Tarih tekerrür ederken, farkında olmayanlar

25 Ekim 2016 21:49
A
a
11. sınıf Türk Edebiyat’ı dersinde anlattığımız Tanzimat Dönemi’nin siyasi şartlarını incelediğimiz vakit aradan 150 yıl geçmesine rağmen, tarihin farklı karakterler ve devletler üzerinde tekerrür ettiğine şahit oluyoruz. Son zamanlarda gerek ülke içinde, gerek Ortadoğu’da cereyan eden olayların benzer olması o günkü şartlarla, bugünkü şartları karşılaştırmamıza neden oldu.
Hep afakî söylenir ya devrin siyasi dehası Sultan 2. Abdülhamit Han’la, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın zamanları farklı AYNI devir geçirdikleri söylenip durulur. ŞİMDİ Bu benzer kesişmenin önemli yönlerine bakalım; öncelikle iktidara gelişlerine;
        Sultan II. Abdülhamit tahta çıktığı vakit Osmanlı hasta adam tabiriyle karışıklık ve bunalım içindeydi. Fransız ihtilâlinin etkisiyle Bosna Hersek’te, Girit adasında ayaklanmalar baş göstermiş. Devlet hazinesi boşalmış ve mali krizle boğuşmaktaydı. Devri âlem yaptığımız da Recep Tayyip Erdoğan’da Başbakan olduğunda devlet tam bir keşmekeş ve bunalım içindeydi. İçi boşaltılan hortumlanan bankalar, iflas etmiş hazinenin yanında, ülkemiz komşularının karışık iç halleri ayrıca 11 Eylül tiyatrosuyla allak bullak olan Ortadoğu’nun hali pür melali…
        İkinci benzer kesişmeleri iki liderin iktidara geliş şartlarıydı, ikisi de iktidara gelebilmek için dünyaya yön veren para babaları ve Siyonizm yöneticileriyle ilişki kurmak zorunda kalmaları.
       5. Murat’ın ruhsal sıkıntılarının sonucu ondan ümidini kesen, devrin mason Jön Türkleri ve para baronlarının meşrutiyet ilanı şartıyla tahta çıkarttıkları Sultan Hamit’ten (önceleri) istediklerini yapabilecek bir padişah diye çok rahattılar. Fakat Sultan Hamit zaman içerisinde devlete iyice hâkim olduktan sonra, 93 Harbi bahanesiyle bu şer odaklarının oyunun bozararak süratle devleti güçlendirmiştir. “Bugün cumhuriyet tarihinde bile yapılanmayan okullaşma onun dönemine aittir.” Filistin’i para karşılığı isteyen Siyonist çevrelerin teklifini reddederek, kendisine iktidarı açanların en büyük düşmanı oldu.
        Devri âlem yaparsak, günümüzün Cumhurbaşkanı zamanın başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’da Siyonist ve para baronlarının ki, İstanbul belediye başkanlığını bile tam yaptırmadıkları birini kerhen desteklediler. Çünkü destekledikleri deveyi hamutuyla götürdüler. Bu Siyonist çevreler 1 Mart tezkeresine kadar Sayın Erdoğan’dan şüphe dahi etmediler. Ta ki tezkerenin reddine kadar. Bu alçak çevreler, tezkerenin cezasını içerideki derin yapıya havale ettiler. Fakat darbe planları ellerinde patladı. Bu operasyona ise cevap Davos’ta Sayın Erdoğan “one minute” diyerek verdi. Peşinden “Mavi Marmara” hadisesi ve “Gazze Bombardımanı” iki tarafı en büyük hasım durumuna getirdi..
            İki büyük liderde bir gelenekten, İslami geleneğe bağlıdır. Üçüncü kesiştikleri noktada bu yönüyledir. İkisinin de İslami çevrelerle olan ilişkisine bakacak olursak; Sultan Hamit dışarıda Avrupa ve Rusya’yla ki o zamanın güçlü siyasi aktörleriyle boğuşurken içerde İttihat ve Terakki başta olmak üzere, jön Türkler ve bu aydın tabakaya destek veren bazı İslam âlimleriyle de mücadele etmiştir. Bunlar maalesef, sonradan Hamit’ten nedametle bahsetseler bile Sultan tahttan indirildikten sonra ellerinde kümes kadar kalmış vatan coğrafyası ve özgürlük diye bağırdıkları sokakları kalmıştı.
       Yine devr-i âlem yaparsak, Sayın Erdoğan dışarıda Avrupa, Rusya, İsrail ve müttefikmiş rolü yapan ABD gibi bu dönemin devletleri ile denge üzerine mücadele ederken, içeride bu devletlerin desteklediği bölücü terör, sinsi yılan gibi koynumuza yerleştirdikleri Fetö ve kapımıza dayanan Suriye hadisesiyle adeta devletin ölüm-kalım mücadelesi veriliyor.
            Başta muhalefet partileri olmak üzere, satılmış kalemlerin büyük bir kısmının teşkil ettiği medya ve İslami çevrelerin bir kısmı hala vaziyetin vahametini kavrayamamış görünüyor. Bu çevreler ya “seni buraya ben getirdim bana rağmen bir şey yapamazsın” tarzındaydı. Ya da “sen bu ocaktan yetiştin ama bize ihanet ettin” tarzında yaklaşımlarda bulunarak 31 Mart vakası aktörlerinin benzeri çıkışlarını yaparak ki “15 Temmuzda alçak bir şekilde bu yaptılar” şimdi bu alçak darbenin avukatlığına soyunanlar bilmiyorlar ki seleflerinin sonradan nedamet getirdiği davranışları sergiliyorlar,
 Umarız bu sefer iş işten geçmeden kendilerine gelirler.
        Sonuç mu? 
      Sultanı tahttan indirenler ondan daha iyisini getiremediler. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı’nın gitmesini isteyenler ondan daha iyisini getirebilecekler mi? Hayır… Sayın Cumhurbaşkanı layüsel mi? Hayır… Eleştirilecek yönleri var mı? Var… Şu an geriletilen tüm şer odakları” Rabbim korusun Sayın Cumhurbaşkanı’nın başına bir şey gelse, ki bu şer koalisyon “bilenmiş” olarak başlarını 15 Temmuz alçak darbesinde kaldırdı ve 241 vatan evladını gözlerini kırpmadan şehit etti. Uyanık olmazsak bu emperyalizmin uşakları bir büyük sendelemede kaldıracakları başlarıyla kısa zamanda “28 Şubat” ’a, 15 Temmuz’a “rahmet” okutacaklardır. Hele “ABD hele İsrail” in neler yapabileceğini sizler tahmin edin… Abdülhamit Han’dan geriye kalan “KÜMES” ’i de gözden çıkardıysanız o da sizin bileceğiniz bir iştir.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat