalınmış. Neden? Bilimden uzak batı aşkıyla, batının bize sunduğuyla yetinildiği için.
İlk insan bir kere peygamberdi. Kendisine vahiy geliyor ve tebliğ yapıyordu. Paldır-küldür mü konuşup tebliğini yapacaktı? İşaret dili mi kullanıyordu?
Sonra canlılar yaratıldığı andan itibaren hücrelerindeki farklılıklar apaçık ortadayken bu iddialar hem akıl alabilecek hem de kabul edile bilecek gibi değil.
Dilerseniz canlıların hücresel özelliklerinden kısaca bahsedelim.
 
Allah CC cansız varlıklardan hayatı var ediyor. Taş toprak ve su.
 
Taş, “kimyasal bileşimi ve fiziksel durumu değişiklikler gösteren, rengini içindeki maden tuzlarından ve oksitlerinden alan, katı, sert ve sağlam madde” olarak tarif ediliyor. Dünyada öyle taşlar var ki içerisinde bal tadında pınarlar barındırıyor. 
 
Toprak, “yerkabuğunun, toz durumuna gelmiş türlü doğal kütle kırıntılarıyla, çürümüş organik cisimlerden oluşan ve canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü” diye tarif edilmekte. İnsanın da hammaddesi olan toprak hem taş hem de suları kucaklayan kara parçası.
 
Su, “iki hidrojenle bir oksijen atomundan oluşan, doğal sıcaklıkta sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde” deniyor. Dünyanın dörtte üçü sularla kaplı, aynı orana insan vücudunda da rastlıyoruz, bir tesadüf mü dersiniz? Belki de yaratıcımızın kurduğu denge bunu gerektiriyor.
 
Taş, toprak ve su cansız varlıklar, canlılara can veren varlıklardır. Canlılar, topraktan gıdalarının sağlanmasından dolayı “toprak ana” adını vermişler. Dünyadaki tüm canlılar toprakla haşır neşir oluyorlar. Sudaki balıkları barındıran suyu da toprak bağrında barındırır. Bitkilerin evleridir toprak ana. Hayvanlar ve insanların da üzerinde yaşadığı gezindiği geçimlerini sağladığı varlıktır aynı zamanda. Yerçekimi ile topraktan ayrılmamız engellenmiş. İnsanlar ve hayvanlar topraktan yaratılmış. Topraktan yaratılan bedenimizin besin kaynağı da toprak ve toprakla beslenenlerden elde ediliyor. Bedenimizin dışında da ruh yaratılmış ve bize emanet edilmiş. Ruh ise Allah tarafından bedenimize lütufta bulunulmuş. Dolayısıyla nasıl topraktan yaratılmış bedenimiz toprak ve topraktan gelenle besleniyorsa, ruhumuzda Allah’tan geldiği bize verildiği için Allah’tan gelenle beslenmekte.
Ruhun beslenmesine ilahi beslenme de denebilir. İlahi beslenme vahiyle olur. Allah insanların içinden seçtikleri kimselere diğer yarattığı insanlara vermediği bazı görevler verir. Bu görevler insanların ilahi besinlerle beslenmesini sağlar. Bu beslenme sistemine din denir. İlk insanın yaratılmasından itibaren din, İslam olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla ruhun beslenmesi İslam’dan olur. 
 
Cansız varlıklardan sonra yaratılmış canlı varlıkların da gözden geçirmemizde fayda var. Zira iddia edildiği gibi insanoğlu evrim geçirmiş mi geçirmemiş mi, düz mantıkla yaratılış farklılıklarından haberdar olmalıyız.
 
Canlıların hücre yapıları bize bazı fikirler verecektir. Bu nedenle hücre yapılarına göz atmamız faydalı olacaktır.  
 
 
Bitkiler-hayvanlar-insanlar.
Bitkiler
Bitkiler veya nebatların hücre yapısı olarak kromozonlarında tek boğum bulunuyor. Tek boğum, canlı olma özelliğini sağlıyor. Bitkiler doğarlar büyürler faydalı olurlar ve hayatları son bulur. Yüce Rabbimiz yaratıcımız böyle takdir etmiş.
Havyanlar
Hayvanların, hücrelerinde bitkilere nazaran bir boğum fazlalık bulunuyor. Bu ikinci boğum hayvanların hareket etme, ses çıkartma gibi özelliklere sahip olmasına sebeptir. Siz hiç çevrenizde bir çiçeğin veya ağacın seyahat ettiğini gördünüz mü? Ya da bir elma meyvesinin dalındayken bir ot ile muhabbetine şahitlik ettiniz mi?
Hayvanlarda böyle bir farklılık var, çünkü yaratılışlarından kaynaklanan farklılık söz konusu.
İnsanlar
Diğer yaratılmış mahluklara göre insan hücresindeki kromozonların boğum sayısı üç tanedir. Hem bitkilerden hem de hayvanlardan boğum sayıları fazladır. İnsanlar canlıdırlar, ses çıkartıp hareket edebilirler, aynı zamanda irade sahibidirler. İlk insan olan Adem Peygamber böyle yaratılmış, günümüze kadar yaratılmış olanlar da aynı hücre yapısıyla yaratılmışlar ve dünyaya teşrif etmişler. İddia edildiği gibi hiçbir hayvan bitki veya başka bir insan maymun iken evrim geçirmiş değildir. Bitki ve hayvanlarda olmayan üçüncü boğum insanın irade sahibi olmasına neden oluyor. İradesiyle karar alıyor, çevresini dizayn ediyor. İradesiyle yaptıkları veya yapmadıklarından dolayı imtihana tabi oluyor. Bu imtihanda başarılı olduğunda mükafat, başarısız olması durumunda ise cezaya uğruyor.
Siz bir araya gelip de kedi veya köpeklerin “yahu bizler sürekli mama tüketiyoruz. Bir araya toplanmışken bir karar alalım ve mama fabrikası kuralım” dediğine şahit oldunuz mu? Ya da tarihte böyle bir olay var mı? Yine bir başka örnek verelim. Bir kedi veya köpek parkta gezerken gördüğü bir çiçeğin güzelliğinden dolayı “Allah ne güzel bir çiçek yaratmış dur şuna bir kez daha bakayım” diyerek tekrar tekrar çiçeği görmek için dönüp dolaştığına şahit oldunuz mu?
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat