Suriye emeği…

8 Kasım 2016 22:01
A
a
Dini imanı ve de mezhepleri karıştırmadan akıl üzerinden giderek bir konuyu deşeleyelim…
      Türkiye, halkı Müslüman bir ülke, Suriye de öyle…
       Ülke diyoruz, aslında her ikisi de birer devlet ve diğer devletler gibi. Göçebe formunda değil, yerleşik medeniyet düzeyinde…
       Geçimini kendi işyerinde bizzat çalışarak kazananlarımız olduğu gibi, yanında ücretli adam çalıştıranlarımızla  birlikte yuvarlanıp gidiyoruz…
       Kendi işyerindekiler, imal ettiklerini ya da satın aldıklarını üzerine bir mikdar ekliyerek satarlar. Aradaki farka kar-kazanç denilir. Yanında adam çalıştırıyorsa eğer, onun emeğine ödediği ücreti de sattığı mal ve hizmetin maliyetine ekler…
                        Xxxxxxxx
     Çarşıya çıkınca pazarlık ederiz, dokuz liralık fasulyayı yediye sekize indirtmeye bakarız. İndirmezse başka yere akarız. Bu normaldir, kimseler de ses çıkaramaz. Zira devlet, fasulyaya narh koymamıştır…
       İşveren de çalıştıracağı emekle pazarlık eder. Anlaşırsa çalıştırır. Onun emeğini ürettiğinin maliyetine ekler. Emeğin ücreti, patronun ödediği sigorta primi ve maliyeye ödenen gelir vergisi maliyete eklenir...
      Pazarlıkta anlaşma olduğunda kimi işveren işçisini resmi defterine işlemez. İşlerse de yarım işler, çeyrek işler. Böyle yapınca ürettiği nesnenin maliyetini düşürür. Buna namussuzluk denilir. Zira karşı köşedeki namuslu kebapçıda, Türk kodeksine göre gramı gramına bir porsiyon kebabın maliyeti on liraysa, namussuz, bunu yedi liraya maleder ve namuslu  kebapçıya kepenk indirtir…
                                 xxxxxxx
       Yerleşik medeni devlet en düşük işçi ücretini 1300 liraden tesbit eder ve bundan ötesinde işçiler, pazarlıkla anlaşırlar. Yerleşik devlet, ülkesinde tam istihdamı sağlayamayınca, ortalık, işsiz emekle fokur fokur kaynar. Patron da bundan istifadeyle ücret pazarlığı yaptığında işçisine devletin resmi asgarisinin altından verir.  Bu alttan vermek, işçisini defterine kaydetmemek demektir, ayrıca. İşçi bunları kabullenmeyince ona güle güle çekerek, zorda kalmış başkasını bulup getirir… 
        Böylesine de, namussuz patron denilir…
      Namussuz patronlar, ürettikleri birim kumaşı on liraya  maledip onüç ondörde satarken, işçisinin haklarını tam ödeyen namuslu patronun tezgahında ayni kalite kumaşın maliyeti onbeş, onaltıya çıkar…
       Namuslu, malı elinde kaldığında, fabrikasını kapatır…
                               Xxxxxx
              Devlet milletin hizmetlisi olduğunda namussuzların celladı olmalıdır. Türkiyemizde siyasetin finansmanını çok yerde yoğunlukla namussuz patronlar üstlendiklerinden, hükümetler bunların çalıp çırpmalarına gereği gibi ses çıramıyorlar. Böyle olunca da,
         Yerli emeğin iktisadi ırz ve namusu, patronun namussuzu tarafından parça parça ediliyor…
                      Xxxxxxxx
        Üç kişi bir araya geldiğinde hemen Suriyeli konusu açılıyor. Bizim kendi sıkıntılarımız az geliyormuş gibi bir de  ekmek kapılarımız kapanıyormuş…
        Zahiren öyledir hiç şüphesiz. Amma adamın ahlaksızı, fırsatını yakaladığında köleleştireceği kişinin ismine cismine bakmaz. Amacı haksız kazanç sağlamak ve bu yoldan edindiği her bir malikanesinde bir başka dişiyle halleşmek olur…
       Bir de Müslüman değil miyiz ve bu işin dörde kadar  yolu  yok mu…?
        Demezler mi…?
        Belalarını bulalar…
 
1000
icon
Hikmet alb 8 Kasım 2016 22:42

ÜSTADA YAKIŞIR TARZDA GÜNLÜK YORUMDUR BEN DE KATILIYORUM

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat