ÖLÜMÜNÜN 84. YILINDA AHMET RASİM BEY

25 Eylül 2016 22:17
A
a
Bu yazıyı kaleme almamın gerçek sebebi son günler de, bilhassa 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü akabinde basın dünyamızın kimi yazarları, darbenin milli görüş ve makul anlayış sahibi ahalimizin çok
açık bir şekilde teşebbüs sahiplerinin karşısına dikilip, karşı koymak suretiyle devlet, otoritesine zaman kazandırarak menfur teşebbüsün hareketten men edilerek sonuçlanmasını sağlamaları sonrası, başta
internet ortamında olmak üzere yazılı basınımızda da kimileri, midelerinden bağlı oldukları batı dünyasının ülkemizde öten boruları olarak sesler ve hakaretamiz beyanlar ile günümüz iktidarı
hakkında olsun, dünya diplomatlarının ‘Boğazdaki Adam ’lakabı verdikleri, Abdülhamid-i Sani yani 2. Abdülhamid’e çeşitli iftiralar ve yaklaşımlarda bulunarak hak ve hukukun ve insafsızlığın bir hududu
olduğunu görmezden gelmişlerdir. Kimisi sürgün yerine gitmek için çöller aşmak mecburiyetinde kaldığı tafsilatıyla 34.padişah ve Meşrutiyeti kuran Sultan Abdülhamid’i hakaret yağmuruna tuttular. Aslı faslı olmayan iftiralar ile Sultan Hamid’e yüklendiler. Tabii ki, bu vatanın insanları müftehir olarak yani Osmanlı devletinin ecdadımız olduğunun idrak-ı şuuru içinde onlarla iftihar etmektedir, günümüz
iktidarına; Osmanlıyı benimseyen ahalinin olumlu baktığı 14 senedir ziyadeleşerek devam etmek tedir. Sultan Abdülhamid; bilhassa 1877’de parlamenter sisteme geçen, bu parlamentonun Rusya ile savaşmaya sebep olan savaş kararına,’mucibince amel oluna’ notu koyarak savaşı üzüntüler içinde onaylayan 2. Abdülhamid’in, meclis kararına gösterdiği saygıyı bir kenara bırakıp,savaşın kaybedilmesinden sonra parlamentoyu uzun tatile sokup,aktif hal den,uzaklaştırıp,kudretli ellerine aldığı devlet idaresini, 20 sene sonra 1897’de Yunanilerin Osmanlı hudutlarını tacize ge çişini,1313/1897 Osmanlı-Yunan savaşını yaparak dolayısıyla Yunaniler için kahkari bir bozgun olan Dömeke Meydan muharebesinin galibi olmayı  gerçekleştiren Sultan 2. Abdülhamittir.
Cumhuriyet’in kurucuları arasında yer alan Mustafa Fevzi Çakmak(sonradan mareşal) yüzbaşı rütbesiyle söz konusu savaşta Müşir Etem Paşa emrindeydi.
 
Günümüzde çeşitli reformlar ve hizmetlerle 1876 nesli diyebileceğimiz ve 1880’lilerin çoğunluğu teşkil ettiği mektepli subaylar ve bu subaylardan temayüz eden büyük komutanlar çalışmaları ve çarpışmaları sayesinde Cumhuriyeti kuracaklar, bunları yetiştiren Abdülhamid idaresinde geçen zaman dilimi Cumhuriyetin bânisi denecek bir şahsiyeti 34. Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamid’dir dense isabet olur.  Osmanlı devletinin 24 milyon km. kare toprak mesahası olan bir devlet olması hasebiyle onun hudutları içinde İslam indinde yasak olan yani haram olanın bulunmaması gerektiği husu su İslam olmayanların hayat tarzlarına serbesti tanıması inanç, adet ve geleneklere müsaade olunması,fetih topraklarının idaresinde reayaya hayatlarının temadisini sağlamaları hususunda verilmiş sözlerin yerine getirilmesi devletin güvenilirliğinin icabından olduğu göz ardı edilemez. Bunları yerine getirmek veya müsaadesini vermek antlaşma icabatındandır.
Nitekim, Osmanlının kılıç zoruyla İslamlaştırma tutumu asla olmamıştır. Çünkü her şeyden önce Kur’an-ı Kerim ilgili ayetinde bunu men eder. Mesela Beyoğlunda İngiliz sarayı civarında bazı şarap
evlerinde kuruluş tarihi İstanbul’da hali fenin var olduğu tarihleri gösterir bu da reaya içindir. Bütün bunların kötülüğü Abdülhamid Hân’a olan adavetleri yani düş manlıklığı ziyadeleştirmektir.  Gelelim Ahmed Rasim Bey’e hemen şu anekdotu koymadan önce şu anekdotu arz etmek isterim: Sene 1977’di idi. Taksim ile Şişli arasında tercihli yol vardı ve bu yola girildiğinde toplu taşıma araçlarının
yolcuları bu yolculuklarında dostluklara vesile olacak dakikalar, saatler sürmesine vesile oluyorlar idi. O zamanlar Hürriyet Meydanı adını almış bulunan Bayezit’ten Okmeydanı'na gitmek üzere
otobüse bindim. Tek kişi olarak bir bayan oturmuş yanı boş olan koltuğa çöktüm. O çöküşüm esnasında herhalde kendimi biraz sert bırakmışım ki, cam kenarındaki bayan başını çevirdi ve baktı. Ben yüzünü görünce hemen tanıdım ve gayri ihtiyari ‘Safiye Hanım!’diye adeta bir çığlık attım. Beni tanıyor musunuz? Dediği zaman ben de: Safiye hanım sizi 1940’ların ahirinde Çağaloğlu’nda Çifte Saraylar bahçesinde Türk san at müziği sanatçısı olarak defaatle dinlemişimdir. Bilhassa Şairi
Azam’ın yani Abdülhak Hamid’in <Makber>adlı gazelini ahali arasında <Her Yer Karanlık>matlaıyla başlayan eseri okumadan önce bu eserin terennümü öncesinde monografisini anlatmıştınız . Şarkıların bir hikayeye istinat ettiğini o zaman öğrenmiştim,  demiş ve şöyle
düşünmüştüm, öğretmen okulu mezunu olması bu monografiyi dinleyecilerine anlatmayı gerekli kılıyordu gibi geldi bana.  O sıralarda Mehmet Akif Bey’in Safahatını satır,satır, mısra mısra
okuyor ve bu yaşa kadar bu eseri okumamış olmanın ezikliğini hissediyordum.
Safiye Hanım bana sordu: Ne iş yapıyorsun? Dediğinde,ben de:  yayıncıyım. Dedim. Akabinde de efendim, Akif Bey’in bu eserinde o kadar destani şarkılar olabilecek mısralar var ki bunları bestelemekle iyi hizmet olur. Dedim. Cevabı şöyle oldu : <Yıldırım’a(Yıldırım Gürses merhum)a gideceksin,onun babası hafızdır. Bu söylediğinin hakkından ancak o gelir. Ben bestekar değilim!> dedi. Ve <yayıncıydın değil mi? Bestekar Ahmet Rasim’in yazdığı Osmanlı tarihi vardır biliyor musun? Hayır dedim. Devam etti; İşte onu Latin harflerine çevirt. Bu millete okut. O Osmanlıya hakaret etmeden kita bını yazan o devirler de ender rastlanan kimselerdendi.> Dedi. Ben,yaş kırka merdiven dayadığında Osmanlıcayı öğ renmeye başladım. Çocuklarım yabancı lisan mı öğreniyorsun diye espri yapıyorlardı. 1999 yılına geldiğimiz de" Os manlı Devletinin 700.kuruluş yıldönümünde sekiz
cilt,2870 sayfa olarak Ahmmet Rasim Bey ve Osmanlı Tarihi adı ile Emir Yayınları neşretti.
Abdülhamid’e teşn ü taan eden kimselerin günümüzdeki eşhası; Ahmet Rasim Bey, Sultan Hamid’e karşı o dönemde çektiği sıkıntılar yüzünden tarafsız olamayacağı hissiyatına giriftar olmuş ve değerli çalışmasını Sultan Abdülaziz’de bitirmişti. Böylece padişaha haksızlık yapmamak için o devri yazmamayı seçmişti. Bu centilmen tutum gösteriyor ki, Abdülhamid’e günümüzde iftiralar edip,aleyhine atıp tutanlar 69 yaşında vefat eden Ahmet Rasim Bey’den ne kadar uzak lar. Fiemanillah.
 
1000
icon
Hikmet alb 26 Eylül 2016 12:09

DEĞERLİ HOCAM YAZINIZ ÇOK İLGİNÇ GELDİ BEN SİZİN GİBİ BİR DEĞERİN YÜZ SENE EVVELKİ BİR OLAYI GÜNDEME TAŞIMANIZDAKİ MAKSADI ANLAMAKTA ZORLANDIM BU OLAYLARI BİLMEK BU ZAMANA BANA NE FAYDASI OLACAKTIR MERAK EDİYORUM O GÜNLERİ BU GÜNÜN TÜRKİYESİ İLE MUKAYESE ETMEK ÇOK ANLAMSIZ GELİYOR TARİHTEN DERS ALALIM AMA BU DÜZENİ BENİMSEMİŞ TOPLUMA TEKRAR ESKİ GÜNLERE GERİ DÖNELİM DEMEK PEK AKILLI BİR ŞEY DEĞİL GİBİ GELMİYOR SONRA DÜNYADAKİ BİR ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ NASIL O GÜNLERİ TEKRAR YAŞAYABİLİRİZ BENCE OLMAYACAK DUAYA AMİN DEMEK GİBİ OLUYOR ŞU ANIN GERÇEKLERİ İLE AKIL YORSAK DAHA İYİ OLUR BAŞKASININ DEĞİRMENİNE SU TAŞIMAYALIM SİZDEN KURANI KERİMDEKİ KIYAMETİN KOPMASINDAKİ OLACAKLARI ANLATAN HADİS VE AYETLERİ ŞU GÜNLERDE ÇOK YANLIŞ YORUMLAR İLE SURİYEDEKİ DABIK BÖLGESİNDE OLACAK HACLI SEFERİNE BAĞLANMASINI NASIL GÖRÜYORSUNUZ DİYE BİR İSTEĞİM OLMUŞTU BİLGİLENDİRİR İSENİZ MUTLU OLURUM SAYGILARIMLA

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat