Saçma!

21 Mayıs 2017 21:59
A
a
Bana en saçma gelen davranışlardan biri de aslında çok basit olan kavramları allayıp pullayıp başka bir isimle iteleme gayretidir. Sosyal medyanın hayatımızda ne denli yer ettiğini hepimiz iyi biliyoruz, her seferinde söylemeye gerek yok… Hal böyle olunca, eskiden Televolelerde, paparazzi, maparazzide izlediğimiz ünlülerin hayatlarını Instagram’dan, Snapchat’ten izler olduk. Özel hayatlar artık tombiş parmaklarımızın ucunda… Esra Erol’un kardeşinin bile ne yaptığını biliyoruz, Acun’un müstakbel karısı Şeyma Subaşı’nın içtiği sodaya kadar bilgi sahibiyiz. Var olmayan imkanlarımızla hepimiz Subaşı’nın hayatını izliyor, özeniyor, hepimiz birer Ebru Şallı olup pilates toplarının üzerinde yuvarlanıyoruz…
Sıkıcı…
Makyajımız değişti, dünyanın her noktasından sosyal medyaya aynı pozda fotoğraflar veriliyor, saçma sapan bir akım çıkıyor, hızla yayılıyor, hızla unutuluyor. Bu aralar dünyada da nam salan Nusr-Et’in sahibi Nusret Gökçe ve bileğini büke büke tuz mu baharat mı serpiştirdiği hareketi dillere dolandı… Antipatik…
Neyse adamların, kadınların en azından parası var; paranın da getirdiği bir şımarıklık var…
Gelelim sosyal medyanın bizim orta veya alt sınıf vatandaşımızın hayatı üzerindeki etkiye… Yazının başında dediğim gibi, bana çok saçma gelir basit şeyleri süsleyip satmak… Şimdi hem işim, hem de tercihim nedeniyle sosyal medyayı aktif kullanıyorum. Toplamda ortalama iki bine yakın arkadaşım var sosyal medya hesaplarımda, çoğunu birebir tanıyorum; tanımadıklarım da meslektaşım olup ayrı şehirlerde yaşayan veya mesleğim gereği kontakta bulunduğum kişilerden oluşuyor. Yurtdışında yaşayanlar, yurtdışında tanıdıklarım, okul arkadaşlarım, çocukluk arkadaşlarım, akrabalar, eski çalışma arkadaşları vs vs… Ya bu gözlerim neler görüyor… Hepimiz birbirimizle ilgili gerçekleri biliyoruz ama bırakalım bu –mış gibiciliği şekerim!
Arkadaş bazıları ne çok seviyor özel hayatını lap diye ortaya koymayı! Geyik de yapmıyor, ciddi ciddi adamın/kadının evindeyim adeta. Bana neee!
Gelelim basit şeyleri süslemeceye… Baby showera çok fena takmış durumdayım. Ya sen Demet Akalın mısın? Anan sana baby shower mı yapmış? Üç kuruş maaşı var kocanın, zar zor geçiniyor, milleti özenip olmayacak hareketlere neden giriyorsun?
Gelelim şu kına gecesi adı altında Hürrem’e özenenlere… Muhteşem Yüzyıl dizisinden önce yoktu bu kadar şaşaa… Bir harem özentiliği… Sanırsın gelin ve arkadaşları Topkapı Sarayı’nda kına yapıyor, aslında mahalledeki Özbilmemne Düğün Salonu… Yaldızlı, Osmanlı tarzı, sultan kıyafetleri falan filan…
Aşk-ı Memnu dizisinde Nihal’in kına gecesinde, Nihal’in arkadaşları Behlül’ün (Kıvanç Tatlıtuğ) maskelerini takıp göbek atmıştı. Sonra bu vaka meşhur oldu. Bizim vatandaştan deli talep var… Ben böyle bir kına ortamına düştüm. Aman Tanrım yani, her yer bizim çirkin, toparlak damadın suratıyla donatılmış. Kıvanç en azından yakışıklı adam, ama senin kocan değil, kabul et değil… Eve kendimi zor attım, dedim ‘Bunu bilincimden sildirmek adına Eternal Sunshine of the Spotless Mind filmindeki teknolojiden istiyorum.’ (Bir dönem Güzel Sanatlar Fakültelerinde bu filmi izlemeyenleri dövüyorlardı. Bütün kızlar saçını acayip renklere boyayıp aşk acısı çekiyordu.)
Sütlü kahveyi nescafe, sonrada da latte yaptık. Şimdi arkadaşlarla latte içiyoruz, diş buğdayı denen şey partiye dönüşmüş, yeni anneler delicesine davranıyor, düğünde takılan altınlarını üstüne boca edip, ‘Bak hâlâ bozdurmadık, paramız var bizim’ mesajı veriyor… ‘Kaynanam evi üstüme yaptı, kocamla her pazar kahvaltı yapıyoruz, babamın Porsche’si var, cumartesileri de ata biniyoruz, bak bunlar benim kol kasım, bak kocam ne kaslı’ mesajlarından beynimiz yamuldu… Bizim sümüklü komşu kızı bile (Çocukken İngilizce ödevlerini bile bana yaptırırdı) ‘My handsome husband make me happy’ (Benim yakışıklı kocam beni mutlu eder gibi bir şey) yazmış fotoğrafının altına hasbam… Yazmış yazmasına da ‘İngilizce tam öğrenilmemiş, makes olacak o’ yorumu atmak istesem bile dedim boşver Ece öyle kalsın o…
 
Şimdilerde de Murat Boz ile Aslı Enver’in biten ilişkisini konuşuyoruz memleketçe. O kadar dertsiz tasasız, o denli asgari ücretle her yıl Singapur’a uçuyoruz, işsizlik falan yok ki… Ama Survivor reytinglerin kralı…  Aşkım senin hayatın Survivor…
Şimdi ben kalemi kağıdı bırakıp, hayatı bir Şeyma Subaşı edasında Aloe toniğimi yüzüme sürüp, manikür pedikür için kuaföre gidecek, oradan arkadaşlarla BMW’mize atlayıp o butik senin bu butik benim gezecek, ‘Nasıl olur ya Palm Island’ta boş şezlong yok’ diye yakınacağım. Bu arada Nil Karaibrahimgil dinleyip, Gülse Birsel okuyacağım… Saygılar…
 
1000
icon
mstfgc 15 Haziran 2017 22:28

80-90 arası doğan kuşağın mutsuzluğunun özeti olmuş yazı.

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat