Loading...

MOLLA HÜSREV

Bursa 26 Mayıs 2018 18:44
Videoyu Aç MOLLA HÜSREV
A
a

Molla Hüsrev, orta boylu, gür sakallı, değerli elbise giyen, başında küçük bir sarığı olan, heybetli, tevazu sahibi biriydi. Kendisinin güzel ahlak sahibi oluşu, vakur, yüksek ilmiyle İslam dinine uymakta gayretli ve titiz olduğundan dolayı pek sevilirdi. Aynı zamanında, devlet adamlarının sevgisini ve saygınlığını da kazanmıştır.

Molla Hüsrev’i tanıyalım
   
 
Molla Hüsrev hazretleri fıkıh alimidir. Üçüncü Osmanlı Şeyhül İslam’ı unvanına sahiptir. 1480 yılında dünya hayatının bittiği bilinmektedir. Molla Hüsrev Asıl adı Muhammed bin Feramuz (Feramerz)’dir. Hanefi mezhebi fıkıh konularında  bilgilidir. Sivas ile Tokat arasındaki Kargın köyünde dünyaya geldiği rivayet edilmektedir. Doğum tarihi konusu tam olarak bilinmemektedir. Babası, bir Fransız subayı iken İslamiyetle tanışıp Müslüman olmuştur. Molla Hüsrev kızını Osmanlı emirlerinden Hüsrev adında bir kişiyle evlendirdiği de bilinmektedir. Babasının genç yaşta ölmesi üzerine, eniştesi olan Hüsrev Beyin yanında büyümüştür.
 
Bu sebeple Hüsrev kayını diye tanınmaktadır. Sonra kayını kelimesi kaldırılarak, Molla Hüsrev adıyla meşhur olmuştur.
 
Molla Hüsrev, orta boylu, gür sakallı, değerli elbise giyen, başında küçük bir sarığı olan, heybetli, tevazu sahibi biriydi. Kendisinin güzel ahlak sahibi oluşu, vakur, yüksek ilmiyle İslam dinine uymakta gayretli ve titiz olduğundan dolayı pek sevilirdi. Aynı zamanında, devlet adamlarının sevgisini ve saygınlığını da kazanmıştır.
 



Molla Hüsrev Hazretlerinin Öğrenimi ve Hizmetleri

Burhaneddin Haydar Hirevi ve zamanının diğer meşhur alimlerinden dersler almıştır. Öğrenimini tamamladıktan sonra Edirne’de Şah Melik Medresesinde ve sonra da kardeşinin vefatıyla boşalan Çelebi Medresesinde hocalık yapmıştır. Sultan İkinci Murad devrinde Varna Savaşından önce, 1429 senesinde Kadı askerliğe tayin edilmiştir. Molla Hüsrev, Fatih Sultan Mehmet tahta geçince de bu görevine devam etmiştir. Sultan İkinci Murad tahttan indiğinde, yerine oğlu Fatih Sultan Mehmet geçmişti. Lakin düşmanları, yeni sultanı çocuk görüp, bir takım huzursuzluklar çıkarmak istemişlerdir. Bunun üzerine İkinci Murad tekrar tahta geçmiş ve Sultan Mehmet’i Manisa’ya göndermiştir. İlim adamlarından çoğu, birer bahane ileri sürerek, Manisa’ya gitmek istememişlerdir. Molla Hüsrev ise kadı askerlikten istifa edip, Şehzade ile birlikte Manisa’ya gitmeye karar vermiştir. Şehzade olan Mehmet ise Molla Hüsrev’in bu kararını öğrendiğinde, “Vazifenize devam edin, zira devletin size ihtiyacı var.” Dediyse de, Molla Hüsrev kendisine Manisa’ya giderken “sizi yalnız bırakmam uygun olmaz, müsaade buyurun geleyim,” diyerek samimiyetini bildirmiş ve birlikte Manisa’ya gitmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet Şehzade iken Manisa da Molla Hüsrev’den dersler almıştır.
Mola Hüsrev belki de Şehzade Mehmet’in babası 2. Murat han’ın Hacı Bayram Veli ile sohbetini duymuş olacak ki ileride “İstanbul’u feth eden komutan ne güzel komutan”  müjdesine mazhar olacak geleceğin Fatih’i Sultan Mehmet ile birlikte olmayı tercih etti.
 
 
Fatih Sultan Mehmet tekrar tahta geçince, Molla Hüsrev de İstanbul’a gelmiştir. İstanbul’da Galata ve Üsküdar kadılığına tayin edilmiştir. Ayrıca Ayasofya öğretmenliğini de yürütmüştür. Bir ara Bursa’ya gidip bir medrese kurarak ilim öğretmekle meşgul olduğu zamanlarda, Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’a davet edilerek, 1460 yılında şeyhülislamlığa tayin edilmiştir. Molla Hüsrev, yirmi sene boyuncu şeyhülislam görevi yürütmüştür.
Fatih Sultan Mehmet, Molla Hüsrev için “zamanımızın Ebu Hanife’sidir” diyerek ona olan hürmetini belirtmiştir.
 
Molla Hüsrev Hazretlerinin Vefatı
Molla Hüsrev, birçok öğrenci yetiştirmiş fıkıh alimi olduğu gibi, şairlik yönüyle de tanınmaktadır. Kendisi ilim öğrettiği gib Molla Hüsrev, önceki alimlerin kitaplarından da günlük iki yaprak yazmayı adet haline getirmiştir. Öldüğü zaman geriye bıraktığı eserlerinde kendi el yazılarıyla yazılmış birçok eserler bulunmuştur. Molla Hüsrev 1480 senesinde İstanbul’da vefat etmiştir. Cenaze namazı Fatih Caminde kılındıktan sonra Bursa’ya götürülüp, Emir Sultan’ın kabrinin doğusunda kendi yaptırdığı medresenin bahçesine defnedilmiştir. Mezar taşında, (Menba-ı İlmühüner, Varis-i ulumü Hayr-il-beşer, Fazlı mürşidi eser, Sahib-üd-Dürer vel-Gurer Mevlana Muhammed Hüsrev) yazmaktadır.
 


İBRETLİK BİR HİKAYEMİZ VAR
 
Avusturyalı bir profesör Molla Hüsrev’in Gürer ve Dürer  adlı eserini okur ve hayran kalır. 1940lı yıllarda ta Avusturya’dan kalkar Türkiye’ye Bursa’ya gelir. Çelik Palas’ın yeni yapıldığı yıllarda otele yerleşir. Geldiği günün sabahı smokinlerini giyer, Çelik Palas yöneticilerine,
“Ben Molla Hüsrev’in mezarını ziyaret etmek istiyorum bana bir fayton tutar mısınız?” der. Otel idarecileri birbirlerine şaşkın şaşkın bakarlar bu isimde bir türbe bilmiyoruz derler. Otel idaresi önce vilayete sonra vakıflar müdürlüğüne ve müze müdürlüğüne sorarlar, El Cevap, Bilmiyoruz denir.
 
Bunun üzerine otel idaresi milli eğitim müdürlüğüne müracaat eder, müdürlük, araştırmaya başlar.
Evvelce Ulucami üçüncü imamı olarak görev yaparken milli eğitim müdürlüğünde müfettiş olarak getirilen hafız Necip Aksoy beye sorarlar ve nihayet istenilen cevabı alırlar.
 
“Molla Hüsrev, Emir Sultan’da  Zeyniler Camii bahçesinde medfundur” der. Misafir profesör ile beraber kabri ziyarete giderler.
 
Avusturyalı profesör kabri görünce şaşkına döner çünkü gördüğü manzara yürekler acısıdır. Mezarın başında sadece basit bir taş kalmıştır. Mezarın ortasında bir köpek yatmış güneşlenmektedir. Civarında da tavuklar gezinmektedir.
 
Profesör çok üzülür. Misafir olduğu için fazla konuşmaz. Ecdadımız olan Mulla Hüsrev’e hak ettiği saygınlığın verilmediğini telaffuz eder.
 
“Bu bilim adamı bizde olsa biz ona büyük bir anıt yaptırırız”der. Aynı gün Bursa’dan ayrılır.
Molla Hüsrev’in kendi adını taşıyan Camii, İstanbul da Fatih ilçesi Sofular Caddesi'ndedir. Molla Hüsrev Camii kendisi tarafından yaptırılmıştır.
Dürer-ül Hükkam fi Şerhi Gureril Ahkâm (Gürer ve Dürer)
Fıkıh ilminde olan ve sık sık müracaat edilen bu en önemli eseri, asırlardır Osmanlı medreselerinde şerhleri ile beraber ders kitabı olarak takip edilmiştir.
Molla Hüsrev’in 1477 yılında  kitabı Fatih Sultan Mehmet Han’a takdim etmiştir.
 


"Molla Hüsrev, kıymetli eseri Gurer ve Dürer Mukaddimesi’nde şöyle söylüyor,
"Dünya ve ahirette insanın şerefi ve iki alemde üstün derecelere nail olması, ancak doğru itikatta (Ehl-i sünnet i’tikâdında) olmak ve salih amel işlemesiyledir. Allah’u teala, Peygamberimiz (s.a.v)’i Peygamberlerin sonuncusu ve en doğru yolu gösterici olarak gönderdi. O’ndan sonra da O’nun ümmetinden büyük alimler yarattı. Bu alimler de, O’nun bildirdiklerini, insanların anlayacakları bir şekilde miras bıraktılar. Allah’u teala, bu alimlerden dört mezhep imamını seçti. Bu büyüklerin ihtilafını rahmet eyledi. Diğer fıkıh alimleri de bu alimlerin mezheplerine göre fetva verdiler. Allah’u teala, bu büyük alimler arasında da, en büyük İmam ve yüksek himmet sahibi, ümmetin ve dinin kandili İmam-ı A’zam Ebu Hanife Numan bin Sabit’i seçti. Onun yaptığı hizmet sebebiyle, Allah’u teala onun makamını Cennetin en yüksek derecesinden eylesin. Şüphesiz ki, Ebu Hanife’nin dini hükümlere ait bildirdikleri, dalgaları birbirlerine çarpan bir deniz, hatta sapıklığın karanlığını gideren parlak bir kandildir.”
Bu değerli kitabı ve fıkıh alimini tanıyalım ki bir yabancı profesör sorduğunda en azından hakkında bilgi sahibi olalım.
 
Kaynak : HAZIRLAYAN: Hasan KARABULUT
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU



 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat