Kıbrıs'ta büyük viraj

9 Ocak 2017 19:55
A
a
Son haftalarda siz okurlarıma kitaplaşmış Kıbrıs yazılarımdan bazılarını yazmış, hiçbir saplantım olmadan, cihet-i askeriye mensuplarının bu büyük dava olan Kıbrıs davası hakkında yazmış olduklarından alıntılar ile aktarmaya çalışmıştım. 1980 sonrasında parlamento seçimlerine geçişte MDP’nin genel başkanlığını uhdesine alarak siyasi hayata atılan, Cemal Tural’ın Genelkurmay Başkanlığı döneminde, Genelkurmay 2. Başkanlığı esnasında 1963 senesinin 21 Aralık ayında Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanı olan eli kanlı Papaz Makaryos’un da içinde bulunduğu Yunan devletinin ise desteklediği soykırım teşebbüsünde, Tural Paşa’nın emriyle koalisyon hükümetinin başbakanlığını yapmakta olan eski Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün yanına gelen Korgeneral Turgut Sunalp Paşa, selam verdikten sonra Kıbrıs’ta yapılmakta olan katliama son vermek için Kıbrıs adasına çıkarma yapmak için kendilerinden yani İsmet Paşa’dan emir beklediklerini beyan eder. Başbakan bu değerli generale üç soru soracağım, sonra emir vereceğim. Cevabını verir. Okurlarımızın Yeni Marmara gazetemizde çıkan yazılarımızda geçtiğimiz günlerde o satırları okumaları mümkündür.
Yazımıza başlık yaptığımız yukarıdaki ifade, hemen ifade edelim ki; kitap okuma oranının pek düşük olduğu o devrin diplomat anıları değil yazılmak ancak kendi aralarında kendi duyacakları seslerle konuşulduğundan, vatandaşın şerait-i ahvalden habbe kadar bilgisi yok idi. 1948’de neşir hayatına giren Sedat Simavi’nin kurduğu Hürriyet gazetesi Kıbrıs meselesinde çıktığı günden itibaren daima buna öncelik vermiştir. Günümüzde TRT1’de televizyon dizisi halinde verilen “Sevda Kuşun Kanadında” geçmişi hatırlatırken, gözbebeğimiz yüksek tahsil gençliğinin talebe cemiyeti olan MTBB yani Milli Türk Talebe Birliği en başta olmak üzere, Türk sendikacılık hareketi içinde yer alan, beş çocuklu bekâr Salih Bey lakaplı zatın Kunduracılar Sendikası, Kıbrıs adı ile bezenmiş dernekler, nihayet en büyük işçi kuruluşu olan Türk-İş'in 30 milyonluk Türkiye’de üç yüz-beş yüz bin kişinin katıldığı mitingler bugünkü hâlimizle baktığımızda pek mühim addedilmeyebilir ama o günlerde vasıta ve haberleşme araçları göz önüne alındığında pek azim topluluklar meydana getirmiştir.
Bu arada "Ya Kıbrıs, Ya ölüm" sloganı, yerini "Ya taksim! Ya ölüm" sözlerine bırakmıştı. Bugün bazılarının ver kurtul anlayışına girdiğini gözlediğimizde o dönem insanının, Kıbrıs'ın hepsinden, taksime rıza göstermesi büyük bir psikolojik darbe olmuşsa da, Girit'i defalarca kazandığı zaferlere rağmen 1908'de Girit adası meclisinin, meşrutiyet ilânı hasebiyle Avusturya'nın Saraybosna’yı ilhakını, Bulgaristan Prensliğinin bağımsızlığını ilan etmesinden dem vurarak, Girit adasının Yunanistan'a ilhakını meclisten çıkardıkları, 1913'te İttihat Terakkicilerin iktidarı zamanında Girit'in Yunanistan’a ilhakını tanımalarını hatırlayan Türkiye ahali-i Müslimini; hükümet üzerinde Kıbrıs mitingleri sayesinde baskı kuruyor, iktidardaki DP'nin kadroları eski İttihatçılarla dolu olmasına rağmen, bu baskı hükümete refik oluyordu. Menderes hükümeti ve şahin hariciye bakanı Fatin Rüşdü Zorlu, Girit'in kaybına benzer bir hâle giriftar olmamak için çok yönlü çalışmalar yapmasını ahalinin baskısının tesirini ecnebi ülkeler ilgililerine pek güzel aksettiriyordu. TSK ise; daha 1925'lerde Harp Okulu talebeleri olan ağabeylerinin ve kumandanlarının, M. Kemal Paşa tarafından Anadolu’nun ikmal anahtarı neresidir sorusunun cevabını yine M. Kemal Paşa’dan,"Kıbrıs"tır diye aldığından beri ve harb-i fennin de bu istikamette olduğunu bildiğinden, Akdeniz ortasındaki bu adanın sahibi olmayı tabii hedef olarak seçmiş bulunduklarından aksamın, bütünü meydana getiren yüzü pay sahibi olmaktan ölmek var, dönmek yok merkezinde buluştular. Kıbrıs'ın bağımsız devlet olma törenine, Menderes ve Zorlu Yassıada devriklerden olduklarından gidememişler, bağımsız Kıbrıs devletinin ihdası yani kurulması 27 Mayıs ihtilal hükümetine düşmüştü.
Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu 16 Ağustos 1960'da gece yarısı gerçekleşirken, Kıbrıs'ta yaşayan dindaş ve soydaşlarımız artık papaz bir cumhurbaşkanı idaresinde, cumhurbaşkanı yardımcısı olarak temsil edilen Kıbrıs cumhuriyeti vatandaşı durumuna geçmişlerdi. Artık 1878 öncesini yâd edip, arzulayacak kimseler bu dünyadan geçip gitmişler o safhaları dilden dile anlatan yarı katıklı, yarı katıksız ikindi kahvaltısı gibi anlatan ve dinleyenler vardı. Ancak; bu devletin kurulması aslında işlerin bittiğine değil, bilhassa Rum tarafının, pek büyük kısmının Yunanistan'a ilhakın adım olarak, ilki saydığını söylersek hata etmiş olmayız, çünkü bir palikarya daima milletimize düşman hislerle yetiştirilir ve megalo idealleri onların yetiştirme tarzında esas unsur olarak yer alır. Çok geçmemiştir ki; başta 3. Makaryos olduğu halde her Rum bu hususta üzerlerine düşen görevi fazlası ile yerine getirmeye koyulmuşlardır.
Buna karşılık Kıbrıs’taki dindaş ve soydaşlarımız normal hayatlarını sürdür meye koyulurken, ileride kendilerini bekleyen zorlukların ne kadarı farkında idi? Ama şunu söylemek kabildir ki; 1923'ten 1960'a kadar geçen zaman diliminde 37 yıl süren bazen pasif, bazen aktif çalışmalara bakıldığında, gelinen merhale, toplumun mücadele kabiliyetini ziyadeleştirdiği, teşkilatlanma şuurunun geliştiği, bütün bunların neticesinde tahsilli insanına devlet yönetiminde, beynelmilel arenada kabul edilmiş bir devletin yönetiminde söz sahibi olma gibi hususlara erişmesi, geçen o yılların müspet değerler ürettiğine karar verdirir. Bu hâl içinde hayat sürerken, Makaryos ve hempaları, Akritas denilen, manası Türk'ü yoket plânı yapıp yavaştan yavaştan uygulamaya giriştiklerinde geçirdiği dönemle meselelere teşhis koymayı öğrenen Kıbrıslı soydaşlar ve dindaşlar Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) organizasyonuyla durumları takibe başlamışlar, öte yandan garantör devletler olarak, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ın, değiştirme birlikleri adada vazife alıyor ve Kıbrıs Türkü ana vatan askerinin orada mevcut olmasının güvencesini hissediyor ve Kıbrıs’ta toprağa basışı dahi bir kat daha emin insan halinde görülmesine vesile oluyordu. Şimdi geçtiğimiz hafta içinde Milli Merkez adı altında Taksim’de bir otelde düzenlenen panelde Sayın Cindoruk; 1954’te kendisinin Demokrat Parti’nin gençlik kolları başkanı olduğunu hatırlatıp, Ankara’ya Kıbrıs’tan iki beyefendi geldi. Bunlardan bir tanesi Faiz Kaymak Bey ile Müftü Danâ Efendi idi ve Adnan Bey’le görüşmek istiyorlardı demek suretiyle, bu iki mühim şahsiyeti Başvekil ile görüştürdük demesi güzel bir hatırlatmaydı. Kıbrıs ile alakalı güzel bir konuşmayla Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da Kıbrıs davasının asla ülkemizin peşini bırakmayacağını vurgulaması çok iyi oldu. Panelin açışını Devlet eski bakanlarından Sadi Somuncuoğlu Bey ülkemizin Kıbrıs meselesinde müşterek bir karar sahibi olduğunu hatırlatarak haziruna Kıbrıs savaşı gazilerine ve emekli kumandanların teşriflerine ve de Prof. Dr. Metin Feyzioğlu'nun ehliyetle yönettiği panelde; Türkiye'nin en tecrübeli, yetkin ve seçkin bilge kişileri; "Hüsamettin Cindoruk, Prof. Dr. İlber Ortaylı, İlker Başbuğ ve Şükrü Elekdağ" tecrübe, bilgi, tavsiye ve öngörüleriyle çok değerli tebliğler sundular. Türk milletinin bu gerçek temsilcilerine şükranlarımızı sunuyoruz. Panelde, tebliğlerin mesajını içeren sonuç bildirisi oya sunularak ittifakla ve alkışlarla kabul edildi.
* KKTC'nin Kıbrıs üzerindeki egemenlik hakları, hiçbir koşulda ortadan kaldırılamaz.
* Kıbrıs'ın geleceğini tehlikeye atabilecek (hukuki, ekonomik, sosyal, kültürel vb.) hiçbir 'taviz' verilmemelidir.
* Çözüm çerçevesinde; "iki kesimli, iki toplumlu, iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı konfederal bir Kıbrıs'ı oluşturmak" vazgeçilmez kriterlerdir.
Fiemanillah.
Kaynak: Kıbrıs, Cenevre Kapanında - Sadi SOMUNCUOĞLU
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat