KÖYLÜLÜK BİR KADER Mİ?

22 Eylül 2016 22:27
A
a
Ülkemizin idari taksimatında köylerimiz büyük bir yer tutar. Önceleri Cumhuriyet’in ilk yıllarında yüzde yetmişlere kadar varan köy nüfusu şimdilerde yüzde kırk hatta otuzlara kadar düşmüştür. Daha iyi bir yaşam tarzı, çoluk çocuğunun daha iyi okullarda tedrisat imkanı, daha çok kazanma arzusu köyden kente göçü zorunlu hale getirdi. Bu düşünce tarzı ve gelecek kaygısı, köylülük ve kentlilik bilincini doğurdu. Bu bilinç, insan ve toplum hayatında çok önemli bir konu haline geldi. Köyde yaşayan insanımız, şehirde yaşamayı amaç edinmeye başladı. Hatta yaşadığı köyünde düzen kurmuş olanlar bile şehirde aldıkları bir ev sayesinde statülerinin değiştiği zehabına kapıldılar. Evlenecek kızlarımız bile ne olursa olsun şehirli bir damat adayını tercih edecek ve hatta şart koşacak hale geldiler. Köylü, kendi yaşadığı köy kahvesinde bile, bizzat kendisinin ürettiği sütü, ayranı ve yerel içeceklerini kaldırıp, şehirlerin sırf para kazanmak için ürettiği her şeyi ile yapay ve ilahi yaradılışa zıt gazlı içeceklere yöneldi. Eskiden düğünlerde bayramlarda gelen misafire yerel içecek ve yemekler sunulduğu halde, şimdilerde ise hiçbir olumlu özelliği olmayan ve hatta insan vücuduna zararlı olduğu anlaşılan kolalı içecekleri takdim etmek bir kompleks haline dönüştü. Bu kendi toprağından, kendi kültüründen ve kendi hayat tarzından kopuş isteği bir yerde aşağılık kompleksinin doğmasına sebep oldu. Artık şehirlere göç ederek yerleşen köylülerimiz bile, kendisinin çocukluk yıllarını geçirdiği, birlikte koşturdukları ve oynadıkları, acı tatlı hatıralarını yaşadıkları mekanları ve insanlarını beğenmiyor, küçük görüyor. Bu anormal görüş tarzının bir nedeni köylümüzün kendi medeniyet anlayışından uzaklaşmasıdır. Bir diğeri de, Cumhuriyetten itibaren iktidarlar ve mensupları ile idari mekanizmanın başındakilerin köylülerimize karşı sarfettikleri aşağılayıcı ve küçümseyici sözlerdir. Onlara göre köylü kaba ve cahil kendileri ise aydın sınıfından idiler. Halbuki kendilerini aydın zanneden bu adamların çoğu da köyden gelme, anne ve babaları köyde yaşayanlardı. Bu anlayışa sahip olanlar hatta “köylü milletin efendisidir.” Şeklinde bir yalanda uydurmuşlardı. Adı üzerinde efendi, kurulu düzene karşı gelmez, kendilerini idare edenlere baş kaldırmaz, onlar ne derse kabul eder, halim selim biridir. Bu şekilde efendi yalanını çıkaranlar, toplumumuzun sosyal yapısını değiştirmek konusunda her türlü devrimi bu millete kabul ettirmek için köylümüzün sırtını sıvazladılar. Ama devrimleri yerleştirip, siyasi iktidarlarını pekiştiren şeflik faşizmini kurunca da, aynı kelimeyi köylülerimiz için aşağılık ifadesi olarak kullanmaya başladılar. Çoğu köylerinden kalkıp medeniyet deryasına katılmak isteyen köylülerimizi, müstahdemlik kadrolarına aldılar, onlara da “Ahmet efendi, Hasan Efendi” dediler. Halbuki bu efendi dedikleri kişiler, onların pisledikleri kirlettikleri alanları temizleyen odacı ve temizlikçilerdir. Ayrıca şunu da belirtelim ki “efendi” kelimesinin arapça karşılığı “seyit” tir. Seyid ise peygamber sülalesinden gelenlere denir. Odacılara efendi denmesinin bir sebebi de, haşa peygamber soyundan gelenleri küçük düşürmeye yöneliktir. Dikkat edilirse şehirli olup da devlet dairesinde çalışanlara da “bey” denmeye başlamış, bu ayrım ve aşağılama günümüz dede halen devam etmektedir.
Günümüz toplumun da, köylülük ve kentlilik bir medeniyet algılısı olarak anlaşılmaktadır. Sözüm ona şehir de oturanlar medeni, köyde oturanlar medeni olmayan gibi anlaşılır oldu. Halbuki medeniyet algısı aklın tekamülü ile ilgili bir kavramdır. Bir milletin yaşadığı devirde sahip olduğu maddi ve manevi varlıkların tamamını ifade eder. Onu belli bir coğrafi bölgeye hapsederek indirgemek safdilliktir. İnsan köyden çıkıp arabaya binip kente gelmekle medeni olmuş, sayılmaz. Köyde yaşamak bir eksiklik veya kabahat değildir. Gerçek manasıyla medeniyet kavramına bakarsak, köylerin de kendine has bir yaşam tarzı, kültürü ve terakki anlayışı vardır. Velhasıl köy, medeniyet dediğimiz kültür olgusunun doğduğu yer, şehir bu kültürün gelişip büyüdüğü yerdir. Bu itibarla köylülük de bir ilke vardır. Bugün bizim gibi toplumlarda şehre göç eden insanlar, maalesef gittiği şehre de ayak uyduramıyor. Şehrin sisli havasında köyünden getirdiği maddi ve manevi değerlerini de yitiriyor, ne şehirli oluyor ve de nede köylü! Şehir ve köy kültürünün ortasında. Kalan yozlaşmış kasaba kültürü ile birlikte yaşamak zorunda kalıyor.
İnsanlarımızı köylü ve şehirli olarak da ayırmak hatalı bir tutumdur. Şehirlerimiz de köylümüz de hak nazarında eşit birer insandır. Üstünlük ise sadece takva nazarından bakıştadır. Suni ayırımları bir tarafa bırakıp da kısaca köyde yaşayanlara köylü, şehirde yaşayanlara şehirli dersek, en doğru izahı yapmış oluruz.
Köylümüz belki alim değil ama ariftir. “Arife tarif gerekmez.” Atasözümüze uygun olarak, kendi üzerinde oynanan ve oynanmak istenen oyunların farkındadır. Kendisine efendi lakabı verenlerin hiçbirisi köylü değildir. Bu sözü söyleyenler “hadi biraz da siz köyde yaşayın da efendi olun dersek” hiçbirisi efendi olmak için köyüne gitmez. Gerçi şimdilerde bu iktidar sayesinde köyler mahalle olarak şehirli olduk. Hep birlikte efendilikten beyefendiliğine terfi ettik…
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat