Kurban…

17 Eylül 2016 22:35
A
a
Mehmet Ali Yılmaz’ın Kurban Bayramı dolayısıyla kaleme aldığı bayramiyesini okudum. Beğenmedim diyemem…
Sabahın erken vaktinde iki rekâtlık bayram namazını müteakip hızla camiden fırlayan eli bıçaklı müminlerin sokaktı, meydanlıktı, salhaneydi demeden kurbanlıklarını yatırıp hayvancıkları boğazlamalarını kanperest vahşet olarak değerlendirmiş olsaydı, o zaman başka olurdu. Hayır, dua edecek kadar sabırlı olamadığımdan, basardım kalayı gitsin…
Gel velakin, kalay her derdin devası değil ki…
İmkânım ve zamanım müsait olsa, “Haydi gidelim İnegöl’e,  Zeynel’e kadar. Gelir misin arkadaş” davetiyesiyle zemin yoklardım amma, o da benim kasa veznime uygun değil…
Altı ay et yemesem aklımın köşesinden bile geçmez, bir. İkincisi de, İnegöl’de de uskumru dolması bulunmaz. Kısacası, ne aradığım mevcuttur orada, ne de, var olanlarla işim vardır, oralarda…

Xxxxxxxx

Kurban kesmenin bir ritüel oluşu doğru. Amma fiiliyattaki halen geçerli olanı değil, kalıntı olarak doğru. “İslamiyet”le hiçbir ilgisinin bulunmadığı görüşü de, yabana atılmamalı…

xxxxxx

1924 yılında Türkiye’de bir anayasa yapmışlar. 1920 yılının 23 Nisan’ında bir Meclis.  Bir süre sonra Cumhuriyet kurulmuş…
Daha önceki onlarca yıl evvelinin var olanlarıysa, egemenliğin aidiyeti cihetiyle ufak tefek farklı yapıdaki benzerleri geçerliliklerini yitirdikleri için, sonraki yıllarda ritüelleşmişler…
1961 yılında iradeyi eline alıp eskisini gündemden dışlayan idarenin eseri, yeni bir anayasa daha, hem de kuyruklusundan olmak üzere. Senatosuyla, Türkiye için yeni kurumlarıyla birlikte…
Tabii bu da, ritüel sınıfına kaydırılacaktı vakti geldiğinde…
Şu bizim Türkiye Cumhuriyeti, gayetle de velut mu velut. Hemen hemen on yılda yeni bir anayasa. Eskileri de anayasa idiydiler amma, devrini tüketmişler. İşte şimdi de işe yaramayan sıradan birer kalıntı olup çıkmışlar. Bugünlerdeyse bir yenisi düşünülüyormuş. Tam buğday unlu ekmeğe benzetilircesine yani, tam sivil bir ritüel olmak üzere...

Xxxxxxxxx

Dinler de böyle imiş. Tarihin ilk çağ insanları cemiyet halinde olmaktan ziyade, üçlü beşli vahşi çeteler halinde yaşarmış. Mevsimler birbirleri ardınca sökün edip geliyormuş. Yağmur fırtına bora, ardından da kızgın güneş ve kuraklık…
Gökler kükrüyor, yer kabuğu sallanıp insanları yutuyormuş. Başlamışlar ilk çağın insanları, “Bunların faili kim ola acep?” diye düşünmeye…
Oysa, Hz. Adem Peygamberimiz insan cemiyetinin ilk nüvesini Havva Anamızla birlikte kurduklarında, çoluk çocuklarıyla bir topluluk doluşturmuşlar.  Hz. Allah’tan aldıklarını kendi cemiyetine, İslam dini olarak tebliğ etmeye başlamış…
Bu arada nüfus artıyor, Hz. Adem Peygamberimizi kabul edenler – etmeyenler olarak sağa sola dağılıyorlar. İlah olarak öğretilen Hz. Allah’ı unutanlar şiddetli sağanakların altında kalınca, kimisi bu gürültülü tabiat olaylarını kendi icatları gök tanrısına, kimileri de bereket tanrısına bağlıyorlar…
İnsanlar çoğaldıkça tanrılar da çoğalıyor, aşk tanrısı meşk tanrısı vs vs…
Güç ve kıdem sırasına göre diziliyorlar…

Xxxxxxx

Yazı, daha o dönemlerde icat edilmemiş. Uydurulanlar, yapılan ekleme ve eksiltmelerle, dilden dile aktarılarak sonraki yıllara ulaştırılmış… İnsanoğlu her ne kadar dinsiz ve tanrısız da olsa, fıtratı gereğince yine de bir güce bağlantılıdır. Kimisi dinsizlik dinine,  kimisi de ata, puta ve hayali tanrı ve tanrıçalara tapınmaktadır…
Umut ve beklentileriyle, korunma ve savunma isteklerini güç vehmettikleri bu tanrılarına yönlendirmeye başlamışlar. İnsan kesmişler, tavşankanı içmişler, taşa puta yüz sürmeye yönelmişler…
Yazının icadıyla birlikte kayda geçirilmiş. Mevsimlerine göre ve icat tarihleri itibarıyla bunlar, günleri gelende, birer ritüel olarak hatırlanır ve kutsanır olup çıkmış...

Xxxxxxxxxx

Bizim bilerek inandığımız ve kabullendiğimiz kurban, boğazlayarak etinden ve kemiğinden faydalandığımız kurban, Hz. İbrahim Peygamberimizin tebliğ ettiği İslam dininden başlıyor. Belki daha önceki Peygamberlerimiz tarafından tebliğ edilen aynı İslam dininden de başlamış olabilir…
Peygamberlerimizin getirdiklerinin aralarında ufak tefek nüansların bulunduğu din, hep ayni kökenli İslam dinidir…
1920’lerden bu yana iktidara kuvvet kullanarak gelenlerin anayasaları da hep aynı anayasa  ve aynı Türkiye’nin anayasası.. Lakin kimisi Atatürkçülüğe dar gelmiş kimisi de bol gelince yürürlükten kaldırılmış. İnsanlar gelişip varsıllaştıkça yoldan çıkmışlar ve Yüce Halik-i Zülcelal Allah’ımız da, var olan İslam dinini biraz daha olgunlaştırıp hali hazırın bedeviliğini medenileştirmek için son Peygamberi eliyle dünya insanlığına armağan edivermiş…
Yenileri geldiklerinden, eskileri de ritüelleşivermişler…

Xxxxxxx

Kurbanla ilgili yanılgıların kökeninde Amerikalıların Thanks giving Turkey’i ile Hz. Allah’ın ‘İbrahimi koç’unun birbirlerine karıştırılması yatmaktadır
Meselenin geçmişi de bu kadar basit…
 
1000
icon
Hikmet alb 18 Eylül 2016 13:27

DİNİ BAYRAMLARIMIZ VE MİLLİ BAYRAMLARIMIZIN HER BİRİ BU TOPLUM İÇİN BAYRAM SEVİNCİ İLE YAŞANMASI GEREKİR YANİ MUTLULUĞUMUZ VE SEVİNÇLERİMİZİ ÇOCUKLUĞUMUZDAKİ GİBİ YAŞAMALIYIZ BU GÜZELLİKLER HEP YAŞATILMALIDIR BUNLAR BİZİM ORTAK YANLARIMIZ OLMALIDIR MİLLETİ MİLLET YAPAN ÖZELLİKLERDEN BİRİSİ DE ÖRF VE ADET BİRLİĞİDİR BERABER AHLAMAK VE BERABER GÜLMESİNİ BİLMEK TOPLUMUN EN İYİ YAPIŞTIRICISIDIR

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat