SULTAN 5. MEHMED REŞAT

9 Ekim 2016 21:21
A
a
Geçen yazımızda Meşrutiyetin yeniden meriyete konması sonrasında Balkanlardaki isyan sayılsa yeri olan Resneli Niyazi ve Binbaşı Enver’in bağlı askerleriyle dağa çıkmaları peşinden gelen 31 Mart hadisatı, 27 Nisan 1909’da Sultan Hamid’in Selanik’e gönderilmesine temas etmiştik. Ülkede Zimam-ı idareyi ele geçiren Gizli İttihad-ı Terakki Cemiyeti ilan-ı meşrutiyet hasebiyle partileşmiş, Ordunun da
büyük desteğiyle siyasi hayatı yönlendirir olmuştu. Selanik’den gelip meşruiyet kesp etmişlerdi. Bazıları da tahta çıkan Sultan 5. Mehmet Reşad’ ın Rumeli eski müfettiş-i ummisi Hüseyin Hilmi Paşa, 31 Mart hâdi­sesi yüzünden Sultan 2. Abdülhamid’in sinesine iltica etmiş ve sadareti terk etmişti. Sultan Reşad tahta oturduğu esna­da Ahmed Tevfik Paşa makamı sadarette bulunmakla birlikte: < İttihatçılar kendi aralarında yaptıkları söz mübarezesinde meşrutiyeti ilân edeli nerdeyse senesi yaklaştı, hâla biz ittihatçılardan kurulu bir kabineyi iş başına getiremedik düşüncesine çene yoruyorlardı.> Tevfik Paşa ise son derece ta­rafsız ve batı âleminde hatır ve sözü geçer bir zat
olduğundan onunla çalışmak istemeyen ittihatçı ekibin yine Hüseyin Hilmi Paşayı Tevfik Paşa'ya tercih ettikleri görüldü. Sultan Reşad'ın tahta cülusundan üç gün sonra Tevfik Paşa selef ol­du, Hüseyin Hilmi Paşa halef oldu. Bu kabineye Talat Bey, Dahiliye Nâzırı olarak girdi.  Bir başka deyimle, İttihatçıların bu nazırın kabineye girmesiyle tamamının kabineye girdiğini bir saysak yanlış bir şey söylemiş olmayız. Nitekim; Talat Bey, kabi­ne toplantılarında olsun, cemiyetin merkezinde alınan kararlan hükümet katında alınmış karar gibi uygulama becerisini gösteriyor ve sadrazamı bunaltı yordu. Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir hesabı bunun böyle olacağı belliydi çünkü H. Hilmi Paşa, kabinesine, Sultan Hamid'in eski sadrazamlarından Avlonyalı Ferid Paşayı almıştı ki, İttihatçılar bu zatı zorla istifaya şevkettiler. Talat Bey'i kabineye o zatın yerine dâhil ettiler. Hüseyin Hilmi Paşa, İttihatçılara yakın davranışlar sergilese de onların emrinde olacak bir tabiatta da değil idi.
Nitekim; Talat Bey'in tavırları sadrazamın istifasını hızlandırdı. Hüseyin Hilmi Paşanın yerine Roma B. elçimiz İbrahim Hakkı Paşa getirildi. Dünya çapında bir hukukçu olan bu sivil paşa göreve geldiği
sırada bir mecliste, kendisine tevcih olunan sual şöyle idi:  İtalyanların Trablusgarp hakkında güttüğü nazariyelere ne derseniz?
Şeklinde olan bu soruya verdiği cevap ise : <İtalyanlardan imanım kadar
eminim!>
 
Şimdi biz Sultan 2. Abdülhamid Hân'ın şifre kâtibi olan Mehmed Selahaddin Bey merhumun "Bildiklerim" adıyla neşrettiği hatıratından aşağıdaki başlıkla yazılı bölümü alıntılayalım ve böylece de, mühim bir fonksiyon icra eden görevinde eski şifre kâtibi neler söylüyor ve tarihin arka plânı nelere gebe görelim:
“ 5. Mehmed Reşad Ve Cülusu: Sultan 5. Mehmed Reşad unvanı ile Osmanlı tahtına çıkan ve aynı zamanda ha lifeyi rûyi zemin olan zat,çok merha­metli melek gibi bir insandı. Ancak bazı şahıslar Salı
günü tahta çıkışı uğursuzluk gibi bir saçmalığa yorarak kötü tahminlerde bulundular. Maalesef gerçekleşenler o kadar üzücü oldu ki neredeyse bu batıl görüşe iştirak edilip, konuşulur oldu. Salı gününün uğursuzluğunu muharrir-i acizi de kabul ettiğimden arkadaşlarıma salı günü uğursuzluğunun Sultan Reşad'ın peşini bırakmayacağını ifade etmiştim Der, Mehmed Selahaddin Bey.”
Sultan Abdülhamid'in vehminden otuz üç yıl çektikleri elem ve azabı unutturacak bir çok azabı vicdaniye karşısın da, aslı ve nesilleri bilinmeyen bir çok ittihatçı zorbaya maalesef kötü bir âlet olarak
esir düşmüştü. Bu cahil, rezil kurucu ve reislerin tasallutundan ne kendisini ne de milleti kurtarabilmiştir.
5. Mehmed Reşad Hân'ın devri saltanatı maalesef Osmanlı İslâm devletinin en hazin ve en acı hadiselerin yaşandığı devir olarak anmak ve de bu devrin talihsizlikle adlandırılmasını önlemek kimsenin haddi değil. Çünkü,  essahdan öyledir. Bu mağdur ve mazlum bedbaht padişah Sultan Reşad Hz.leri, kısa zaman içinde müthiş vakalara ve fecî hâdiselere bazen şahit bazen de âlet olma şanssızlığıyla karşı karşıya gelmiş­tir. Bu hâllere katlanmasında en büyük dayanak, iyi bir
ina­nan olmasıdır. Nitekim; ameliyata yatarken yaptığı dua: "Yarabbî!  benim vücûdum, bu milletin faydasına ise hayırlısıyla iyileşeyim.
Hayırsızsa bu masadan sağ kalkmayım" şeklinde olduğu bir çok kişiden duyduğumuz ifadedendir. Nitekim vefatı vuku bulduğunda vatan ve milletin içine yuvalandığı duruma en çok üzülenlerin başında olduğu çok kişi tarafın­dan teslim edilir.
Sultan Hamid'in Selânike gönderilmesinin peşinden hareket ordusunun ittihatçıları, tam bir kör sadakatle bağlılığı neticesinde saklandıkları deliklerden fırlayan me'şum cemiyetin azaları ve de
sabık kabinenin üyeleri, yeniden hükümeti kurmak sevdasına düştüler.  Meşrutiyetin ilk padişah ve halifesi ilan ettikleri Sultan Reşad’ı derhal meşrutiyet anlayışının aksi istikametinde yönlendirmeye
gayrete girdiler. Tevfik Paşa Sultan Reşad'ın huzuruna çıkıp, kabine üyeleriyle birlikte istifasını sunması ve yeni padişahın Tevfik Paşa'yı göre­vinde ipka etmesi ittihatçıları bir hayli kızdıran
olaylardan biridir. Nihayet dayanamayan Sultan Reşad'ın: "Ben meşrutiyet kanunlarına uygun hareket ediyorum. Sizler buna uygulamayacaktınız da o zaman bizim bilâderin ne günâhı vardı da mahlû
eylediniz" demiş olduğu pek yaygındır. Ne var ki, komitacılar güruhu padişaha tebelleş oldular fazla bir zaman geçmeden Hüseyin Hilmi Paşayı yeniden sadarete getirecek olan kararın birinci merhalesi olan Ahmed Tevfik Paşanın ve kabinesinin azlini emreden irade-i seniyyeyi elde ettiler. Böylece ikinci merhalede H. Hilmi Paşa kabinesi kurulduğunda’ Mülabei Sıbyan’ yâni çoluk çocuk kabinesi denebilecek hükümet kuruldu" Diyor Mehmed Selahaddin Bey.  Sultan Abdülhamid’in sonrasında, Sultan Beşinci Mehmed Reşad, İttihat ve Terakki partisinin desteğiyle tahta çıktığında 65 yaşındaydı.  Sultan İkinci Abdülhamid'in padişahlığı sırasında devlet işleriyle yeterince ilgilenmemişti. Padişahlığı sırasında yönetim daha çok İttihat ve Terakki partisinin ileri gelenlerin den Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa'nın eline geçmişti.
 
 
TRABLUSGARP
 
Sömürgecilik yarışında birliğini geç sağladığı için geri kalan İtalya, Kuzey Afrika'da Osmanlılara ait olan Trablusgarp'ı ele geçirmek istedi. Avrupalı devletlerin de desteğini alan İtalya, Osmanlı Devleti’ne bir ültimatom vererek, Trablusgarp'ın kendisine bırakılmasını istedi. İtalyanların bu isteği reddedilince Trablusgarp ve Bingazi işgal edildi(1911). Mustafa Kemal ve Enver Bey Trablusgarp'a geçerek Derne ve Tobruk’ta önemli direniş hatları oluşturdular. İtalya Osmanlı devletini barışa zorlamak için
Çanakkale'de Türk istihkamlarını denizden topa tuttular. Ayrıca On iki adaya asker çıkardılar. Balkan Savaşlarının başlaması üzerine İtalyanlarla barış imzalandı ve Trablusgarp Savaşı sona erdi. Yapılan
Uşi Barış Antlaşması'na göre Trablusgarp ve Bingazi İtalya'ya verildi.  On iki ada Yunanistan'ın işgal etmemesi için geri verilmek üzere İtalya’da, kalıyordu.

BİRİNCİ BALKAN SAVAŞI

Bağımsızlıklarını kazandıktan sonra Osmanlı Devletini Balkanlardan çıkarmak isteyen Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ Trablusgarp savaşıyla uğraşan Osmanlı Devleti’ne savaş açtılar.
Rusya’nın saldırmama garantisine güvenen Osmanlı İmparatorluğu ordularını terhis etmişti. Birinci Balkan Savaşı sırasında birçok cephede birden savaşmak zorunda kalan Osmanlı Devleti ağır yenilgiler
aldı. Bulgarlar Çatalca’ya kadar ilerlediler, Yunanlılar Selanik'i işgal etti. Bu olaylardan faydalanan Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti.

İKİNCİ BALKAN SAVAŞI

Osmanlı Devletinden aldıkları toprakların kendi aralarında paylaşırken anlaşmazlık içerisine girdiler. Sırbistan,  Yunanistan ve Romanya Bulgaristan'a karşı savaşa başladı. Osmanlı Devleti bu fırsattan yararlanarak Bulgaristan'a savaş ilan etti.  Osmanlı ordusu tarihi şehir Edirne'yi kurtardıktan sonra Meriç'e kadar ilerledi ancak, Avrupalı devletlerin müdahalesi ihtimaline karşı daha fazla ileri gitmedi. İkinci Balkan Savaşı sonunda yapılan İstanbul Antlaşması ile Edirne ve Kırklareli Türklere geri verildi. Kavala ve Dedeağaç ise Bulgaristan'da kaldı. İki devlet arasında Meriç nehri sınır oldu. Yazımızın içinde yer alan; Sultan Reşat'ın, İttihatçılara: <ben meşrutiyete uygun hareket ediyorum, siz uygun
hareket etmiyorsunuz biladerin ne günahı vardı da tahttan indirdiniz? Şeklinde ikazı çok manidardır. Fiemanillah
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat