SORUNLU EĞİTİM…

8 Eylül 2016 21:18
A
a
Yeni öğretim yılı 19 Eylül 2016 günü başlıyor. Resmi rakamlara bakılırsa 15-18 milyon arası bir öğrenci kitlesi, daha iyi bir gelecek için  okullardaki sıralarını dolduracaklar. Geleceğini kendi çocuklarının okuduğu okullara bağlayan ve ihtiyarlıklarında çocuklarını bir sigorta aracı gibi gören anne ve babalar, o günü çocuklarının ellerinden tutarak okullarına götürecekler, yeni okula başlayan çocuklarını da sınıflarına kadar götürerek, çocuklarının geleceğini belirleyecek olan eğitimcilere teslim edeceklerdir. Gerçekte ana-babalar için henüz eğitim başlamasa da, eğitimin dertlerini şimdiden omuzlarında bir yük olarak hissetmeye başladılar. Okullar henüz açılmadı ama ana-babalar şimdiden çocuklarının kitap ve defterlerini, giyim ve kuşamını temin için çarşı telaşı başladı. Geliri kısıtlı olan ana-babalar bir yandan yaklaşmakta olan bayram alışverişini de düşünmek zorunda kalıyorlar. Şurası bir hakikat ki, çocuğun okul masrafları ebeveyn için her zaman maliyet sorununu ortaya çıkarmıştır. Ortalama işçi maaşının binbeşyüz TL olduğu bir ortamda insan ailesinin karnını mı doyuracak, kirasını mı ödeyecek, yoksa iyi okullarda okutup çocuğuna aydınlık bir gelecek mi hazırlayacaktır. Üstüne üstelik ülkemizde her gelen iktidar, eğitimin sorunlarını çözmek için el attı, ama sorun çözeyim derken yepyeni sorunlar da çıkardı. İktidarların çözeyim derken yepyeni sorunlar üretmesiyle ülkemizde milli eğitim sorun olmaktan çıktı, sorunlar yumağı haline dönüştü. Gittikçe büyüyen kartopu gibi aileleri maddi ve manevi sıkıntı içine sokarken, devlet içinde büyük bir sorun haline geldi.
Velhasıl bugünkü eğitim sistemi, sistem olmaktan çıktı. Sorunlu bir alan haline geldi.
Devlet bugüne kadar uyguladığı eğitim politikaları ile eğitimi de maalesef katletti. Şu da bir gerçektir ki, sitemin adı milli eğitimdir. Ama ne millilikten ve nede eğitimden eser yoktur. Okullarımız sadece bir şeyler öğretiyor, çocuklarımızı eğitmiyor, hayata hazırlamıyor, millilikten de çok uzak.
Ne dün ve de ne bugün eğitim sistemimiz bu milletin değerlerinden beslenen, milletin örfünü, inancını, kendi kültürünü ve hayat standardını yükseklere  taşıyacak kapasiteye ulaşmadı. Ebeveynler çocuklarını kendileri için okutuyor, çocuğum okusun, ileri de iyi bir iş bulsun. Bol para kazansın da yaşlılığımda bana baksın düşüncesinde. Sanki çocuklar bir sigorta aracı.
1997 yılından önce Türkiye de eğitim sistemi bozuktu. Kalifiye bir eleman yetiştiremiyordu, ama bozuk da olsa, bir sisten vardı. 1997 yılında Mesut YILMAZ ın ısrarla istediği ANAP hükümeti zamanı 5+3 dediğimiz sistemsizliği getirince, hem eğitim sistemimizin ve hem de toplumun köküne kibrit suyu döktü. Bu yasa ile çoğu köylerdeki ilkokullarımız kapatıldı, taşımalı sistem diye öğrenciler anne ve babalarının denetiminden alınarak, sokağa salındı. Bundan önce ilkokul çağına gelen bir çocuk kendi köy veya mahalle okuluna yazılırdı. Orada ilköğretimini tamamlar, şehirli ise ikametine en yakın ilkokula çocuğunu yazdırırdı. Böylece çocukların üzerinde aile denetimi olduğu için çocuk hem kötü akımlara kendini kaptırmaz ve hem de maddi yönden ana babaya külfet olmazdı.
Şimdiki sistemde ise her yerde olduğu gibi çocuğun hangi okula gideceğine bilgisayar karar veriyor. Adam gözünün dibinde okul olduğu halde daha altı-yedi yaşındaki kendi ihtiyaçlarını gidermekten  acizve ana şefkatine muhtaç çocuğunu, evine beş on km mesafedeki bir ilkokula göndermek zorunda kalıyor. Zavallı çocuk da Bursa’nın trafik sorunlarının devasa boyutlara ulaştığı, belli saatlerde yol  almanın mümkün olmadığı saatlerde en az iki saat önce kalkacak, belediye veya servise binecek, okuluna gidecek akşamda aynı sıkıntılardan sonra tekrar evine gelecek, dersini çalışacak da adam olacak. Taşımalı sistemle köyde ise yine daha ana kucağından çocuk alınıyor, belki 8-10 km uzaktaki başka bir köy ilkokuluna gönderiliyor. Çocuk daha bakıma muhtaç, yemeğini yemekten aciz, ihtiyaçlarını gidermekten uzak, hele hele Anadolu’nun çetin kış şartlarını da düşünürsek, böyle bir eğitim sisteminin adam yetiştirmeyeceğini bilgiyi körelteceğini, sorun çözmekten ziyade çözümsüzlüğü doğuracağı açıktır. Son zamanlarda hükümetin uyguladığı TEOG sistemi de bütün bu sorunlara tüy dikti. Çocuğunun iyi bir okulda okumasını istiyor ve tercihini de iyi yapamamışsan  yandın. Belki bu yazıyı okuyan çoğumuzun evlatları bu sistem sayesinde lise tahsilini dışarda başka il ve ilçelerde sürdürmek zorunda kalıyor.
Böyle bir durumda aile Bursa da oturuyorsa, çocuğu o ilin ve ilçenin okuluna yazdıracak, mecburen barınak temini için ya kiralık ev tutacak varsa anneyi çocuğun yanına gönderecek, yahut da bir yurt bulup yazdıracak. Bu durumda da ülkemizin çoğunda FETÖ dediğimiz örgüt mensupları bu yurtları işletiyor mecburen oraya yazdırmak zorundasın. Böyle olunca da, büyüdüğünde çocuğun elinden çıkıyor. Artık masraf edip, besleyip büyüttüğün evladın seni tanımıyor. Bu sene evladını şehir dışında okutmak zorunda kalan ailelerin işi daha da zor. Çünkü FETÖ’nün yurtları kapatıldı. Ama öyle ilçeler var ki ondan başka öğrenci yurdu yok. Hükümetimiz de yurt konusunda gerekli tedbirleri almadı. Kaldı ki bu yıl okulları bile zorla açacaklar gibi.
Bundan sonra mecburen baba işi dolayısı ile Bursa’da, anne de çocuğunun okulunun bulunduğu başka bir il ve ilçede kalmak mecburiyetinde olduğundan, toplumun temeli olan aile parçalanacaktır. Zaten aile yapısı parçalanmış bir toplumun bekası düşünülmez. Bir ülke de ailenin bozulması parçalanması demek, o ülkeye yüzlerce atom bombasının yapacağı tahribattan daha fazla zarar anlamına gelir.
Bütün bunlara rağmen iktidarlar bu sorunlara çare bulmuyor, görmezden geliyor. Hükümetler değişiyor, bakanlar değişiyor, ama ne hikmetse Milli Eğitim sorunları çözülemiyor. Eğitimde vatan millet hizmet gibi ülküler yerine para ve güç ön plana çıktığından “Kalu bela” da verdiğimiz sözün aksine, yaradılış gayesinden uzak bir nesil yetişiyor. Bu nesilde akıldan, düşünmeden, izandan yoksun olduğu içinde, memleketin idam  fermanı da olsa önüne gelen her şeyi imzalıyor.  
Günümüz insanının problemlerinin çözümünde ortaya koyduğu çözüm yollarının en önemlisi, insanın ruhunun doyurulmasına yönelik bir eğitimdir. Bunun içindir ki dinimiz kadın erkek ayrımı yapmadan eğitim de fırsat eşitliğini getirmiştir. İlmin çalışmakla elde edileceğini, maddiyatın, ise Allah’ın (C.C) takdirinde olduğunu düsturunu salık vermiştir.
                Dinimize göre eğitimin gayesi mükemmel insan yetiştirme ve faziletli bir toplum oluşturmaktır. Hz. Ali (R.A) nın “çocuklarımızı kendi zamanımıza göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştirin” sözleri ile ileriye dönük eğitimin verilmesini tavsiye etmiştir. Milletimizin dini, ahlaki, insani ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, vatanını yaşadığı toplumunu seven ve onları yükseltmeye çalışan gençleri yetiştirmemiz gerekir. Aksi takdirde hem geleceğimiz karanlık ve hem de ahiretimiz de hüsrana uğrarız.
 
1000
icon
Hikmet alb 9 Eylül 2016 02:32

Çok güzel ifade edilmiş bir dert inşallah okuyan yetkililer olurda bu işe köklü çözüm bulunur başarılar

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat