Sistem münakaşaları (1)

21 Kasım 2016 20:59
A
a
Bugün ülkemiz, içeride ve dışarıda devasa sorunlarla savaşıyor. İçimizde kendi beslediğimiz FETÖ-PKK gibi ihanet şebekeleri, dışarıda ise bugüne kadar yüzümüze gülüp, öpücükler gönderen, arkamızı döndüğümüzde ise ta kalbimize kadar hançerleyen bir ABD ve onun ittifakları AB ülkeleri. Ana muhalefetimiz ise Demirtaş’ın sazını eline almış, ülkeyi nasıl hançerleyebilirim sevdasında. Bütün gücünü sadece sayın cumhurbaşkanlarımızı devirmeye yöneltmiş, halkın sorunları, ülkenin geleceği onlar için bir anlam ifade etmiyor. Yeter ki Erdoğan gitsin de ne olursa olsun, isterse ülke batsın gam değil. Erdoğan düşmanlığı, Erdoğan kini onların gönül gözlerini kapatmış, dünyada ve ülkemizde olup biteni görmüyorlar, işitmiyorlar ve duymuyorlar. Bütün bu sorunların çözümünden sorumlu olan iktidar ise, ülkenin ve halkın öncelikle beklentilerine gözlerini kapayıp, kendisini başkanlık sistemi gelsin kampanyasını başlatmış durumda… Sanki şu anda memleketin en önemli meselesi bu… Başkanlık sistemine geçildiğinde Türkiye’de her şey düzelecek gibi bir algıyı milletin zihnine pompalıyor. Bu haliyle iktidar hiç zamanı ve zemini hazır olmadığı halde, sistem tartışmasını başlatmış oldu. Adı parlamenter olan bugünkü sisteme devam edelim mi, yoksa başkanlık sistemine geçelim mi,  tartışmalarını dillendirmeye başladık. Muhalefette bu kargaşa ortamına iktidarın ağzından çıktı ya hemen lapin gibi atladı. Ülkenin gündemi böylece başkanlık sistemi tartışmalarına mahkûm oldu gitti. Bu tartışmalar içinde ülkenin gücü ve enerjisi heba olup gidiyor.
Cumhuriyetle birlikte, toplum vicdanında yer tutmuş ve devletin kurum ve kuruluşlarınca asırlarca uygulanarak, gerçekliği ve yararı denenmiş bir Osmanlı sistemi terkedilerek, adı parlamenter olan ancak uygulamasında, yanından bile geçmeyen bir sistemi Fransa’dan kopyalayarak devletimizin idari yapısına monte ettik. Aradan yüzyıla yakın bir süre geçtiği halde, devletimizin kurumsal yapısına hala tam yerleşmemiştir. Bunun içindir ki,  Türkiye de sistem tartışmaları hiç bitmemiş, zaman zaman hep karşımıza çıkmıştır. Bu tür tartışmaları dünyanın diğer ülkelerinde göremeyiz. Zira her devirde uygulana gelmiş, insan ve ülkelerin gerçeklikleriyle barışık bu mevcut sistem, halk tarafından kabul edilmiş ve özümsenmiştir. Ancak bizde ise uygulama ve kabul halk tarafından sindirilemediği gibi, zoraki bir dayatma ile kabul ettirilmeye çalışılmıştır. Bu zorlama hazımsızlığı doğurduğu gibi, kalıcılığı da ortadan kaldırmıştır.
Osmanlı idari yapısının bu topraklardan çıkarılması ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurumları arasından büyük bir boşluk doğdu. Zira cumhuriyetin ilk yıllarında, idari sistemi yerleştirmekle görevli uygulayıcılar, eski sistemi terk ettiklerinde, yerine hangi sistemi getirecekleri konusunda, altyapı olarak hazırlıklı ve donanımlı değillerdi. Geçmişlerine ve saltanata besledikleri büyük kinle, şimdilik saltanatı kovalım da, onun yerine gelecek sistemi daha sonra düşünürüz, mantığı ile hareket ettiler.  Ama akıldan ve fikirden yoksun ola bu mantığın sahipleri, sistemsizliğin doğuracağı korkunç sonuçları tahmin etmediler. Ama iktidar boşluk götürmezdi. Paralel kaplar misali, boşalan bir bardağın alternatifinin doldurulması zorunlu idi.  Nitekim ittihatçılar da bunu yaptılar. Ama boşalan bardağı deva ile dolduracakları yerde,  zehirle doldurma yolunu seçtiler.  Bu milletin inancıyla, kültürüyle ve manevi değerleri ile yüzde yüz zıt olduğunu bildikleri ve batı emperyalizminin kulaklarına üflediği “parlamenter” tabir edilen bir sistemi, Fransa’dan devşirerek olduğu gibi Türkiye’nin idari yapısına monte ettiler. Sözde bu sistemde halk, serbest iradesi ile kendi temsilcilerini seçerek meclise gönderecek seçilen temsilciler de, kendilerini bu makama getirenlerin düşüncelerine tercüman olacak, taleplerini yerine getirecekti. Öyle olmadığını bildikleri halde göstermelik de olsa, meclis kürsüsü arkasına büyük puntolarla sözleri gayet göze hoş görünen ama içeriği doldurulmayan tamamen boş olan “Hâkimiyet bila kaydı şart milletindir” sloganı yazdılar. Ama nedense o günden bugüne kadar, hâkimiyet dediğimiz mutlak irade parlamentonun duvarında asılı kaldı, halkın irade ve yaşayışına hiç yansımadı. Sistemi ülkemize getirenler, milletin arzularını değil, kendi kafalarındaki karanlık ve despot bir yönetim anlayışını bu millete zorla dayattılar. Resmi ideolojilerinin toplumda neşvü-nema bulması için her zaman parlamenter sistemi bir araç ve silah olarak kullandılar. Bu düşüncemizin doğru olup olmadığını Türkiye’de bugüne kadar yapılan genel seçimlerin durumuna bakarak görebiliriz…
Devam Edecek… 
1000
icon
Hikmet alb 21 Kasım 2016 23:03

HER HALDE SENİN TARAFINDAN MEMLEKETİN HER ŞEYİ ÇOK MÜKEMMEL GÖRÜLÜYOR SEN BU DÜZENİ DEĞİŞTİRMEK İSTEYENLERE KIZIYORSUN DEMEK Kİ SENİN TUZUN KURU HERŞEY ÇOK İYİ GİDİYOR DİYORSUN VE 100 SENE EVVELKİ DÜZENE GERİ DÖNMEYİ İSTYOR GİBİSİN CUMHURİYETİN VE DEMOKRASİNİN NİMETLERİ İLE BU DURUMLARIMIZA GELDİĞİMİZİ UNUTMAYALIM YOKSA KİM TANIR DI BİZLERİ ŞU ANDAKİ VARLIĞIMIZI BU GÜNÜN ŞARTLARI SAĞLAMIŞTIR BAZI ŞEYLERİ DAHA İYİ DEĞERLENDİRMEMİZ LAZIM KİM OLDUĞUMUZU NERDEN GELDİĞİMİZİ UNUTMAYALIM SEVGİLERİMLE

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat