Masal masal matatas…

2 Kasım 2016 22:21
A
a
       İlk mektebe Atatürk’ün öldüğü yıl Kirmastı’da başlamıştım.  M. K. Paşa kazasının adı, Kirmastı idi. İkinci sınıfı, Selçukhatun Camii’nin bulunduğu sokakta o zamanlar var olan bir mektepte ve üçüncü sınıfımı, İstanbul Taksim ilkokulunda hallettikten sonra dört ve beşleri de Demirtaş mahallesindeki 17. ilkokulda tamamladım…
       Bu yıllarda tek partili Türkiye, sağcı, (solcu değil, sağcı) CHP’nin yönetiminde olup cumhurbaşkanı denilse de, fiilen devlet başkanı olan İsmet İnönü tarafından çekilip çevrilmekteydi…
      Yıllar geçip siyasi ve idari rejimin de şimdiki gibi dalkavukluk rejimi olduğunun idrakine vardığımda, meraklanmaya başladım, Acaba, ben mi şanslı talihli bir kul idim de Allah-ü teala beni kaliteli öğretmenlerin ellerine emanet etti, yoksa o devirde öğretmenlerin cümlesi benim öğretmenlerim gibi miydiler ?...
       Bizler okullarda sadece öğretilmedik, ayrıca eğitildik de…
       Tarih coğrafya, diş koruma ve aritmetik öğretilirken çorap yamamanın incelikleriyle, bulaşıkların nasıl yıkanacağını ve kuru fasulye pişirmenin sırlarını oğlan ve kız talebeler hep birlikte Aile Bilgisi derslerinde yaparak öğrendik…
       Eğitimdeki tek kusur ve eksiklik, o da rejimin yapısından ötürü, talebenin öte dünyadan habersiz yetiştirilmeleriydi ve bundan da devrin öğretmenleri muhakkak üzüntü duymaktaydılar...
       Şimdinin eğitilmiş ve öğretilmişlerine bakıyorsunuz, sorumluluk anlayışları, bacaklarındaki pantolonlarının diz kapaklarındaki yırtık pırtıklık gibi, per perişan…
                                      Xxxxxxxx
      Hâkim, mahkemedeki şahide sorar. Anlat bakayım kızım,  neler gördün neler işittin? Davacının, kendisini dövdüğünü iddia ettiği bu adam neler yaptı, davacının neresine nasıl vurdu, vurdu mu, tehditlerde bulundu mu ?...  
       Şahit de şöyle anlatır…
        Efendim. Davacıyla biz ayni fabrikada çalışırız. Hadise günü ben işbaşında değildim. Davacı arkadaşımız o gün öğle sonrası fabrikaya gelmiş. Başından geçtiğini söylediği olayları arkadaşlarına anlatmış. Ben de onlardan işittim. Davalıyı tanımam amma, duyduklarım şöyle. Bu adam, davacı arkadaşımızı tanışıp konuşma isteğiyle bir süredir rahatsız ediyormuş.  Karşılığını bulamayınca, dışarıda karşılaştığı zaman başlamış yumruklamaya. Çenesine vurmuş, sırtını yumruklamış ve ayıp ayıp küfürler etmiş…
        Hâkim tekrar sorar. Davacıyı yumrukladığını ve küfrettiğini sen kendi gözün ve kulaklarınla görüp işittin mi ?...
        Şahidin cevabı da şöyle olur. “Ben bizzat görüp işitmedim efendim. Arkadaşlarım öyle söylüyorlar, davacı arkadaşımız işe geç geldiğinde arkadaşlarımıza böyle anlatmış…
      Hâkim dosyayı kapatır ve sorguya çekilen davalıyı delil yetersizliğinden azat eyleyip, davacıya da,
      “Haydi kızım başka kapıya” diyerek, marş marş çeker…
 
                                   Xxxxxxxx
 
       Arkadaşımızın, “Bu kadarına da pes doğrusu diyemiyeceği pek çok saçmalıklardan TANIK ! olduğu” birisini köşesine aktarmış…
      Masalın ilk birinci perdesindeki kahramanı liseli bir kız. İkinci başrol oyuncuysa kızın annesi…
      Annenin kızından duyduğuna göre, lisedeki din dersi öğretmeni bu talebeye cehennemle ilgili bir film seyrettirmiş Kız da gelmiş, din dersi öğretmeninin kendisine cehennemle ilgili bir filim seyrettirdiğini annesine söylemiş
Bunun üzerine anne kızının hallerini kontrol etmeye başlamış. Görmüş ki bir tuhaflıklar var. Korkuyla titriyormuş, geceleri uyuyamıyormuş. Hatta kızını psikologlara falan da götürmüş. Şimdilerde de kızın aklı başından gitmiş durumdaymış
      Daha sonra anne, kızının kendisine anlattıklarıyla, kendisinin de kızı üzerinde meydana geldiğini sandığı değişimlerle ilgili “uzmanca-hababamca” yaptığı tahlil ve yorumlarını gelip bir gazeteciye anlatmış.
       Gazeteci hanım da, mışlı geçmiş zaman kipiyle kendisine anlatılan masalı, getirip köşesine monteler…
                        Xxxxxxxx
       Gazeteci hanım kızımız, bizim neslimizin öğretirken ayrıca da eğitici maarif ürünü olmadığından, annenin mışlı geçmiş zaman kipi üzerinden kendisine anlatılanları, muayene için götürüldüğü söylenen  psikoloğun raporunu da istemeden, bizzat kendisinin de görüp işitmediği bu masalı essah sayınca, mişli geçmiş zamanı şimdiki zamana uyarladığı köşesine şu derkenarı düşüvermiş ;
        “Cehennemi gösterip çocukları korkutan din dersi öğretmeni cenneti anlatmayı, göstermeyi unutmuş mu ?”…
        Bu kadarına da pes doğrusu diyemiyeceği ve kendini de gerçekten ŞAHİDİ-TANIĞI  ayağına yatıran pek çok saçmalıktan  birisi bu “mışlı geçmiş”li kulaktan dolma hikayesiyle işgüzar gazetecinin amacı, halihazırın siyasi ve idari yetkilileriyle sorumlularını yermek değil midir…
       Ne dersiniz ?…
 
1000
icon
Hikmet alb 3 Kasım 2016 10:44

ÜSTADIM ÇOCUKLARI TERBİYE EDER İKEN NEDENSE KORKUTARAK EĞİTMEYİ ÖNE ÇIKARIYORUZ HALBUKİ BU ÇOK YANLIŞ BİR ANLAYIŞ OLDUĞUNU YAŞLANINCA ANLIYORUZ O HALDE ÇOCUĞA İYİ KÖTÜ TARAFLARINI ANLATIP DOĞRUYU KENDİSİNİN SEÇMESİ DAHA ETKİLİ OLUR KANAATİNDEYİM KORKUNUN YERİNİ SEVGİ ALMALIDIR BU DUYGUYU YIKMAK PEK KOLAY OLMAZ BENCE HİÇ BİR KONU DA KORKU DEĞİL SEVDİREREK YAKLAŞMALIYIZ İNAÇLARIMIZDA DA BÖYLE OLMAKTA FAYDA VAR

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat