O eski terziler, şişle kazak örmek, Deniz’in parkası

23 Kasım 2016 22:48
A
a
Babamı, kruvaze ceketli lacivert takım elbisesi, fötr şapkası ve bej rengi pardösüsüyle; annemi narçiçeği döpiyes eteği, yakası kürklü siyah paltosu, ipek eşarbı, şapkası, deri eldivenleri, kolunda çantasıyla anımsıyorum.
Hayalimde hep şık ve zarifler. Lüks sevmez, temiz uyumlu giyinirlerdi.
Tutumlu olmak diye bir şey vardı o vakitler; ayakkabılar eskidi mi pençe yapılır, gerekirse yeni taban kondurtulur tabanının altına kabara çakılırdı.
Elbise sökükleri yırtıkları dikilirdi, örülürdü; giysiler ters yüz edilirdi; büyüklerin giysileri küçüklere verilirdi; evlerde dikiş nakış bilen kadınlar olurdu, örgü örülürdü.
************
Konfeksiyon çıktı terzilik öldü. Nerede o eski kadın ve erkek terzileri. Kumaştan resim yapan dikiş ustaları, o zanaatkârlar nerede.
Komşularımız Cemile abla ve eşi Cemal Çağruk ne harika terzilerdi. Terzilere hayrandım, kumaşa sabunla çizgi çizilmesine, cetvele, mezroya, rengarenk ipliklere, boy boy iğnelere, ayaklı dikiş makinesinin tıkırtısına, o kömürlü ütülere, makasın kumaşı keserken çıkardığı sese hayrandım.
************
Kumaşçıdan kumaş almak bir törendi: Raflardan top top kumaşın indirilip tezgâha yayılışı, kumaşa dokunup rengine desenine bakarak seçim yapmak, kumaşın kesilişi paketlenişi ve terzi Cemil amcaya gidiş. Cemal amca, mezro ile vücudumu ölçer kağıda notlar alırdı. Sonrasında provaya giderdik; kumaşın biçim alışına tanıklık etmek ne hoştu; iplikler, sabunla atılan çizgiler, dudaklarındaki iğneleri kumaşa saplayışı Cemal amcanın. Ve son prova: Omuzlar oturmuş mu; göğüste, belde kumaş nasıl duruyor kollar tamam mı. Kumaşın cekete dönüşümü takım elbisenin ortaya çıkışı bana akıl almaz bir sihir gibi gelir Cemal amcanın hünerli ellerine imrenir, elbisemi giymek için sabırsızlanıp gün sayardım.
Nasıl anımsamayayım, mahalledeki pantoloncumuza İspanyol paça yani bol paça olsun diye ısrar edip diktirdiğim o güzelim pantolonlar şimdi neredeler?
Kotlar yayıldı 70’lerde. Wrangler, Lee, Levis nasıl da özenti rüzgârıydı. Bir an önce beyazlasın diye çırpınırdık, kotlar. ABD emperyalizmi giyimimizi belirliyordu. Kot pantolon, kot gömlek, kot mont. Kovboy filmlerinden çıkıp gelmiş gibiydik. Kot rahattı, ütü gerektirmiyor, buruşmuyordu.
Eski renklilik, çeşitlilik, üslup yok artık giysilerde; monoton, tek düze, bir örnek giyim aldı yürüdü.
************
Koptum terzilerden, konfeksiyona da ısınamadım. Takım elbise giymez oldum.
Kadifeyi, süeti, keten pantolonları rahat bir giyimi sevdim. Bir ara 80’li yıllarda kuzu kabanlar yaygındı. Kırcılar’dan almıştım, kışları içimi ısıttı.
Şimdilerdeyse yazları şort giyiyorum, üstüne bir tişört. Kışları ise kazaklar, hırkalar, kadife gömlekler yetiyor ve tabii bir de kaban veya mont.
 
 
Ah o örme kazaklar
 
 
O örgü kazaklar, o hırkalar, eldivenler, o kaşkoller…
İnceden kalına numaralı şişler. Yün alırdık yüncüden ve annem örerdi. Kadınları ellerinde şiş örgü örerken, hayranlıkla seyretmeye doyamazdım. Şişlerde yünler birbirine düğümlenir ve aşağı doğru örgü uzardı; nasılda hünerliydiler. O yünlerin rengârenk desenli kazak oluşunu bir türlü kavrayamaz, örmeyi öğrenmek isterdim.
Ve tabi insana sevdalısının kazak hırka örmesi, aşkla atılan ilmeklere tutkunun ışığının işlenmesi. Bambaşka sıcaklığı olurdu o kazakların, hırkaların, kaşkollerin, eldivenlerin; karda boranda, en yoğun sağanaklarda üşümezdiniz
Konfeksiyon çıktı örgüler yavaş yavaş silindi.
 
 
Deniz’in kürklü parkası
 
 
Lafı şuraya bağlayacağım…12 Eylül öncesinde devrimciler parka, ülkücüler palto giyerdi. Bende özenip parka almıştım, onu giyince kabara kabara yürürdüm, gençlik hevesiyle.
Parka denince Deniz Gezmiş’in parkası gelir aklıma. Deniz’in parkası ABD silahlı kuvvetlerinin soğuk iklim parkası N3 B imiş. Yılmaz Aysan, “Afişe Çıkmak’’ adlı kitabında parkanın öyküsünü yazmış:
“ODTÜ Mimarlık Fakültesi’ndeki son balo 1970’i 71’e bağlayan kış yapılmıştı. O zamanlar Deniz bir suçtan İstanbul’da aranıyordu ve o nedenle ODTÜ’de kalıyordu. Ben her şeyin yolunda gittiğine emin olmak için kapıları denetlerken Deniz’le karşılaştık. Yurtta sıkılmış, ne oluyor diye bakmaya gelmiş. Davetlilerin paltolarını bıraktıkları portmantoya gözünü dikmişti. Birden bankonun arkasına geçti. Askıdan yakası kürklü çok güzel bir uzun boy parka aldı. Önce ceplerini yokladı. Boş olduklarına emin olunca sırtına giydi çıkıp gitti. Giderken de, “Siz halledersiniz, çocuk mağdur olmasın’’ dedi ve kayboldu. Biz gecenin sonunda parkasını bulamayan delikanlıya istediği bedeli ödedik ve olay tatlıya bağlandı. Deniz Gezmiş yakalandığı sırada sırtında bulunan, bütün fotoğraflarda çıkan ve kendisine çok yakışan yakası kürklü parka odur’’
************
Sonunda kefen giyeriz.
Kefenin cebi yok ki hatıralar sığsın.
 
1000
icon
Sibel Dursun 24 Kasım 2016 15:35

Guzel bir yazı. Tat kaldı.

0 0 Cevap Yaz
Hikmet alb 23 Kasım 2016 23:33

YAZILARINIZI OKUDUKÇA SİZİ TANIMA FIRSATI BULUYORUM ÇOK MÜKEMMEL BİR AİLE YAPINIZ VARMIŞ BULUNDUĞUNUZ ORTAMLARI ÇOK İYİ ANLATIYORSUNUZ TİPİK BİR ANADOLU YAŞANTISI İÇİNDEKİ AİLENİZ OLUŞU SİZE DAHA FARKLI BİR DÜNYA GÖRÜŞÜNE GÖTÜRMÜŞ HAYRANLIKLA YAZILARINIZI ZEVKLE OKUYORUM TEBRİK EDİYORUM BAŞARI DİLEKLERİMLE

0 1 Cevap Yaz
can ertan

yazılarıma ilgimiz için minnettarım...sağ olunuz

0 0
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat