Kudüs seyahati notları (2)

20 Ekim 2016 22:20
A
a
Bir tarafta çoğu terk edilmiş Müslüman köylerinin harabe olmuş binaları, diğer tarafta dikenli tellerle ve beton duvarlarla kendini koruduğunu zanneden Yahudi yerleşimlerinin modern görünüşlü binaları arasından ilerleyen otobüsümüz akşam saatlerinde Kudüs’e vardı. Otobüsümüz belli bir güzergâhtan sonra, belediye hizmetlerinden pek nasibini almadığı belli olan bakımsız caddelerde ilerleyerek otelimize vardık.
Kudüs, dünyanın en eski kadim şehirlerinden birisidir. Hali hazırda İsrail’in en büyük şehridir. Nüfusu ise sekiz yüz bin olup, bu nüfusun altı yüz bini Yahudi olup batı Kudüs’te yaşamakta, iki yüz bin kadar da Müslüman Arap nüfusu ise Doğu Kudüs’te yaşamaktadır. Çok az da Hıristiyan Arap vardır. Kudüs, üç semavi din olan İslam, Yahudilik ve Hıristiyanlık için kutsal bir şehir olarak kabul edilmektedir.  İslamiyet Arabistan yarımadasında doğduktan sonra, ilk Müslümanlar, namaz ibadetini Kudüs’te bulunan Mescidi Aksa’ya  dönmek suretiyle kılıyorlardı. Dolayısı ile Kudüs Müslümanların ilk kıblesidir. Ancak Cenabı Hak Kuran-ı Kerim’de “Fevellivechekeşatralmescidil Haram…” Ey Muhammed! Yüzünü Mescidi Aksa’dan,  Mescidi Harama” bugünkü Mekke şehrindeki Kabe-i Muazzamaya çevir”. Ayeti kerimesi nazil olduktan sonra, kıblemiz Mescidi Haram olmuştur. Yine Peygamberimizin en büyük mucizelerinden biri olan ve Kuran-ı Kerim’de de anlatılan Miraç hadisesi bu şehirde vukuu bulmuştur. Allah’ın (CC) izin ve keremi ile peygamberimiz Hz Muhammed Mustafa (SAV) bir gece Hz. Cebrail (AS) önderliğinde, Mekke’deki Mescidi Haram’dan, Burak isimli bir binit ile Kudüs’teki Mescidi Aksa’ya getirilmiş oradaki bir kayanın üzerinden göklere yükseltilmiştir. Peygamberimizin göğe yükseldiği kısma da bugün Kubbetüs Sahra denilen cami yapılmıştır. Yine Kur’an-ı Kerim’de isimleri geçen çoğu peygamberlerin mezarları burada bulunduğu gibi, insanlığı kurtarmak için gönderilen tüm peygamberlerin hayatları da Kudüs’le ilgili olmuştur. Müslümanlarca kutsal sayılan şehirler arasında, Mekke ve Medine’den sonra üçüncü sırada Kudüs şehri gelmektedir. Bu bakımdan Kudüs Müslümanlarca kutsaldır.
Kudüs Yahudilerce de kutsaldır. Zira tarih boyunca Cenabı Hak tarafından lanetlendikleri için bulunduğu mekânlarından çıkarılan Yahudiler hiçbir devlet kuramamışlardır. Kutsal kitaplarına göre İsrail Kralı Davud, Kudüs’ü İsrail krallığının başkenti olarak ilan etti. Böyle olunca Yahudiler bizce Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Peygamberi olarak kabul ettiğimiz Hz. Davud’un (AS) peygamberlik vasfını ikinci dereceye  iterler ve onun ismi Tevrat sayfalarında hep Kral Davut olarak geçer. Hz. Davud’un oğlu Süleyman (AS) da ilk mabedi burada inşa etmiş olup, bu mabedin günümüze kadar ulaşan duvarı Yahudilerin ağlama duvarıdır.
Yine Hıristiyan inancına göre de Kudüs kutsaldır. İncil’e göre Hz İsa (A.S) çarmıha gerilmeden önce son günlerini Kudüs’te bulunan Zeytin Dağı’nda geçirmiş, havarileri ile burada yaşamış, çarmıha gerildikten sonra da bugün çile yolu denilen yoldan yürüyerek Kutsal Kabir Kilisesi’ne gelmiş, yıkandığı mermer ve güya mezarının olduğu yerde kilise yapılmış  adına Kutsal Kabir Kilisesi denilmektedir. Onun içindir ki Kudüs’teki bu kutsal Kabir Kilisesi Hıristiyanlarca birinci derecede hac mekanı olarak kabul edilmiştir. Tarih boyunca milletler ve kavimler bu mübarek saydıkları şehre sahip olabilmek için savaşlar çıkarmışlardır. Onun içindir ki, Kudüs tarihte iki defa yok edilmiş, 23 defa işgal edilmiş, 52 defa saldırıya uğramış ve 44 defa da el değiştirmiştir.
Kudüs, Peygamberimizin vefatından sonra İslam’ın ikinci halifesi Hz. Ömer tarafından fethedilerek İslam topraklarına ilhak edilmiştir. Alemin gözlerinin üzerinde olduğu bu şehir, zamanla Hıristiyanların, bazen Bizanslıların, daha sonra Emevilerin vs. gibi zamanın süper güçleri tarafından el değiştirilerek idare edilmiştir. En son Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmış ve İsrail Devleti kuruluncaya kadar Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. Ne hikmetse Kudüs Fatihi olarak tarihe geçen Yavuz Sultan Selim Hz. Ömer ve Selahaddin Eyyubi gibi hükümdar ve kumandanların  karakter – kişilik ve mizaç olarak birbirlerine çok yakındırlar.
Tarihte olduğu gibi bugün de Kudüs üzerinde bilhassa Yahudiler büyük oyunlar oynamaktadırlar. “tarih tekerrürden ibarettir.” Kelamı doğrular gibi dünyamıza hakim olan Siyonist irade, Kudüs’ü tamamen Yahudileştirmek için büyük oyunlar oynamaktadır. İşgal ettiği topraklarda büyük bir asimile işlemine girişmiş, kendi ırkından başkalarına yaşam hakkı tanımamaktadır. Müslüman Filistinlilerden zorla gasp ettiği topraklara dünyanın dört bir yanındaki Yahudi nüfusu yerleştirerek, bölgenin demografik yapısını da değiştirmiştir. Bilhassa ABD’de yaşamakta ve oranın ekonomik kaynaklarını elinde tutan zengin Yahudilerin de desteği ile  fanatik Yahudiler Kudüs ve çevresine yerleştirilmiştir. İsrail’e göç eden Yahudiler Kudüs ve çevresine yerleştirilmektedir.  Göç edenler önce prefabrik evlerde kalmakta, İsrail hükümeti daha sonra da, son derece modern, her türlü sosyal imkanı içinde barındıran modern siteler ve bazen de villalar yaparak iskan etmektedir. Göçenlere bedava iskan sağlandığı gibi 10 sene her türlü vergi muafiyeti ve gerektiğinde maaş vererek işgal sağlanmaktadır. Zaten arabaya binip de şöyle bir tur attığımızda, Yahudi yerleşim birimleri ile Filistinli Arapların bulunduğu Doğu Kudüs arasında çok büyük bir refah farkı olduğunu görebiliyorsanız. 1948 Arap- İsrail savaşından sonra Batı Kudüs’ün tamamı İsrail tarafından işgal edilmiş, 1967 yılındaki 6 gün savaşları sırasında da Doğu Kudüs’ü işgal etmiştir.  Bugün İsrail Kudüs’ü fiilen başkent ilan etmiştir. Parlamento binası, yüksek mahkemeler, bakanlık vs gibi devletin tüm kurumlarını buraya taşımıştır. Sadece B.M.’de Kudüs başkent olarak tanınmadığı için elçilikler Kudüs’te değildir.
Bugün Müslüman ülkeler nezdinde ve dünya kamuoyunda Kudüs mahzundur. Filistin halkı mağdurdur. Dedelerinin Osmanlı’ya karşı tutundukları ihanet kokan tohumların kötü sonuçlarını Filistinli gençler çekmektedirler. Bugünkü Filistin bu ihanetin bedelini maalesef ödüyor. Bu halin sebebi eskilerin para ile topraklarını sattılar safsatasına bağlanamaz. Siyonizm tüm dünyayı arkasına alarak birlikte, İslam diyarını işgal ettiler, zorla bu toprakları gasp edip, Yahudi’ye peşkeş çektirdiler. Para hırsı bazılarını cezbedebilir ama bu hırs vatanın elden gitmesi sonucunu doğuruyorsa o zaman tehlike büyümüş demektir. Bugün Bursamız’ın kazalarında her gün belki binlerce dönüm arazi el değiştiriyor. Hiçbir tarımsal faaliyete yarayışlı olmayan arazilerimizin belki beşte biri el değiştirdi. Acaba bu arazileri kimler topluyor, kimler alıyor, bizler hiç düşündük mü? Hemen başkalarını suçluyoruz!
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat