Loading...

Tersine beyin göçü ve teşvikler

1 Aralık 2018 20:22
A
a
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank tersine beyin göçü için TÜBİTAK, KOSGEB ve bakanlık olarak bir program başlattıklarını duyurdu. Programın adı “Uluslararası Lider Araştırmacılar Destek Programı.” “Bu program, araştırmacılara sağlanan imkânlar açısından dünyada yeni ve öncü olma özelliği taşıyor” diye de açıklama yaptı.
Bu açıklama ile tersine beyin göçü tekrar gündeme geldi. Bu konu yıllardan beri tartışılan bir konu olmasına rağmen, ülkemizde bir türlü net bir çözüme kavuşturulamadı. Türkiye’de sanayi ve teknoloji ya bağımsız bir bakanlık ya da başka bakanlık bünyesinde özel bir birim oldu, buna rağmen çok hızlı bir ilerleme sağlanamadı.
Beyin göçü nedir? Neden önemlidir? Ülkeler devletler bu konuda politika oluşturuyorlar. Geleceğe dönük projeler hazırlıyorlar. Tersine beyin göçü sağlamak adına birçok teşvik ve primler sağlıyorlar. Peki, neden bunu yapıyorlar?
Görünen köy kılavuz istemez aslında,çünkü gelişmiş ülkelerin,gelişmişliklerinin temelinde sahip oldukları beyin gücünün (iyi eğitim almış bilim insanları) yattığını herkes farkına varmış durumdadır. Buna en yakın örnek ise şu dört ülke, Güney Kore, Hindistan, Çin ve İsrail’dir. Bu ülkelerin yürüttükleri çalışmalar sonuç verdi. Örneğin Güney Kore 1970’lerde başlattığı çalışma ile bu gün teknolojide uluslararası alanda birçok marka ile söz sahibi olmuş durumdadır. Bu markaların bazıları Samsung, LG, KIA.
Hindistan yazılım geliştirme konusunda adeta Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Silikon Vadisi ile yarışır durumdadır. İsrail ise teknoloji imalatında ve inovatif çalışmalarda çok yüksek birikime sahip konumdadır. Uçak, helikopter, askeri savunma sistemleri yanı sıra, Cisco, Google ve İntel gibi birçok firmanın üretim üssü konumundadır.
Çin ise son yıllarda en büyük teknolojik atılım gerçekleştiren ülke oldu. Kendine ait markalar her geçen gün artmakta ve bu markalar kalite ve teknolojik özellik bakımından benzerleri ile rekabet edebilmektedir. Uzay bilimleri, askeri savunma sistemleri, mobil iletişim ve ağ teknolojilerinde adeta dünyada öncü konumuna gelmiş markalara sahiptir. Çin, özellikle son 20 yıldaki ekonomik büyümenin büyük bir kısmının, sahip olduğu beyin gücü ve buna bağlı gelişen teknoloji ve sanayi ürünlerine borçlu olduğunu çok iyi biliyor. Bu yüzden bu konuda çok ciddi yatırım ve teşvikleri mevcuttur.
Bu ülkelerin ortak özellikleri ise, yıllar öncesinden başlattıkları beyin gücünü (bilim insanı sayısını artırmak) artırmak ve tersine beyin göçünü sağlamak için başlattıkları programlardır. Bu programlar kapsamında çeşitli teşvikler, uygun politikalar geliştirerek beyin gücüne destek olmuşlardır, hepsi de başarılı sonuç almışlardır.
Ülkemizde ise yıllardır konuşulmasına rağmen, beyin gücü ve beyin göçü hep atıl durumda kalan malzeme gibi oldu. Mesela, TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı) 2011 yılında, tersine beyin göçü üzerine çok güzel bir araştırma yapmış ve araştırmasını rapor haline getirmiş, bu yazımızda da bahsettiğimiz ülke örnekleri ile de desteklemiş ve bazı tavsiyelerde bulunmuştur. Yaklaşık 8 yıl önce hazırlanmış olan bu çalışma devletimiz tarafında dikkate alınsaydı 8 yıllık bir zaman kaybının önüne geçilmiş olurdu. Yine de bazı teşvikler uygulanmadı değil aslında. TÜBİTAK tarafından geliştirilen projeler oldu, hâlâ da devam ediyor ancak yeterli değil. Devletimiz bünyesinde bazı bakanlıklar ve kurumlar da dönem dönem bazı teşvikler açıkladı. Bazı yasal düzenlemelere yapıldı, AR-GE çalışmalarına destekler verildi. Üniversiteler bünyesinde kurulan teknoparklara birçok avantaj sağlandı, ancak bu konuya topyekün bir girişim programı uygulanamadı. Yani devlet, eğitim kurumları, sanayiciler ve teknoloji firmaları ile birlikte hareket edeceği, ileriye dönük bir program yapmadı, bir planlama yapamadı, yaptıysa bile başarılı olamadı.
Yapılan tüm çalışmalar yetersiz kaldı. Oysa halihazırda ülkemiz içerisinde tersine beyin göçüne belki hiç ihtiyaç duymayacak kadar beyin gücü olduğuna inanıyorum,  ama ortaya çıkarılamıyor. Çünkü teşvikler cazip değil. Teşviklerden faydalanmak çok zor… Gerek bürokrasi ve gerekse teşviklere başvuru şartları son derece zor. Başvuru şartlarını yerine getirdikten sonraki süreçler çok uzun, insanı başvuru yaptığına pişman ettiriyor.
Örneğin, teknoparklar; üniversiteler için adeta bir gelir kaynağı durumuna çevrilmiştir. Kiralar bir ara Dolar ve Euro üzerinden hesaplanıyordu. Zaten teknoparklarda bir yer kiralayabilmek için gerekli şartları sağlamak nerede ise imkânsız. Yani bu yerlerde bir yer sahibi olmak için hiçbir ihtiyacın olmaması gerekiyor. Şöyle anlatalım, “Yağmurlu bir havada yürüyorsun şemsiye ihtiyacın var ise teknoparklar bu ihtiyacını karşılamıyor, ne zaman güneş açtı şemsiye ihtiyacın kalmadı, o zaman teknoparkların da kapıları sana açılıyor.” Yani demem o ki zor bir dönem geçiren bir firma teknoparkta bir yer sahibi olabilse ya da teşviklerden yararlanabilirse, hem kendi zor dönemini atlatabilecek hem de bilgi ve tecrübesinde kesinti olmadan ülkeye katkıya devam edebilecek. Öteki türlü, yani zor dönemi atlatamayan firmanın sahip olduğu “know-how” (bilgi birikimi) ve kaliteli eğitimli insan kaynağını yitirecek, yani beyin gücünü kaybedecek, o beyin gücü beyin göçüne dönüşecektir. Oysa İsrail, destek verdiği firmalara ayrıca ekonominin zorlaştığı dönemlerde de firmalar çok etkilenmesin diye ek tedbirler almış, vergi muafiyeti, ek primler, borç yapılandırmalar, faizsiz krediler gibi destekler sağlamış. Yani firmaların en ihtiyaç duydukları zamanda da devlet yanlarında durduğunu gösteriyor.
Bireysel bazda kendini yetiştirmiş birçok genç bilim insanımız var, üniversitelerimiz sürekli öğrenci mezun ediyor. Bu gençlerin büyük bir oranı yeteri kadar imkân ve destek bulamadıkları için sahip oldukları bilgi ve tecrübeyi kullanmıyor. İlk fırsatta iyi bir iş bulup çalışmayı yeğliyor, hatta mümkünse devlet memuru olmak istiyorlar.  Oysa yeteri kadar imkân ve destek verilebilirse ülkemiz 4-5 sene içerisinde çok büyük bir atılım yapabilecek kapasiteye sahiptir. Çünkü insanımızın en temel özelliklerinden biri de yaratıcı olmasıdır.
Aslında devletimiz yeni mezun gençlere veya işletme sahibi olanlara birçok teşvik veriyor. Bunu KOSGEB aracılığı ile özellikle son yıllarda artırmasına rağmen, uygulamadaki zorluklar bu desteklerin verimli olmasını engelliyor. İşin acı tarafı bu desteklere ancak ihtiyacı olmayan, bekleyebilen, özellikle yeterince parası olan faydalanabiliyor, çünkü uygulamada “kulağı tersten tutan” bir yöntem benimseniyor. Yani uygulamada deniyor ki “ihtiyaçlarını gör, sorununu çöz sonra faturaları al getir, ben sana parasını aylar sonra ödeyeceğim.” Oysa parası olan, ihtiyacını gideren, sorununu çözen kimse neden gelip bu kadar çok bürokrasiyle uğraşsın, bu kadar çok emek harcasın, sonra da aylarca beklesin.
Ülkemizin teşviklerdeki temel sorunu, herhangi bir destek veya teşvik programı açıklayacağı zaman art niyetli kişilere göre hazırlıkların yapılması ve böylece yapılacak olan teşvikin adeta önüne set çekilmesi oluyor.  Böylece teşvikler kullanılamaz hale geliyor ya da yine art niyetli kişiler tarafından kullanılıyor. Oysa kendi çevremde tanıdığım birçok üniversite mezunu genç desteklere yeteri kadar kolay ulaşamadıkları için aklındaki fikirleri hayata geçiremediğinden yakınıyor.
Sanayi alanında da yine durumumuz pek iç açıcı değil. Tekstilden bir örnek ile duruma açıklık getireyim. Avrupa, tekstili merdiven altı atölyelerde imalat ile başlatmıştı, şu anda Türkiye’de olduğu gibi. Sonra ekonomileri geliştikçe, refah seviyeleri yükseldikçe büyük atölyeler ve fabrikalar kurup imalata devam ettiler ancak sonraları refah seviyesinin üst safhaya ulaşması ile birlikte, artık imalatı yapmak çok zorlaşmıştı.  Örneğin bir gömleği imal etmek 40-60 Euro ’ya mal oluyordu. Bu durum toplam maliyetle birlikte son kullanıcıya satış fiyatlarını yükseltiyordu.  Avrupa ne yaptı? İmalatı,işçilik maliyetleri düşük ülkelere kaydırdı. Böylece fiyatları aşağı çekip son kullanıcıya daha uygun fiyata daha yüksek kârlar ile satmayı başardı. Bununla birlikte Avrupa önemli bir şey daha yaptı. İmalat sektörünün kullandığı ve kullanacağı tüm makine ve ekipmanları kendisi üretti. Bugün dünyada kullanılan tüm tekstil ekipmanlarının nerede ise tamamı Avrupa’ya aittir. Son zamanlarda Çin’in yaptıklarını saymazsak... Çünkü Çin, ucuz iş gücü sayesinde hem tekstil imalathanesine dönüştü hem de makine ve ekipman üretimini önceleri taklit ile başlayarak, şimdilerde kendi markaları ile dünyaya pazarlamayı başardı.
Ülkemiz ise yıllardır başta İstanbul olmak üzere adeta bir tekstil imalathanesine dönüşmüş durumdadır ancak Avrupa’nın yaptığı atılımları bir türlü başaramadı. Yani tekstil makine ve ekipman sanayisini kurabilmiş değildir. Hâlâ Avrupa ve Çin’den ithal edilen ürünler ile imalat yapılmaktadır.  Aynı durum diğer birçok sektör içinde geçerlidir.
Son dönemde döviz kuru üzerinden ekonomimiz zor duruma düştüğünde hepimiz şunu bir daha farkettik ki üretim eksiğimiz var. Yani, sanayide üretim, teknolojide üretim, bilimde üretim ve tarımda üretim…
Bizde beyin gücü yeterince var, çalışkan bir milletiz, çalışmayı seviyoruz, başarılı olmayı seviyoruz. Geçmişimiz başarılarla dolu ve bu bize gurur veriyor. Ancak, devlet ve millet el ele vererek,  milli menfaatler etrafında ileriye dönük, iyi planlanmış ve yasal düzenlemeler ile desteklenmiş, sanayi, teknoloji ve tarım politikaları geliştirip uygulamaya sokabilirsek, ülkemizi topyekûn cazibe merkezi haline getirebiliriz. Cazibe merkezine dönen ülkemize beyin göçü kendiliğinden başlar zaten,yurt dışında çalışan 3-5 bilim insanı getirmeye yönelik özel teşvikler de gerekmeyecek o zaman...
 
1000
icon
VATANDAŞ BEKİR 3 Aralık 2018 17:38

-Ülkemizde çook akıllı ve bilinçli ve yaratıcı insanlar var amaaaa onların ürettikleri ve en güzel şekilde yarattıkları bilimsel işlevleri mükemmel olan icat ları ne yazıkki yaptırmıyorlar ve onları hayattan koparıyorlar. Ata sözü söyle Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz..

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat