KUDÜS SEYAHATİ NOTLARI (1)

18 Ekim 2016 21:43
A
a
Allah nasip etti de bir seyahat firması ile dinimizce de kutsal sayılan Kudüs şehir ve havalisini görmek nasip oldu. İstanbul Atatürk Hava Limanından bindiğimiz uçağımız, bizi iki saat kadar yolculuktan sonra Tel Aviv hava limanına salimen indirdi. Tel Aviv havalimanına inmeden seyrimiz sırasında, uçağımızın penceresinden şehrin civarına baktığımızda, her taraf yeşillik, bağlık bahçelikler şekline dönüştürülmüş, çöl arazisi adeta mümbit topraklara dönüştürülmüş…  Tel Aviv ise binaları ile sokak ve caddeleri ile modern bir şehir görünümünde. Paranın gücü açıkça bu şehirde görülüyor. Yeni kurulan bir şehir olduğu için bu arada sadece Yahudiler ve çok az da olsa Hristiyan nüfus yaşıyor. Arap nüfus hiç yok gibi. Kudüs’e seyahatimiz, sayın Cumhurbaşkanımızın Van-minut diyerek, dünya kamuoyu önünde küçük düşürdüğü, İsrail eski Devlet Başkanı Şimon Perez’in ölümüne rast geldiğinden, cenaze merasimine katılmak üzere, dünyanın dört bir yanından gelen fanatik Yahudiler gözümüze çarptı.  Daha Atatürk havalimanında iken yetmiş – seksen kişilik fanatik Yahudi, başlarında siyah fötrleri favorileri yandan atkuyruğu gibi otuz beş kırk santim aşağıya sarkmış, üzerindeki elbiseler, ayakkabısına varıncaya kadar siyahlara bürünmüşler, bileklerinden itibaren başlamak üzere bütün vücutları siyah bantlarla sarılmış, ellerinde kabalalar olan grup gözümüze çarptı. İçlerinde yaşlılar olduğu gibi yedi sekiz yaşlarında siyahlara bürünmüş, yandan atkuyruğu gibi favorileri sarkmış çocuk yaştakiler de mevcuttu. Gerek Atatürk havalimanında ve gerekse Tel Aviv havalimanında bolca gördük. Hep birlikte ayakta sesli ayin seanslarına da tanık olduk. Bütün bu olaylar herkesin gözü önünde cereyan etmesine rağmen, kimseden en ufak bir eleştiri, konuşma ve hor görme de görmedim. Maalesef ki aynı giyim kuşamla bizim sakallı-cübbeli hacılarımız, hocalarımız böyle bir mekân da değil ayin yapmak, birlikte topluca poz verseler bile müdahale edecek, karşı gelecek, gerektiğinde polemiğe girecek bir sürü çağdaşlarımız da oradaydı. Şurası bir gerçek ki, İsrail’li fanatikleri gördükten sonra bizdeki sakallıları cübbelileri mumla ararsınız. Bizim İslami hassasiyetleri nedeniyle sakallı cübbeli sakal bırakıp cübbe giyenlerimizin en azından yüzleri nurlu ve elbiseleri de oldukça temizdir. Fanatik Yahudilerin üzerleri ve elbiselerini görseniz tiksindirerek derecede kirli ve pis sanki ruhlarının kötülüğü simalarına da vururmuş.
Hava alanındaki uzunca bir pasaport işleminden sonra, bizi karşılayan tercümanımız ve mihmandarımız Muhammed Bey’le birlikte Kudüs’e hareket etmek üzere otobüsümüze bindik. Mihmandarımız Muhammed bey ellibeş-altmış yaşlarında Ankara Üniversitesi Fizik Mühendisliğini bitirmiş, memleketi olan Filistin’e belki faydalı olurum diye geri dönmüş, ama sırf Müslüman olduğu için İsrail makamları tarafından işe alınmamış, oda ticaret ve mihmandarlığı seçerek, Türkçeyi iyi bildiği içinde tercümanlık yaparak hayatını idame ettiren birisidir. Birlikte besmele ile Tel Aviv den ayrıldık. Kudüs’e doğru hareket ettik. Bu arada hakkını vermek gerekir ki, İsrail hükümeti yol yapımına çok önem vermiş. Geniş ve bakımlı bir karayolu ağı oluşturmuş. Tüm yerleşim merkezlerine varıncaya dek, sıcak asfalttan düzgün yollar yapmış. Paranın gücü hemen burada da kendini gösteriyor.
Yolumuzun her iki tarafını saran bağ ve bahçelerden sonra Kudüs’e otuz km kadar yaklaştığımızda, asfaltın ağ tarafı batısından başlamak üzere birden bire yerden iki buçuk üç metre yükselen beton bloklardan oluşan bir utanç duvarı yapılmış. Bu duvar uzaktan minarelerini gördüğümüzde, içimizin huzur ve sevinç dolduğu Müslüman Arap köylerine yaklaştığımızda, aynı duvar köyü çepe çevre içine almış, üstelik insanlar buradan atlayarak dışarıya, hür dünyaya açılmasınlar diye de duvarın üzeri dikenli tellerle sağlamlaştırılmıştır.  Müslüman Filistin köylerine ayrılan köye giriş ve çıkışları yine beton bloklarla kapatılmış, etrafı da köyde yaşayanlar tarlalarına dahi gidemesinler diye dikenli teller döşenmiş. Dışardan içimiz yanarak baktığımızda, evler perişan, sokakları hakeza, köylü tarla ve bahçesine gidemediği için bağ ve bahçeleri de perişan vaziyette… Filistinli Müslümanların yaşadığı köyler adeta bir açık cezaevine dönüştürülmüş vaziyette. Köylere her türlü mal ve eşya girişi İsrail askerinin kontrolünde. Zira Müslüman köylerinin girişlerinde hemen hemen hepsinde İsrail askerlerinin kontrol noktaları var. Buna rağmen köylerde yine insanlar yaşıyor. Geçimlerini de yurt dışında çalışan çocukları tarafından temin edildiğini tercümanımızdan öğrendik.
Siyonist İsrail bütün bu zulümleri Birleşmiş Milletler ile el ele vererek yapmaktadır. Gayeleri Kudüs’ün tamamını hâkimiyeti altına almak ve Kudüs’ü de fiilen ve hukuken başkent yapmak. Kudüs’ün tamamını da Yahudileştirme çalışmaları başlattılar. İsrail Hükümeti Arap nüfusu azaltmak için zalimce uygulamalar başlattı. Bu sırada topraklara sahip olup, göç eden Yahudilere peşkeş çekmek için 1950 yılında “sahipsiz mülkler kanunu” adı altında bir yasa çıkardılar. Bu yasa gereğince, insanlık dışı zulüm metotlarıyla, yerlerini yurtlarını terk edip giden insanların arazileri üzerindeki tasarruf hakkını Siyonist İsrail devletinin insiyatifine bırakıyordu. Hatta yurt dışına çalışmaya giden bir Arap’ın dahi toprakları bu kanun kapsamı içinde değerlendirilmektedir. 1950 yılından önce Kudüs ve havalisindeki toprakların üçte ikisi Müslüman Arapların olduğu halde bu kanun çıktıktan sonra, işgal hükümeti bu kanuna dayanarak batı Kudüs’teki toprakların çoğuna el koydu. İbreyi Yahudiler lehine çevirdiler. Bugün batı Kudüs topraklarını yüzde sekseni Yahudilerin eline geçmiştir. Nüfus da hakeza aynı orana indirgendi. Gerçi B.M. yurt dışından geri dönen Araplara topraklarının iadesi için defalarca karar aldı, ama bu kararı ne B.M. takip etti ve nede İsrail uyguladı. Karar tamamen göstermelik olarak kaldı.
Bu arada eskiden beri bizim milletimizin zihnine İngilizler tarafından yerleştirilen, “Araplar topraklarını para karşılığı Yahudilere sattı da, Yahudi Filistin’e sahip oldu” iddiası da pek mantıki ve doğru değildir. Zira 1916 yılında İngiltere, Fransa ve Rusya Sykes-picot anlaşması ile Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi devleti kurulması için anlaştılar. Bu anlaşmayı da o zamanın hain Ürdün Kralı Şerif Hüseyin’e “Arabistan yarımadası Krallığı” vadiye kabul ettirdiler. 1918 yılından sonra ise Balfour Deklerasyonu ile İngiliz kraliyeti bizzat fiilen Filistin’e askeri ile girerek, bu toprakları silah zoruyla gasp edip Yahudilere teslim ettiler.  En nihayet 1948 de Siyonist İsrail Devleti kurulunca çıkardığı “sahipsiz mülkler kanunu” gereği devlet tarafından Müslümanların topraklarına el konulmuştur. İngiliz siyaseti gereği hem bu kutsal topraklar işgal edilmiş ve hem de, işgalin sebebi de, “Arapların para tamahı” olarak kamuoyuna yayılmıştır. Tıpkı 2. Abdülhamit’e alakası olmadığı halde “Kızıl Sultan” lakabının verildiği gibi…
                                                                                              Devam Edecek…
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat