Loading...

Sultan 2. Abdülhamid’in 101. vefat yıl dönümü

9 Şubat 2019 20:47
A
a
Osmanlı Devletinin 34. padişahı ve Müslümanların halifesi dünya siyasasında, 'Boğazdaki Adam' diye ahval ile alakalı görüşlerini öğrenmeye can atan ecnebi devletlerin gerek sivil gerek asker olsun ileri gelenlerinin hayranlıklarını üzerine celb etmiş bulunan padişahımız 1918 senesinin, Şubat ayının 10'nu, 11'e bağlayan gece saat üç civarında Beylerbeyi Sarayında ruhunu teslim etmişti. Günümüzün 2019 senesi Şubat ayının 10. gününde merhum padişahın 101 vefat yıldönümünü idrak edeceğiz. 622 sene hüküm ferma olan Osmanlı devletinin sonrasını, yani içinde yaşamakta olduğumuz Cumhuriyetin kuruculuğunu temin edecek nesli yetiştiren şahsiyet olarak milletimizin hayatında pek mühim bir yeri bulunduğu her geçen sene daha da iyi anlaşılmaktadır. 1880 ve sonrası nesli dediğimiz şahsiyetlerin, Abdülhamid Han'ın küşad ettiği mekteplerde yetiştiği inkar olunamaz bir vakıadır. Diğer bir ifadeyle Sultan Abdülhamid Cumhuriyet'in banisi olarak anılmayı bütünüyle hak etmiştir. Padişah efendimize İslam dünyasının yaşayanları bütün bir kalbi itminanla Cenab-ı Hakk'dan rahmet niyazında bulunmaktadır. Bu niyazda, muhterem milletimizin canı gönülden yakarması vakidir. Elimde bir kitap var: Yazan Ziya Şakir Soku,1884 doğumlu olup,1959'da vefat etmiş. Vefatı esnasında 75 yaşı içindeymiş. Akıl Fikir yayınları neşretmiş eserin adı 'Sultan Hamid'in Son Günleri' büyük boy kitap, 786 sayfa. 2011 yılında basılmış. Sultan 4. Murad'ın Bağdad Seferinde, merhum Ziya Şakir(Soku) Bey'in ecdadı refakat etmişler o kuvvetin timsali padişah 4. Murad'a.
Ancak bahse konu kitabın 746. sayfasından, yapacağım alıntıyla, çok az bilinen padişahın vefatına kadar hususi doktoru 'Hüseyin Atıf' Beyin anlatımına dayanarak kaleme almış bu müthiş eseri Yazar. “Doktorlardan meydana gelmiş bir heyet, Sultan Hamid'in Beylerbeyi Sarayına getirildiğinden, vefatına kadar kadar kaldığı oda tarifini geçelim de, odaya girildiğinde Abdülhamid'in naaşı karyolasında yatıyordu ve üzerinde ipekli kumaştan bir beyaz örtü bulunuyordu. Alman Hastahanesi Başhekimi Doktor Şlayb bu örtüyü kaldırdığı zaman herkesin yüzünde bir hayret belirdi. Çünkü günlerden beri hasta olan Abdülhamid'in şu ölüm döşeğinde her hasta gibi gecelikle bulunması lazım gelir, sabık hükümdarın elbisesi üzerinde bulunuyordu. Yalnız kolalı gömleğinin yakası açık ve sırtında ceketi yoktu. Bu hal ile de henüz sokaktan gelmiş de biraz istirahat etmek için yatağına uzanmış bir insana benziyordu. Tabiidir ki, artık soğumuş ve tamamıyla katılaşmış olan bu cesetten elbiseleri soyup çıkarmak mümkün değildi. Buna binaen Doktor Şlayb bir makas istedi ve Doktor Atıf Bey'in yardımıyla bütün elbiseleri boydan boya keserek hayatında çamaşır değiştirirken bile vücudunu hiçbir yabancıya göstermemiş olan Abdülhamid'in cesedi çırçıplak bir hale getirildi. Bütün doktorlar tarafından ayrı ayrı büyük bir dikkatle muayene edildi. Vücudunda 13 hacamat eserinden başka yara bere vesaire gibi ölümü şüpheli gösterecek hiçbir eser görünmedi. Yalnız bütün doktorların düşünceleri bir noktada toplandı. Sabık hükümdarın cesedinde ve tam midenin üzerinde gül renginde ve bir santimetre kare büyüklüğünde hafif bir yanık eseri vardı. Vakıa yalnız deri sathında görülen bu yanık eseri ölümü icap ettirecek bir şey değildi. Fakat bu ne olabilirdi?
Doktor Atıf Bey, bu küçük şüpheyi de ortadan kaldırmak istedi ve şu kısa izahatı verdi:
Efendim merhum Hakan bana birkaç defa Key'den bahsetti. Buna çok itikat ederdi. Bir çok hastalıkların bu vasıta ile geçeceğine kanaat getirmişti. Dün akşam da bir aralık bana, 'Midemin üstüne bir Key yapsanız ıstırabımın derhal hafifleyeceğine eminim’ dedi. Fakat ben de beyhude yere bir de yanık acısı çekmemesi için buna lüzum görmedim. ‘Hay hay efendim evvela fenni tedbirlere başvuralım da fayda görülmezse onu da yaparız’ diye teklifini geçirmiştim. Benim yapmak istediğim şeyi kendisi yapmıştır. Herhalde, etraftan sorulsa iyi olur” dedi.
Muayene heyeti tarafından derhal Sermuhafız Rasim bey celb edildi, yanık yarası kendisine gösterildi.
Vakıa bu yara hayat üzerinde hiçbir tesir husule getiremez. Yani ölümü icap ettiremez. Fakat bu taze yara nedir, denildi. Çok asabi ve gayet alıngan olan Rasim Bey adeta sinirlendi.
-Ne bileyim ben, diye sert cevapla mukabele etti.
-Acaba kim bilir?
Rasim Beyle çok sevişen Doktor Atıf Bey, o nazik zamanda,d oktorlar ile Sermuhafız arasında bir münakaşaya mahal vermemek için derhal söz arasına girdi.
- Herhalde kadınefendilerin bilmesi lazım, dedi.  Fi Emanillah
(Devam edecek)
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat