Serkan Ömer Abbasigil

Türkiye'nin Avrasya yolculuğunda attığı nükleer adım

10 Nisan 2018 21:52
A
a
Türkiye'de inşa edilecek ilk nükleer santralin temeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rus lider Putin'in, Ankara'dan telekonferans yöntemiyle açılış törenine katılımıyla 3 Nisan'da atıldı. Akkuyu Nükleer Santrali, Türkiye'nin Rusya ve diğer Avrasya güçleriyle olan ilişkilerinin geliştirilmesinde tarihi bir öneme sahiptir. Ayrıca nükleer enerjiye sahip olmak; bilimsel çalışmaların gerçekleştirilmesi, ulusal güvenliğin sağlanması ve ekonomik refahın sağlanması gibi konularda oldukça önemlidir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın hazırladığı kamu spotunda, Nobel Ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar ve UNESCO ödüllü Prof. Dr. Bilge Demirköz gibi iki değerli bilim insanımız, nükleer enerjinin önemini ve gerekliliğini halkımıza aktararak; toplumumuzun nükleer santral yapımı konusunda ikna edilmesini sağladı.
            Türkiye, enerji açısından başka ülkelere bağımlıdır ve enerji ihtiyacını karşılamak için alternatif projeler geliştirmek zorundadır. Ülkemizin ithalatının da büyük bir kısmını enerji kalemi oluşturmaktadır. Enerji ithalatında en büyük pastayı da Rusya Federasyonu almaktadır. Ülkemizin enerji ihtiyacının yaklaşık olarak yüzde 60-65'i Rusya'dan karşılanmaktadır. Rusya'ya doğalgaz ve petrol kaynaklı her yıl ortalama 15 milyar dolar civarında ödeme yapılmaktadır. Mersin Akkuyu'da inşa edilmeye başlanan nükleer santral tam kapasite ile faaliyete geçtiğinde enerji ihtiyacımızın yaklaşık olarak yüzde 10'u karşılanacaktır.
            Türkiye 80 milyonu aşan nüfusu ve gelişen ekonomisi ile gelecekte enerjiye daha fazla ihtiyaç duyacaktır. Dünyanın küreselleşmesi ve  teknolojik açıdan yaşanan ilerlemeler sonucu,  enerji artık ekmek ve su gibi en temel gereksinim haline gelmiştir. Geçmişte yaşanan günde birer ikişer saatlik elektrik kesintileri bir sıkıntı yaratmazken; günümüzde 1 saatlik elektrik kesintisi ekonomik açıdan büyük kayıplara ve insanların işlerinin büyük bir sekteye uğramasına neden olmaktadır. İçinde yaşadığımız dönemin koşulları göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye'nin artan enerji ihtiyacına çözüm bulunması gerekliliği yadsınamaz bir gerçektir.
            Nükleer enerji kullanımı pek çok faydanın yanında riskleri de barındırmaktadır. Geçmişte 1986 yılında yaşanan Çernobil faciası sonrası Karadeniz'e  kıyısı olan pek çok ülke gibi; ülkemiz de bu faciadan büyük ölçüde etkilenmiştir. 2011 yılında da Japonya'da yaşanan 8.9 büyüklüğündeki deprem sonrası Fukuşima Nükleer Santrali'nde sızıntı meydana gelmiştir. İşte tam bu noktada "Bi şey olmaz abi" felsefesiyle değil de; bilimin ışığında, çok dikkatli ve titiz davranırsak sahip olacağımız nükleer enerji, enerji açığımızın kapatılmasına katkı sağlayabilir. Bilim insanlarımızın rol aldığı kamu spotunda da sanırım bu bakış açısı var. Dünyada kapitalizmin en doruk noktasına ulaştığı günümüzde, nükleer enerjinin gerekliliğini görebilmekteyiz ancak yine de bu konuda çevresel konulara ilişkin endişelerimizi de dile getirmeliyiz.
            Akkuyu Nükleer Santrali'nin yapılması aslında belki de en çok siyasi açıdan kazanım elde etmemizi sağlayacaktır. Öncelikle; Akkuyu Nükleer Santrali, Türk-Rus ilişkilerinin güçlenmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Jeopolitik ve Jeostratejik açıdan ortaklık yolunda ilerleyen Türkiye ve Rusya'nın; siyasal, ekonomik ve askeri açıdan güç birliği yapması Avrasya ölçeğinde bölgede dengeleri olumlu yönde etkileyecektir. 3 Nisan'da pekişen bu güç birliğine, 4 Nisan'da Türkiye'yi ziyaret eden İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin katılması ve iki ülke liderleriyle karşılıklı temasta bulunulması, siyasi açıdan bölgesel ve küresel dinamikleri etkileyecek önemli bir adımdır.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat