Yalnızlıklar şehri Bursa…

28 Kasım 2016 22:45
A
a
‘’Bir yalnız bir yalnızı çağırır yalnızlığına’’demişti  Oktay Rıfat; oysa şimdilerde çağırsanda duyulmuyor.
Yalnızlıklar birbirine sağır;  yalnızlarbir birine kör, herkesler yalnızlığın tabutunda unutulmuşluğun kefeniyle örtülü.
Yalnızlıkların birbirine köprüsü yok; kişiliklerin arası uçurumlar.
************************
Mahalleler; o güzelim sokaklar; bahçeli, kiremit damlı, küçük, şirin, duvarları çivit mavisi, pencereleri saksılı tül işlemeli evler azaldı; o samimiyetin ışığıyla aydınlanan sokaklar,sıcak mahalle kavramı geçmişe karıştı.
Büyük siteler, gökdelen tarzı apartmanlar, devasa bloklar, çok katlı iş hanlarıyla doldu Bursa.
Şehir beton bir balon gibi şişti, göçlerle ve sanayileşmeyle nüfus arttı ve yalnızlıklar çoğaldı.
Bursa yalnızlıkların şehri oldu çıktı.
Komşuluklar, mahalle hukuku, adabı buharlaştı uçtu.
Kimse kimseyle merhabalaşmaz, selamlaşmaz, hal hatır sormaz oldu.
Alt kattaki üst kattakini tanımıyor apartmanların boğuculuğunda. İç içe hayatlar ama o hayatlar birer kavuşmasız ada gibi.
************************
"Eğer bir kişi yalnız olmayı beceremiyorsa, başkalarıyla bir arada olmayı da becermez." Filozof MichelFoucaultdemişti, bunu.
Ama gelin görünkiBursa yalnızlıkların mekânına dönüştü, ama o yalnızlıklar başkalarıyla bir arada olmayı da getirmiyor.
Kimse kimseye şifa değil, dert ortaklığısiliniyor; ev alma komşu al denirdi ama komşuluklar bir yana akrabalıklarda bitti neredeyse.
İnsan insanın zehrini almıyor artık.
Dara düşmeye gör; kalıyorsun bir başına.Dostluklar, arkadaşlıklar, meslektaşlıklar, akrabalıklar, partilikler işlemiyor köşe bucak kaçılıyor senden.
Ölmüşsen, cami avlusunda hatırlandın hatırlandın; tabutuna omuz verilir belki o kadar.
Her koyun kendi bacağından asılıyor sürüleşmiş toplumda salhaneye doğru giderken dört nala.
 
 
Mahallenin paylaşma kültürü
 
 
Bahçemizdeki erik ağacına çıkıp örme sepete erik doldururken annem tembihlerdi:
‘’Can, çok topla ki komşulara da verelim.’’
Evde Selanik usulü ıspanaklı börek pişince mutlaka bir tepside komşular için konurdu odun sobasına.
Tahinli kek yapılmışsada öyle.
İkindi çaylarında, sohbetle birlikte komşularla evlerde pişen ne varsa ve tatlılar, meyvalar, kahveler, çaylar bölüşülürdü.
Dondurma almak için annemden para istediğimde, annem o yumuşacık şefkat dolu sesiyle;‘’sokakta kaç arkadaşın var’’ derdi. Sayardım:Raşit, Nilgülay, Yavuz, Şenol’da var. Onlara da dondurma almam için para verirdi. Güzel bir film gelmişse sinemaya gideceksek arkadaşlarımı da götürürdü annem.
Bisikletim benim için ne değerliydi ama bir tur atmışsam Hisar sokaklarında, özenmesinler diye bisikleti olmayan arkadaşlarıma da verirdim bisikletimi.
Para çıkışmadı mı, mahallemizinMavi Köşe Bakkalı Ahmet Amcaya,‘’yaz deftere’’ denirdi. Oysa şimdilerde,AVM’de bulunan süpermarketin kasasındaki kasiyer kıza denebilir mi bu.
***********************
Paylaşmak, bölüşmek bir ahlaktı  mahallemizde, sokağımızda.
İmrendirmeyi,özendirmeyi, malla mülkle hava atmayı, pek görmedim çevremde.
Dönemin ruhu da böyleydi 78 kuşağındandım ben.
Mütevazilik, diğerkâmlık, empati duygusu yaygındı mahallede, akrabalarımda ve yakın çevremde. Çok okudum, gözlerim kan çanağına dönene dek, uykudan başım düşe düşe çok okudum romanları, felsefe metinlerini, sol klasikleri ama ben öyle kitaplardan, teorik derslerden öğrenmedim toplumculuğu.
Annemden, babamdan, mahalle kültüründen edindim önce.
Paranın, malın mülkün, hor görüldüğü, lafının bile edilmediği toplumcu, sade, mütevazı bir aile hayatının ve mahalle kültürünün içinde bulundum ve yakından tanıdığım samimi Müslümanların da pek öyle sol fikirlere kapalı olmadığına tanık oldum.
‘’Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’’ demişti Hz. Muhammed.
Dinde gösteriş, israf, mal mülkçülük yoktu. Tasavvufla tanışınca da bir lokma bir hırka anlayışını, dünya malını hor görmeyi kavradım.
****************************
Kalpsiz kapitalizme bu yüzden kızıyorum en çok, insanları yalnızlaştırıyor, hayatlarımızı çalıyor.İnsan insanın kurdu oluyor.
Birinin mutluluğu bir başkasının mutsuzluğundan; bir diğerinin zenginliği ötekinin yoksullaşmasından besleniyor.
Kapitalist barbarlık, ruhani olan, manevi olan, şefkate, aşka, merhamete, komşuluğa ait olan ne varsa silip süpürüyor.
Bursa ovasına,apartmanlara bakıyorum ışıklar yanıyor pencerelerde, yalnızlığın sis fenerleri o ışıklar.
Ve yazarlık yalnızlık mesleğidir bir yanıyla; daima.
1000
icon
Necla Köse 1 Aralık 2016 21:18

Can Bey ,yazınızı okudum,her seyi okadar güzel ifade etmışsiniz sizi kutluyorum,başarılarınızın devam etmesi dileğiyle... sevgiler saygılar...

0 0 Cevap Yaz
Lemanser Sükan 29 Kasım 2016 16:19

Sevgili Can, ne güzel dile getirmişsin günümüz insanının sorununu. İşte bu nedenle arttı inşaatlar. Artık bir hanede bir aile değil, bir insan oturmaya başladı. Düşün iki bile değil. Eskiden çat kapı açılan kapılar açılmaz oldu. Kilitler, ziller yetmedi, alarmlar kondu. Artık tuz için, yağ için komşu kapıları çalınmıyor. Gazetelerde okuduğumuz "Ayşe teyzenin ölüsü üç gün sonra dairesinde bulundu ." haberlerini bundan böyle daha sık okuyacağız. Gözü kör olsun bu kapitalizmin... Lemanser Sükan

0 2 Cevap Yaz
Bahar Borazan 29 Kasım 2016 11:13

Cok güzel bir yazı. Çocukluk gunlerime götürdünuz beni.

0 1 Cevap Yaz
Şenol Demir 29 Kasım 2016 10:07

Yüreğine sağlık sevgili Abim, ne de güzel anlatmışsın o güzellikleri ve özlemlerimizi...

0 1 Cevap Yaz
cemil 29 Kasım 2016 09:44

Yüreğinize sağlık Hocam !

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat