Loading...

Yahudi karakteri ve Hayber

10 Şubat 2018 21:52
A
a
Artık çok karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. Dostumuz kim, düşmanımız kim, bunu ayırmak çok zor. Yaşadığımız dünyada Müslüman da dostunu, düşmanını iyi tanımalıdır. Dost ve düşman kavramlarının içini doldururken de mihenk taşı olarak vahyi ve yüce Kur’an-ı Kerim’i okumalı ve anlamalıdır. Kur’an ve sünneti referans olarak almadığımız takdirde bazı kavramların içini doğru dolduramayız. Kimler dostumuz, kimler düşmanımız ayırt edemeyiz. Bugüne kadar biz Müslümanlar dostumuzu düşmanımızı tanıyamadığımız veya yanlış tanıtıldığı için birlik ve beraberlik ruhunu  yaşatamadığımız gibi, içimizdeki İslam kardeşliği sevgisini de kaybediyoruz. Artık yaşadığımız tüm dünyanın değil de, içinde bulunduğumuz coğrafya ile kardeşliğimizi sınırlıyoruz. Onun için de dünyanın öbür ucunda bir Müslümana zulmedilse haberimiz olmuyor, olsa da üzülmüyoruz. Ama her platformdaki konuşmalarımızda ise “İslam kardeşliği” kavramını da dilden düşürmüyoruz. Halbuki İslam kardeşliği iman üzere tanışmaktır, yardımlaşmaktır, imkanları birlikte paylaşmak, derdiyle dertlenebilmektir. Bugün Türkistan ve benzeri Türki cumhuriyetlerde sırf Müslüman oldukları için her türlü işkence ve baskıyı görüyorsak, Uzakdoğu’da, Ortadoğu’da, Afrika’daki İslam beldelerinden iniltiler geliyorsa ve biz de bu konuda hiç olmazsa üzülmüyor, elinden tutmuyorsak, en azından yüzümüzü buruşturmuyorsak imanımızı sorgulamalıyız.
Bundan dört ay kadar önce İslam’ın üçüncü derecedeki kutsal mekânı Mescid-i Aksa işgal edildi. Birkaç kınama sözcüğünden başka bir demeç duyabildik mi? Ne yazık ki hayır. O zaman fert olarak Yahudi zulmüne karşı ne yapabiliriz, sorusuna bir Müslüman olarak bizler cevap aramalıyız. Bu sorunun cevabını da peygamberimizin uygulamalarına bakarak anlayabiliriz. Hayber Kalesi’nin fethinin nasıl gerçekleştiğini bilirsek, belki Yahudi ile bugün nasıl mücadele edeceğimiz hususunda fikir sahibi olabiliriz.
Hayber Kalesi Medine’ye 150 km uzaklıkta Şam yolu üzerinde, plato ve ova kısmı bağlık-bahçelik, kalenin bulunduğu dağ sarp kayalık ve dışarıdan girilmesi çok zor müstahkem bir konumda idi. Hayber Yahudileri hep Müslümanların aleyhine çalışmış, bütün savaş ve seferlerde müşrikleri desteklemiş ve yardım etmişlerdi. Nifak tohumları saçan bu kalenin alınması için 628 yılında peygamberimiz (SAV) 1600 kişilik ordu ile Hayber Kalesi önüne geldi. Otağını kurarak, sancağı Hz Ebubekir’e verdi. Hz Ebubekir ordusuna hücum emri verdi ama Hayber Kalesi sağlam ve yüksek bir yerdeydi. Ok atsan geri geliyor, taş atsan yetişmiyordu. Bağırsan sesin gitmiyordu. Daha sonra Peygamberimiz (SAV) sancağı Hz. Ömer’e verdi. Yine İslam ordusu muvaffak olamadı. İslam ordusu günlerce bekledi. Ama Yahudiler kalelerinden çıkmıyorlardı. Müslümanların stokları tükenmek üzere ve moralleri de çok bozulmuştu… Günlerce hücum ettiler ve beklediler ama nafile…
Bu uzun bekleyişten sonra Yahudi karakterini iyi tanıyan Peygamberimiz (SAV) yeni bir strateji geliştirerek, Yahudilerin hurma bahçelerini kesmeleri emrini verdi. Hurma ağaçlarının kesilmesi demek, Yahudilerin can damarlarının kesilmesi demekti. Ağaçlar devrildikçe servetleri de devrilecek, gelecekleri köklerinden kazınacaktı. Zira Yahudi için para, zenginlik ve servet her şey demekti. Nitekim ağaçlarının kesildiğini gören Yahudiler kahroluyorlardı. Her ağaç devrildikçe Yahudi’nin kolu-bacağı da kesilmiş gibi oluyordu. Ağaçları kesildikçe varlıklarının sebebinin olmayacağını anlayan Yahudiler, sonunda Hz Ali’nin de hücumu ile anlaşmak ve kalelerini terk etmek zorunda kaldılar. Taşıyabilecekleri kadar yüklerini alıp başkentlerini bıraktılar. Ey bugünün Müslümanı! Peygamber (SAV)’ın yanında sen de Hayber savaşına katılmak istiyorsan, Yahudilerin bahçesinden bir ağaç da sen kes. Belki bugün sesin bir Yahudi’ye ulaşmaz. Taş atsan İsrail’e varmaz, ok atsan Tel-Aviv’e yetişmez. Ama sen de Peygamber (SAV) efendimizin stratejisini uygulayabilirsin. Al eline baltayı, kes Yahudilerin ağaçlarını! Evine giren her Yahudi şirketinin malı bir ağaçtır. Müslümanlar Yahudi mallarını boykot ettikçe, her Yahudi’den bir kol koparacaktır. Zamanla bu boykot kök salıp devamlılık arz edince de Yahudi’nin kolları, bacakları ve bedenlerinden bir azası kesilecektir.
 Bugün Türkiyeli bir Müslüman olarak Filistinli gençler gibi, Yahudi kurşunlarına hedef olmuyorsun! Bari hiç olmazsa zevkinden feragat ederek bu boykota katıl! Bir benden ne olur deme. O bir benler, zamanla çoğalır, Aşık Yunus’un dediği “bir ben vardır, bende benden içeri” misali kartopu gibi gittikçe çoğalır gider. Yahudi’nin ürettiği malları boykot ederek, Türk intifadasını da bizler başlatabiliriz. Ancak dış politikada Türkiye’nin eskiden beri büyük zaaf ve çelişkileri de var. Haklı olarak İsrail’in işgalci ve terörist bir devlet olduğunu en üst düzeyde vurguluyoruz. Ancak İsrail’in uluslararası kazanımlarında, Türkiye’nin kritik destekler verdiğini görüyoruz. Bu hatalarımızı muhasebe ederek yeniden gözden geçirmeleri günahlarımızdan ders çıkarmalıyız. Mesela İsrail ancak Türkiye’nin desteği ile OECD topluluğuna girebildi. Yine Türkiye’nin veto hakkını kaldırması ile NATO’nun başkentinde İsrail temsilcilik açabildi. Daha geçen senelerde Mavi Marmara davasına ilişkin yapılan anlaşma ile 20 milyon TL karşılığı Türkiye kendi vatandaşlarının en temel insani haklarından ebediyen feragat etti. ABD’ye her fırsatta yaptıklarından dolayı kızıyoruz, öfkeleniyoruz ama en basitinden, Türkiye’de sayıları 15’i bulan ABD üslerinden bir tanesini henüz kapatabilmiş değiliz. Bu hatırlatmalar can sıkıcı olabilir. Ama daha aldanmak, aldatılmak ve kullanılmamak için bu yanlışlarımızla yüzleşmek ve kritiğini yapmak zorundayız. Çünkü Kudüs sadece stratejik açıdan kırmızı çizgi değil, ahlaki ve hukuki açıdan da tartışmasız bir mücadele kriteridir. Bunun için birbirimizi kınayarak uzaklaştırmayı değil, sevgi ve hoşgörü ile bir araya gelmeye ihtiyacımız var.   
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat