Toplum ve Kadın (1)

12 Ocak 2018 21:32
A
a
Toplumsal hayat kadın ve erkekle birlikte biçimlenir. Her iki cins de kendine ait özellikleri ile toplumsal hayatta belli bir konum işgal etmekte ve toplumsal işleyişe katkı sağlamaktadır. Ancak kadının çocuğun bakımına ve büyütülmesine olan fıtri yatkınlığı, cinsiyete göre düzenlenmiş iş bölümünün olduğu toplumsal yapılar, kadına ve erkeğe biçilen kültürel roller ve kalıplar gereği zaman zaman kadının toplumsal hayata etkin katılımını engellemiş, birtakım eşitsizliklerin de ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Demokratik gelişmeler, hızlı toplumsal değişmeler, sanayileşmeye bağlı olarak çeşitlenen meslekler kadını ev hayatından iş hayatına çekmiş ve ekonominin vazgeçilmez parçası konumuna getirmiştir. Geçmişten günümüze kadar kadın, toplum içinde önemli olduğu kadar birçok sorunla da karşı karşıya kalmıştır.
 Kadınların modern hayattaki konumları toplumların modernleşme ve sanayileşme tecrübeleriyle yakından ilişkilidir. Hem Batı’da hem de Türkiye’de kadınların sosyal, siyasal ve kültürel haklarını elde etmek için modernleşme çabalarıyla eş zamanlı olarak kurumsal yapılara karşı mücadele ettiklerini ve çeşitli kadın hareketlerini başlattıklarını görüyoruz.
 Batı’da kadın hareketlerinin ilk ortaya çıkışı kadını dışlayan kamusal düzenlemelere karşı düzenlemelere bir tepki olarak 18. yüzyılda olmuştur. Bu hareketlerin en temel talebi kadının erkek egemen kamusal yaşam alanında yer almak istemesiydi. Kadının siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşam alanlarında yer almasını sağlamak üzere gelişen kadın hareketleri Batı’da üç aşamadan geçerek günümüze gelmiştir. Özetle kadın hareketleri birinci aşamada ekonomik hayatta  var olmayı, ikinci aşamada sosyal hayatta söz sahibi olmayı ve üçüncü aşamada ise her alanda erkeğin düzeyine çıkmayı amaçlamıştır.
 Batı’dakine benzer bir şekilde Türkiye’de de kadınların kamusal hayatla bütünleşme tarihini 18. yüzyıldan başlatmak mümkündür. Türkiye’deki kadın hareketleri de birkaç evreden geçmiştir. Birinci evre, 1700’lü yıllardan I. Meşrutiyet’in ilan edilmesine kadar devam eden dönemi kapsar. Bu dönemi “Kadınların toplumsal hayata, özellikle de ekonomik hayata katılım evresi” olarak tanımlamak mümkündür. Osmanlı’da kadınların külliyelerin, medreselerin ve camilerin yapımında önemli bir katkısının olduğu yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra başta İngiliz olmak üzere Batı teknoloji ve sermayesinin Osmanlı’ya akmaya başlamasıyla birlikte kadınlar kent merkezlerinde gelişen ekonomik hayat içinde yer almaya başlamışlardı. Özellikle tekstil alanındaki üretim büyük ölçüde kadın emeğine bağlı olarak gelişmekteydi. Kadın hareketinin kökleşme dönemi olarak nitelendirilebilecek bu dönemde kadınların henüz politik bir kimlik kazanmadığı sadece yeni gelişen kamusal alanda ekonomik hayata katılmak istediği söylenebilir. Bununla birlikte gelişmekte olan Osmanlı sanayisinin ihtiyaç hissettiği alanlarda gelişen eğitim kurumlarında da kadınların eğitim alma imkânına kavuştuğu, dolayısıyla “kültürlü” kadın kuşağının özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yükseldiğini söylemek mümkündür. (devam edecek)
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat