Loading...

Vefatının 100. yıldönümünde Sultan 2. Abdülhamid

10 Ocak 2018 22:03
A
a
Yıldız Mahkemesi’ne atf-u nazar:
27 Haziran 1881'de Sultan Abdülaziz'in önce hâl edilmesinden, bilahare intihar mı? Cinayet mi? Meçhulünü bir hall-ü fasl eylemeye kalkan 2. Abdülhamid Hân, şeyhülislamlardan Minkârizâdelerîn torunlarından bulunan Surûri Efendi, daha sonra da hem paşa hem de vezirliğe tayin olunan zat, Yıldız Mahkemesi riyasetine getirilmiş, heyet teşkil olunmuştur. Sanıklar eski padişah 5. Murad, validesi Şevkefza Kadınefendi, Arzı Niyaz Kalfa, eski sadrazamlardan Mütercim Mehmed Rüşdü Paşa, Midhat Paşa, 2. Abdülhamid'in kızkardeşleri ile evli dâmadlardan Müşir Mahmud Celâleddin ve Müşir Nuri Paşalarla, sabık Şeyhülislâm Hayrullah Efendi, Sultan Abdülaziz'in 2. Mabeyincisi Fahri Bey ile Mabeyinciler elan Müşir Nâmık Paşa'nın oğullan Seyyid ve Ali Beyler, merhum Abdülaziz Hân'ın tahttan indirilmesinden sonra muhafızlığına tâyin edilen Albay İzzet ile Binbaşı Necip Beyler ile Pehlivan Cezayirli Mustafa, Pehlivan Mustafa Ağa, Boyabadlı Mehmet Pehlivan tespit edilmişler ve mahkeme önüne çıkarılması temin olunmaya çalışılırken, sabık Askeri Mektepler Nâzırı olan ve 93 harbinde başkumandanlık makamına da getirilen Süleyman Hüsnü Paşa, hal işinde mühim bir rol üstlenmekle birlikte, bahse konu savaşta hatalı ve sorumsuzca davranışları hasebiyle divan-ı harbe verilmiş suçu sabit görüldüğünden Bağdat'a sürgüne gönderilmiş ve bir daha da İstanbul'a dönememiş ancak o cezası kifayet eder kabul edilmiş ki, Yıldız Mahkemesine celbine lüzum görülmedi. Paris sefirimiz Sadullah Paşa da mahkemeye getirtilmedi. Padişah-ı sabık 5. Murad'la, validesi Şevkefza kadınefendi hanedan üyesi olması ve bunların Arz-ı niyaz adlı kalfaları da, Çırağan Sarayında adeta hapis halinde olduklarından mahkemeye çıkarılmaktan istinkaf edildi. Manisa'da ölüm hastalığına yatmış bulunan Mütercim Rüşdü Paşanın ifadesi alındıysa da pek makul ve yerinde addedilmediği gibi, hali mahkemeye çıkarılmasına engel görüldüğünden üzerinde ısrarcı olunmadı.
Midhat Paşanın mahkeme edilmesine dair Said Paşa'nın hatıratında yazdıklarına, Kıbrıslı Mehmed Kamil Paşa; Said Paşa'ya karşı yazdığı cevabi eserde: Said Paşa'nın iddialarına karşı beyanda bulunurken aşağı aldığımız satırlarda, Abdülhamid'in bu davanın açılmasına teşebbüsünde, bir kalfanın ifadesinin kendi şüphelerine güç kattığını göreceksiniz. Hâlâ yakın tarih meraklılarının dikkat nazarlarını celbeden; Sultan Aziz vaka-i elîmesi ve bu olayın tertipçileri arasında yer alan Midhat Paşa mahkemesine dair bazı malumata medar olacak beyanlarda bulunur. Biz de; bu beyanlarla sayfamızı süslemeyi uygun bulduk. Kamil Paşa diyor ki: "Said Paşa hatıratının 55. sayfasındaki girişle 72. sayfasının bitimine kadar olan bölümü Midhat Paşa merhumun muhakemesine dair Meclis-i Vükela ve meclis-i fevkalâde de, cereyan eden müzakereler ve de kararlara tahsis etmiş ve bunda takip edilen maksat, bir takım tafsilat içinde hafi olsa da, ifadenin siyak ve sibakından yine kendisini her zamanki gibi, tebrie ettirmek başkalarına ise kabahat yüklemek için kaleme aldığı rahatça anlaşılıyor.  satırlarını kaleme almış bulunan Kıbrıslı Mehmed Kâmil Paşa şöyle devam etmekte: “Hatıratın 58. sayfasında anlattığı gibi Avrupa’da yayımlanmakta olan bazı gazeteler; Mithad Paşa mahkemesi hususu ile Said Paşa arasında irtibat kurup, suçlama yoluna gitmişler. Bundan dolayı Said Paşa müdafaasını yapma lüzumu duymuştur. Bu bakımdan da kendisine bir şey denilemez. Ancak; Said Paşa hatıratının neşrini beklemeyip, önce Tanın gazetesinde bazı makaleler hatta meclis-i mezkürede bulunanlara ait rey ve imzalarını bile bile fotoğrafa aldırmış, suretlerinde neşr ettirmiştir. O rey ve imza sahiplerinden biri ben olduğum için mecburen bu hususta da hakikata müstenid bir açıklama yapmakta mecburiyet görüyorum. Bu gazetelerdeki makalelerde Cennetmekân Sultan Abdülaziz hân'ın katilleri hakkındaki; temyiz mahkemesi ilâmına, dair meclis-i vükelâ mazbatasının suret-i derc olunduktan sonra bunun mahkemei temyiz-i ceza dahi hükm-ü nizamiyenin tabakai intihaiyesi için oraca, tasdiki yapılan hükümleri nakz edecek kanunen diğer bir merci olmamasına ve mücaazaatı kanunîyenin icrası yahut affı ve tahfifi, hukuk-u seniyyei hazreti padişahiden olmasına nazaran ıması gereken irade-i seniyye-i hazreti tâcidari oldu tezekkür olunmuştur.” Cümlesini tefsir ederek: Mahkeme-i temyizden verilen hükmü nakz edecek bir mercii kanun olmaması kaydı vakıi hükmün lüzumu nakzına fikdan-ı merciiyet ona mani olduğuna delalet etmez mi? O cümledeki af kelimesinin mühim bir delili açıkladığı görülmüyor mu denilmiş. Bu açık cümle; cezanın kanunî bakımdan katiyet kazandığını, af veya hafifletmenin yapılmaması ise, hükmün icrasını lazım geleceğini bildirdiği halde, bu netliği bir muamma şeklinde gösterme, umumun reyine havale edilmişti ki Said Paşa'nın öyle fikri incelikler ve tefsiri, rikkatle şahsını işin içinden çıkarmaya uğraşıp, kendi imzasından başka imza sahipleri hakkında nefret celp etmeye gayret göstermesi usta bir aklın garipliklerindendir şeklindeki sözleriyle Said Paşanın bu davranışı ve tutumunu beğenmediğini sergileyen Kamil Paşa şöyle devam ediyor: “Ancak zat-ı müddeaya bakalım! Sultan Abdülaziz merhumun vefatı intiharen mi yoksa maktulen mi vâki olmuştur? Said Paşa burasını açıklarlarsa meselenin hallini kolaylaştırmış olurlar. Eğer maktulen ise; yazdığı gibi meclis-i vükela mazbatasını yukarıdaki gibi müphem suretinde tefsirine hacet olmayıp, eğer kendi vukufu itikatlarına göre intihar etmek suretiyle olmuşsa, o halde açılmasına teşebbüs olunan cinayet mahkemesi padişahın tahttan indirilmesini vukua getirenlerin vücutlarını ortadan kaldırmak maksadıyla saray tarafından düzenlenmiş bir dava olacağından Said Paşa bu davanın sağlıklı olup olmadığına adem-i sıhhat vahametini hünkara bildirip iknaya çalışması olmadığı takdirde düzeni kuranlardan çekineceği yerde, memuriyetten çekilmesi lazım gelmez mi idi? Doğrusu insaflı bir sadrazam makamını değil, dâr-ı diyarını da terk eder de bir takım masumların idamı hükmünün gerçekleşmesine müsaade eylemez idi! Demekte. Kıbrıslı Mehmed Kamil Paşa; cinayet mahkemesi hakkında Said Paşa'nın yazmış bulunduklarına cevap olarak şunları beyan etmekte: "Ben o zaman taşradan geleli çok olmamıştı. Hadiseyle alakalı bilgilerim, gazetelerin verdiği bilgiyi haviydi. Yalnız; Cinayet Fevkalade Mahkemesinin başlangıç döneminde Mahmud Paşa'nın önce saray-ı hümayuna takdim eylediği cariyenin vakadan sonra Saray'dan çıkıp Mahmud Paşa'nın hanesine avdetinde, Sultan Aziz'in öldürüldüğüne dair malumat vermesiyle, Mahmud Paşa'nın bu malumatı huzur-u hümayuna arz eylemesi üzerine cinayet iddiasının takibata alınıp tahkikata girişilmesi emir olunduğundan gerekenin yapıldığını işitmiştim. Ancak şunu da ilave etmeliyim ki mahkemenin so­nuçlanmasından sonra bir akşam Said Paşa; Mahmud Nedim ve hariciye nazırı Asım Paşaları ve bir de ben acizi, saraya davet eylemişti.
Sevgili okurlarım 'Büyük Osmanlı Tarihi' adlı çalışmamızın 6. cildinin 64. sayfasından alıntıladığım bu yazımızı, 'Padişahla Görüşme' başlığı altında devam ettireceğim. Merhum Hünkarın 100. vefat yıldönümü 10 Şubat 1918'dir. Payitaht dizisiyle her hafta gündeme gelen Sultan 2. Abdülhamid'in üzerinde çalışmaların devamını temenni ederim. Fiemanillah.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat