Sultan Mehmed Han'ın tahta ilk geçişi ve Varna zaferi...

8 Kasım 2016 22:02
A
a
H. 847/M. 1444 başlarında, Osmanlı tahtına oturan istikbalin Fatih Sultan Mehmed hazretleri, daha 14 yaşındaydı. 14 yaşındaki padişahı istedikleri gibi idare edebileceğini zannedenler, kısa zamanda aldandıklarını anladılar.
Çünkü padişah, belki tecrübesizdi, fakat dirayet ve basireti, onların hepsini yanılttı. Tecrübesizliği yüzünden tayinlerde bir-iki hata yapıldıysa da, onları da düzeltmek, gayr-i mümkün değildi. Kendisine müşavir seçtiği Zağanos Paşa, padişahın iradelerinin yerini bulmasını dikkatle takip ediyor, neticesini kendisine bildiriyordu.
İşte bu sırada, Sultan Murad-ı Sâni'nin Jan Hünyad'la yaptığı 10 yıllık saldırmazlık anlaşması, kâfirin tabiat-ı icabı, genç padişahın zaaf sahibi olduğunu zannederek anlaşmayı bozup, bütün hristiyan dünyasını toplayarak Osmanlı hududuna daldılar. Bunlar ağızlarından şu cümleyi düşürmüyorlardı: “Müslümanları Rumeli'den tamamen tardedip, Anadolu'ya süreceğiz...” Tabii ki son konuşanın, iyi konuşacağını unutuyorlardı.
Düşmanın, Osmanlı hududunu tecavüzleri, kumandan ve vezirlerin telaşa kapılmalarına sebep oldu. Genç padişaha, babasını tahta davet etmesi için ricada bulundular. Sultan Mehmed, bu teklifi hemen kabul etmeyip beklemeyi tercih etti. Bunun üzerine Sultan Murad'ın yakını olan vezir ve kumandanlar, günlerini Manisa'da bağlı olduğu tarikatin usul ve erkânı -ibadet- ile geçiren padişahın yanına vardılar ve ricalarda bulundular. Padişah da bu teklifleri ne ret, ne de kabul ettiğini belirtecek bir işarette bulunmadı.
İşte bu sırada büyükler büyüğü olmanın ilk işaretlerinden olan şu davet, Sultan İkinci Mehmed'in dudaklarından döküldü:
“Eğer padişah isen gel, ordunun başına geç! Yok eğer padişah ben isem, sana emrediyorum gel, ordularımın başına geç.”
İşte bu reddedilemez davet, Sultan Murad-ı Sâni'nin başkumandan olarak, Varna'da vaki olacak savaşın sevk-ul ceyşini (idaresini) yüklenmeye yetmişti.
 
VARNA MEYDAN MUHAREBESİ...
 
Karşılarında genç padişahın kumandasında bir Osmanlı ordusu bekleyen ehl-i salip kendileri için acı bir sürprizle karşılaştılar. Çünkü karşılarında, savaş meydanlarının muzaffer sultanı, kahramanlığın sembollerinden olan bir siyasi dehayı buldular.
2. Sultan Murad hazretleri, savaşa başlamadan evvel ordusunu tertip etti. Savaş başladığında, ehl-i salip şövalyelerinin şiddetli bir hücumu, sağ ve sol cenahların dayanamayıp çökmesine sebep oldu. Kral Ladislas, kuvvetleriyle Sultanın bulunduğu merkeze doğru hücuma kalktı. İşte bu sırada birçok Osmanlı askeri ricata başladılar. Sultan Murad durumu görünce, yerinden bir milim bile ayrılmamaya karar verdi. Kapıkulu askerleri ile beraber, dağlar gibi durarak mukavemete hazırlandı. Bir murakabe yaptıktan sonra, atının üstünde ellerini açarak, Dergâh-ı İlâhiye'ye yalvarmaya başladı. Bu duayı Tâc'üt Tevarih sahibi olan ve 1. Halife Yavuz Sultan Selim hazretlerinin can dostu Hasan Can'ın oğlu, ehl-i tasavvuftan Hoca Sadeddin Efendi'nin naklinden mealen almayı uygun gördük:
“İlahi, dil padişahlarının sultanlıkları içün, nefs gazilerinin pehlivanlıkları içün, din-ü mübin yolunda baş ve canını feda eden yiğitlerin hürmetine, kanlı kefenlere bürünmüş şehidlerin kendilerini adadıkları din-ü mübin yolunun izzetine...
İlahi, şol peygamberlik divanının sultanı, ol yiğitlik elvanının Süleymanı, hakikatleri araştıran kervanın rehberi, muvaffakiyet meydanının hızlı koşan binicisi, ol varlık âleminin öğreticisi, Cenab-ı Peygamber hazretlerinin pâk rûh-u sefası içün, o yücelik katının gönülleri aydınlatan ışığı içün, İslam askerini, azgın ve kafirlerin ayakları altında çiğnetme! İslam gazilerini, İslam düşmanlarının sert silleleri ile perişan hal eyleme! İslam topluluğuna kitab-ı muhkeminde buyurduğun, sonsuz yardımlarınla, İslamın bayrağını yüce eyle!”
İnd-i İlâhî'de kabul olunduğu şüphesiz olan bu istimdattan sonra, ordu bir parça toparlandı. Ladislas'ın merkeze hücum ettiğini söylemiştik. Çok süratli koşan atı, Ladislas'ın askerlerinden uzaklaşmasına sebep olmuştu.
Sultan Murad'ın verdiği taktikle, İslam askeri, onun önünü boşalttı. O koridora hızlı giren Ladislas, aslında son süratle eceline koşuyordu. Suni olarak açılmış koridor, derhal bir çember halinde kapatılınca, Koca Hızır adlı güngörmüş bir Yeniçeri, Ladislas'ın atını yere yıktı. Sonra da Ladislas'ın başını vücudundan ayırarak bir mızrağa taktı ve ehli salip ordusuna gösterdi.
Bu, imzaladığı anlaşmayı inkâr eden baş, ehli salip ordusunun da yıkılmasına sebep olmuştu. Kumandanlarının, en önemlilerinden birinin kellesini mızrak ucunda gören düşman askeri, Tuna kıyılarına doğru son hızla kaçmaya başladılar. Varna Meydanı, düşmana mezar olurken, İslam askerinin sayısız zaferlerine bir yenisini daha ekliyordu... Tarih ise; H. 848 yılının 9 Recebini /M. 22 Ekim, 1444 yılını gösteriyordu... Günümüzden 572 sene önceki bu zaferi yad ederken büyük bir milletin evladı olmanın bahtiyarlığını yaşamakta olduğumuzu da anmış olduk. Fiemanillah.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat