Loading...

Miraç gecesi

12 Nisan 2018 21:53
A
a
Bugün cuma gününü cumartesiye bağlayan gece, İslam âlemince kutsal sayılan gecelerin en faziletli olanlarından biri olan Miraç (göğe yükseliş)  mucizesini kutlayacağız. Bu mübarek gecede Peygamber (SAV) bir mucize eseri olan Cebrail (AS) önderliğinde, geceleyin yatağından alınarak bugün siyonizmin kirli ayakları altında siyahlara bürünmüş bir şekilde hâlâ kutsiyetini sürdüren Beytül Makdis denilen Kudüs’e getirildi. Oradan da Cenab-ı Hak’kın kendisine ait ve sadece kendince bilinerek tarif edilen gökyüzüne doğru bir yolculuğa çıktı.
Yüce peygamberin gökyüzüne Cenab-ı Hak tarafından yükseltilmesi hadisesinin detayları  teorik olarak dini literatürde tafsilatıyla anlatılmıştır. Bu kısmına dokunmayacağız. Zira bu yükselişin mekan ve zaman anlayışı içinde olup olmadığı, ruh ve beden olarak mı yükselişin gerçekleştiği hususlarında bazı İslam bilginleri arasında görüş ayrılıkları vardır. Biz Müslümanlar için önemli olan bu miraç mucizesinin zamanda mı olduğu, mekân boyutunda mı olduğu, ruhun veya cismin bedenin yolculuğu olup olmadığı değildir. Biz sadece Peygamber (SAV) ‘ın başından böyle bir olay geçmiş ve bu husus ayeti kerime ve hadiselerle sabittir. Sadakat sahibi bir Müslüman akıl ve mantık sınırlarını zorlayan bu hadisede “amenna ve saddakna” iman ettik ve tasdik ettik der ve işin içinden çıkar, kalbine de acaba, nasıl olur, aklım almıyor gibi şüphelerden uzak durur. Zira Kur’an-ı Kerim’de İsra suresinin 1. ayeti kerimesi bu olayın varlığını açıkça doğrular. “Bir gece, kendisine bazı delillerimizi gösterelim diye kulu  Muhammed’i Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren  o zatın şanı ne yücedir. O bütün eksikliklerden uzaktır. Gerçekten, her şeyi işiten, her şeyi gören O’dur.” Peygamber efendimiz (SAV) de o gece dönüşte miraç olayını ashabına anlatmış ve muteber hadis kitaplarında bu olay tafsilatla olarak yazılmıştır.
Bugün olduğu gibi Peygamber (SAV)’in yaşadığı o günkü Mekke toplumunda her dinden ve her inançtan insanlar yaşardı. Müşrik dediğimiz ve çoğunluğu oluşturan kesim açıkça peygamberimize ve dolayısı ile İslam’a karşı cephe almış, peygamberin ve Müslümanların en ufak bir zaafını yakaladıklarında, hemen İslam’ı ve Müslümanları nereden vururuz da, onları alt edebilirizin yollarını ararlardı. İşte bu olay Mekke’de duyulunca, müşrikler mal bulmuş mağribi gibi büyük bir aleyhe propagandaya giriştiler. Münafıklar ise bu küfür ateşine el altından gizlice odun atmaya başladılar. “Böyle şey olur mu, akıl ve mantığa aykırıdır. Bu iş burada bitti. Mal verdik saltanat verdik, davasından vazgeçiremedik, ama artık ondan kurtulduk” gibi yaygaralarını bastılar. Onlar kafir oldukları halde biliyorlardı ki; Müslümanların o devirde en sevgilisi olan Hz. Ebubekir’in (RA) kalbine bir şüphe sokabilirlerse, Müslümanların yavaş yavaş çözüleceklerini umut ediyorlardı. Bu amaçla hemen Hz. Ebubekir’in kapısını çaldılar. Kapıya çıkan Hz Ebubekir’in “Ey Ebubekir, sen çok defa Kudüs’e gittin geldin iyi bilirsin Mekke’den Kudüs’e gidip gelmek ne kadar zaman sürer” dediler. O da “iyi bilirim bir ay sürer” dedi. Kafirler Hz Ebubekir’in açığını yakaladıklarını zannederek “akılllı adamın sözü böyle olur” dediler. Gülerek büyük bir istihza ile Hz. Ebubekir’in kendi kafalarından olduğuna sevinerek, “Senin efendin Kudüs’e bir gece de gidip geldiğini söylüyor, artık iyice sapıttı” diyerek Hz. Ebubekir’in sözüne saygı ve güven gösterdiler. Ama Hz Ebubekir’in Resulullah (SAV)’in bu sözü söylediğini işitince hiç tereddütsüzce, “Eğer o söyledi ise, doğrudur inandım. Bir anda gidip gelmiştir. O her zaman gerçeği söyler, ondan yalan sadır olmaz” diyerek içeri girdi. Yüzlerine tokat gibi cevap alan müşrikler, “Vay be Muhammed ne yaman  büyücüymüş, Ebubekir’e de büyü yapmış” diyerek döndüler. Bu olay dolayısı ile Hz. Ebubekir’e “SIDDIK” lakabı verildi.
Günümüz teknolojik imkanları ile miraç hadisesi bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Günümüzde insanlar teknolojiyi kullanarak uzakları yakın edebiliyor. Bir düğmeye basmakla dünyanın öbür ucundaki en yakın akraba ile görüntülü olarak konuşabiliyor. Üstelik bunu da çok kısa sürede gerçekleştirebiliyor. Her şeyi yok var eden, rızıklandıran Allah (CC)’nin müsaadesiyle, insanların en hayırlısı olan yüce peygamberine (SAV) bu icazeti veremez mi?
                Hani uzun bir yolculuktan evine dönen bir insanın, aile efradına bir hediye getirmesi adet olduğu gibi, Peygamberimiz de Miraç’tan dönerken; İsra süresi 78. ayetinde buyrulan “Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını zira o şahitlidir” buyurduğu NAMAZ ibadetini, Bakara suresi 285. ve 286. Amenerrasülü diye başlayan ayeti kerimeler ve üçüncü olarak da iman ettikten sonra şirke düşmeden mümin olarak ölenlerin cennete gideceklerini bildirdi.
Peygamberimiz bu olayı Ümmühan’a söyleyince, “Aman kimseye söyleme, inanmazlar, inananlar da vazgeçer” deyince, Allah Resulü, “Anlatmam lazım, inanmayacak olan sonra da vazgeçer, çürük taşlar üzerine bina olmaz, ayrılacak şimdi ayrılsın, sağlamları kalsın” buyurdu. Bu olay o tarihte akılları durduracak bir olaydı. Nitekim de öyle oldu, müşriklerin akılları durdu. Ama müminlerin inancı, imanı daha da keskinleşti. Peygamber efendimizin hiç yalan söylemediğini müşrikler de biliyordu. Bugün bile cennet ve cehennemi gören var mı diyenler oluyor. Ama biz sadık Müslümanlar olarak var diyoruz. Hayatında hiç yalan söylememiş olan Hz Muhammed (SAV)’in miraç mucizesine gönülden inanıyor ve tasdik ediyoruz…
Bu gece dünya İslam birliğinin tesisi, vahdet inancının kalplere kazınması ve tüm dünya Müslümanları için huzur ve barışın tahakkuk etmesi için dua etmeliyiz…
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat