Loading...

Maziden faydasız bilgiler!

11 Haziran 2018 21:32
A
a
Nezaket ve zarafet kurallarına kimsenin kulak asmadığı şu günlerin kampanya ortamında “Dümbüllüleşen”lerle kafayı bulup günaha girmektense, yakın geçmişimizle ilgili biraz bilgi sahibi olalım, istedik. “Doç. Çetin Yetkin’in Türkiye’de Tek Parti Yönetimi” ile otuz yıla yakın Meclis’te saylavlık, bakanlık, CHP’nin üst tabaka yönetimi ve genel sekreterliğinde bulunmuş Hilmi Uran’ın hatıralarına bir göz atıverdik…
60’lı yılların çaylaklık günlerimde alıp okumuştuk bunları. Faydadan ari değildirler, sanırız…
xxxxxxxxx
30’lu yılların sonlarına doğru “şeflik” kavramından söz edilmeye başlanır. “Şef” kavramı, Vakit gazetesi tarafından “Türk milletinin insan şeklini alan timsalidir” tarifiyle ortaya atılıyor. CHP’nin Ülkü dergisinde bir başta tanım. “Milli Şef demek, milli hayatımızın uyanık başı demektir. O, maddi ve manevi cepheleriyle milli hayatı bir bütün olarak yalnız temsil etmez, ayrıca güder ve yeder…”
1939 yılında hükümet programı okunduktan sonra Manisa Mebusu Refik Şevket İnce, muhtemelen Muharrem İnce’nin üstsoylarından birisi de olabilir, der ki:
 “Hükümet için, milli şeflerimizin gösterdiği kimselere, doğrudan doğruya onun güvenine sahip olduğu için güvenmekliğimiz vicdani bir görevimizdir.”  Şefin iyi dediğini kabul, beğenmediğinin de reddedilmesi şart ve vacip olacağına göre, şefler, bir anlamda, tanrı olmak lazımdır…
Xxxxxxxxxxx
Hükümet, pahalılığı, darlığı, karaborsacılığı önleme amacıyla Milli Korunma Kanunu’nu çıkarır. Bütünüyle hukuksuz, adaletsiz ve uygulamada vicdan yoksunu bir kanun. Şef, mala, mülke, araç ve gereçlere el koyar ve dahi insan ve hayvan gibi bütün canlılara vergi salıp cebri çalışma görevi yükleyebilir. Batı Karadeniz bölgesi halkı mesela, Ereğli Zonguldak havzalarındaki maden ocaklarında zorunlu çalışma mükellefiyeti altındaydı ki, bendeniz efendim, bu manzaranın bizatihi görgü ve bilgi sahibiyim...
Köylüler salınan cebri vergilerden birinin %8’den % 10’a yükseltilmesi üzerine, Eskişehir mebusu Emin Sazak Meclis’te ayağa kalkarak başlar.
 “Çiftçi, ayağında çarığı, üstünü örtecek yorganı olmayan, odunun üzerine başını koyup yatan kimsedir. Vergisini yükselttiğiniz kişiler, işte bu kişilerdir. İnsaf edin arkadaşlar. Namus timsali memurlarımıza acımamak elden gelmezken, bacağında donu, ayağında çarığı ve üstünü örtecek yorganı olmayanların yanında memurlara bu kadar bile acınılamaz. Siz neyi ucuzlattınız ki, vergilerini artırıyorsunuz ? Küreğini mi, demirini mi ucuzlattınız? Onlar ne dersen yapar. Çiftçiden başka hiç kimseye denemez ki,  elindeki buğdayı ver sen meşe palamudu ye. Yüzde sekizlik vergiyi yüzde iki daha artırdığında, bugününü bile aramaya mahkum edersiniz onları. Bu adam ayağına bir don bulamazken niçin onu daha da çıplaklaşmaya zorluyorsun?”
30’lu ve 40’lı yıllarda memleketin insanı bu haldeymiş. “miş”i bile fazla, çünkü bizatihi ben kendim yaşayarak, görerek. Çekerek ve hissederek yaşadım bunları…
60’lı ve 70’li yıllardaysa, evinin kapısına çektirttiği bir tankerle gazyağı ihtiyacını gideren bir emniyet müdürünün, itirazım üzerine öfkelenerek korumasına kaburgalarımı kırdırttığını unutmadım…
Başörtüsü hukuksuzluğu üzerinde laf etmek ise, zaman harcamaya bile değmezdi…
Xxxxxxxx
Mevzuatta “Memurin  Kanununun Dokuzuncu Maddesi” diye bir hüküm varmış. “Memurlar, siyasi cemiyet ve kulüplere üye olamaz.” Eğer yargılanıp da bu durum kesinlik kazanırsa, görevden de atılırmış. Başvekil İnönü, üst derece memurlara vazife verirken, bu hukuksuzluğun tadil edilerek kaldırılması zaruretini, Atatürk’e birkaç kez hatırlatmış…
Günün birinde Atatürk, Hilmi Uran’ı gördüğünde, bu meseleyi konuşmak üzere ertesi gün için kendilerini Dolmabahçe Sarayı’na davet etmiş. Hilmi Uran, Vali Muhittin Üstündağ ile birlikte saraya gittiklerinde kanunun bu maddesini Atatürk’e gösterirler…
Atatürk okur ve biraz düşündükten sonra şöyle konuşur…
 “Ben bu maddede değiştirilecek bir şey görmüyorum. Çünkü burada memurların siyasi cemiyetlere girememesinden maksat, onların benim partimden başka bir partiye intisap edememesi demektir. Bu bakımdan bu madde hatta faydalıdır ve katiyen değiştirilmemelidir…”
Xxxxxxxxxxx
Bizim politikacılarımız arasında akılbaliğ hemen hemen bütün vatandaşlarımızın şikayetçi oldukları bir alışkanlık, bir gelenek ve ahlaki bir kural vardır…
 “Benim suçlum masumdur ve iyidir, sizinkisi hem suçlu ve hem de çirkin ve kötü…
Hatta, kamu kaynaklarından çöplenmeye kadar geniş bir idari ve beşeri münasebet alanlarına da teşmil ederler bu kuralı…
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat