Ter kuruması…

6 Eylül 2016 20:55
A
a
Akit gazetesinin ikinci manşetinde ücret hırsızlığıyla ilgili kısa bir haber yer almış….
       Peygamber Efendimizin bu konuyla ilgili güzel bir tavsiyesini (işçiye hakkının, teri kurumadan önce verilmesi), belirttikten sonra,  hırsızlığın uygulama şekillerine geçmiş…
          Gazetede haberle ilgili kendi değerlendirmesi olarak deniliyor ki, “Çalışanlara. İşçi ve memurlara haklarının verilmemesi, Müslümanlar arasında yaşanan haksızlık türlerinden birisidir”. Bu gerçeğin, yen içinde gizlenen ve halen de gizlenmekte olan  bu yaygın gerçeğin itirafından, ben şahsen tarifi imkansız memnuniyet duydum…
        Efendimiz Resulullah’ın emir ve tavsiyeleri günlük ve mahalli olmayıp, alemşumul bir tutarlılık ve geçerliliğe sahiptir. Dolayısıyla “terin kuruması” bir kemiyet olmaktan ziyade bir keyfiyeti ifade eder. Bunun da günümüzde ne anlama geldiğine bakmamız gerekecektir…
       Solun da aynı kalıpta konuştuğuna bakmayın siz. Emek, hangi ağızdan çıkarsa çıksın, en yüce değerdir. Bu da dökülen terin karşılığıdır…
       Günümüzün idari, hukuki ve siyasi düzeniyse, işbölümü ve imece usulüne göre kurgulanmıştır. Bu kurgu zemininde keyfini sürdüğümüz kolektif hayatımızda çalışan tek kişinin değer olarak döktüğü terin üzerinde de, devletle birlikte milletin de hakları bulunuyor. Bir başka ifadesiyle;
      İşçi – işveren ikilisinin arasındaki özel ilişkinin ortaklaşa ürettikleri değer üzerinde milletle birlikte topyekün vatan toprağının da kendilerine ödenmesi gereken hak ve alacakları vardır…
       Gelir dağılımı dediğimiz hak paylaşımı, başkaca nedir ki?
        Şimdi buradan hareketle, bakınız nerelere varacağız…
                                    xxxxxxx
        Bir işveren, kendi dükkanında, farikasında hatta, mal olarak kerhanesinde çalıştırdığı kadın işçisine hak ettiği ücretini tam olarak ve de kayda kuyda geçirerek ödemediğinde, o işçisinin tüm özlük haklarını, emeklilikteki iaşe ve ibade ihtiyaçlarına varıncaya dek gasp etmenin dışında, Beytüşşebap, Hakkari ve Başkale’deki annelerin ulaşım imkansızlığından ötürü karınlarındaki bebeklerini  de katletmiş olurlar…
        Emek hırsızlığı, işte  bu kadar kesif, derin, korkunç ve iğrenç bir namussuzluktur.
                                   
      Muhafazakarların bu alandaki en büyük hırsızlık ve terbiyesizliklerinde, akıllarınca ya da daha doğrusu  şeytanlıklarınca dayanakları destek, Efendimizin günlerinde sosyal sigortalar kurumunun var olmayışı. Bir ikincisi de  sigorta işlemlerinin haramdan sayılması…
         Sigorta güvencesi ya da desteği, o dönemde söz konusu olmamasına rağmen, bugün gelir vergisiyle birlikte oluşturacağı iş sahipliği şerefinden kurtulmak için günümüzün egemenlerince, haram saydırılıyor…
          Sigara ise, Tebliğ yıllarında bilinip kullanılmamışlığından olacak, günümüzün tutkun tiryakilerini keyiflendirdiğinden,  sakalı Sünni nice dostlarımızca masum ve temiz sayılıyor…
         Dine uymak mı, yoksa dini kendine uydurmak mı, ne dersiniz?
 
1000
icon
Hikmet alb 7 Eylül 2016 10:22

Üstadım bırakın şu sahtekarların din anlayışlarından bahsetmeyin benim dinim ile ilgili güzel duygularımı zedelemeyin bırakın ben dinimi düşündüğüm gibi yaşayayım o sahtekarları allaha havele edelim saygılar

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat