Özkul’un ‘Hayat’ hikayesi

Röportaj29 Eylül 2015 23:43
Özkul’un ‘Hayat’ hikayesi
A
a

Hep sağlıklı günler değil ki insanın yolunu bekleyen…Yolumuz bir hastaneye düşüyor bu sefer aziz okuyucular… Hastalıklar da, Allah başımızdan eksik etmesin diye dua ettiğimiz hastaneler de çıkıyor yolumuza kimi zaman…

Hep sağlıklı günler değil ki insanın yolunu bekleyen…Yolumuz bir hastaneye düşüyor bu sefer aziz okuyucular…  Hastalıklar da, Allah başımızdan eksik etmesin diye dua ettiğimiz hastaneler de çıkıyor yolumuza kimi zaman… Öyle ya her şey bizim için… Bir yandan muayene oluyoruz bir yandan da uzun zaman önce tanışma fırsatı bulduğumuz, gazetemizde ve Bursa basınında gündeme dair köşe yazılarından sizlerin de tanıdığı Sayın Ahmet Özkul’un bilinmeyen yönlerini yazmak ve kendisiyle sohbet etmek için randevu talep ediyoruz… Sağ olsun bizi kırmıyor ve muayene bitiminde çay içme bahanesiyle kapısını tıklatıyoruz…
Gülümseyen bir Anadolu Kaplanı ile karşı karşıyayız… Her ne kadar bazı hükümetler bir takım siyasi kararlar ile Anadolu insanının önünü kapatmaya çalışmışlarsa da büyük ihtimalle Allah niyetinin temizliği karşısında Ahmet Bey’in teşebbüslerine yardımcı olmuş… Hani Allah bazı insanlara ‘’Yürü ya kulum’’ dermiş ya Ahmet Bey’e ‘’Koş ya kulum’’demiş adeta… O da gücü yettiğince birçok sosyal faaliyetin içinde bulunmuş ki bizim ilk tanışıklığımızda radyo ve televizyon programları için kendisini İnegöl’e davet ettiğimizde başladı… Çaylarımızı içiyoruz bir yandan… Bir yandan da Ahmet Bey’i dinliyoruz…
KUR’AN-I KERİM ARASINDAKİ TAKVİM YAPRAĞI…
21 Mart 1951 tarihinde dünyaya gelmiş Ahmet Bey…‘’Yaşadığımız bölgenin kültürün de bir çocuk doğduğunda Saatli Maarif takviminde çocuğun doğduğu güne denk gelen yaprak Kuran’ı Kerim’e konur.21 Mart tarihinde de evimizde Kuran’ı Kerim’in içinde 21 Mart 1951tarihli takvim yaprağı benim doğum tarihimi kaydetmek maksadı ile konmuştur... 1951 yılında babam henüz on dokuz yaşında iken, ailenin birinci çocuğu olarak dünyaya geldim…’’diyor Ahmet Bey… Biz o zaman ki toplum ile günümüz Türkiye’si arasındaki o büyük değişimi düşünürken gelinen noktanın Kuran’dan ne kadar uzakta olduğunu fark ediyoruz… Aslında Ahmet Bey satır aralarına öyle söylenmemiş cümleler yerleştiriyor ki sohbet ederken, anlıyoruz ki bir kez daha donanımlı insanlarla sohbet etmenin en güzel yanı sadece söylediklerini değil söylemediklerini de dinlemek…
TAYYARE BABAMA SELAM SÖYLE…
Biz derin düşüncelere dalmışken devam ediyor Ahmet Bey ‘’2,5-3 yaşlarında iken babamın askerden izne geldiğini hatırlıyorum.  Evin avlusunda şehrin üstünden uçaklar geçerken avlunun en yüksek yeri olan sete doğru koşup, ”tayyare babama selam söyleyin.” görüntüsünü, karesini hatırlıyorum...’’Gülümsüyoruz acı acı. Hangimiz koşmadık tayyarelerin peşinden hangimiz birilerine selam götürmesini istemedik çocukken… Ama o yaşta bir çocuğun babasına selam söylemesi canımızı acıtıyor açıkçası…
UFKU AÇIKTI AİLEMİN…
Eğitim hayatını merak ediyoruz Ahmet Bey’in… O günün şartlarında hangi okullarda okumuş... Nerelerde okumuş…
‘’Emet ortaokulu… Sene 1965… O günün şartlarında Kütahya Lisesi… İlde bir lise var. 1890 Hamidiye dönemlerinde yapılmış bir lise. Onun için Kütahya Lisesi’nde eğitimimi sürdürdüm. O günün şartlarında parasız yatılı okul avantajlarından faydalanmak için Öğretmen Okulu, Maliye Lisesi, Veteriner Sağlık Memurluğu sıralamasına girip kazandığımı hatırlıyorum. Buna rağmen ailem paralı yatılı Kütahya Lisesine kaydımı yaptırdı… Ama parasız yatılı okulu kazanmıştım… O gün şartlarında meslek liselerinde parasız yatılı hem de maaşa geçmek yolu mümkün iken, aile yüksek eğitime yönlendirmek için liseye başlatmıştı beni… İleriyi düşünen ufku açık ve yüksek eğitime önem veren bir düşüncede olduklarını düşünüyorum…’’diyerek hayırla yâd ediyor ailesini…
LİSEDEN SONRA…
‘’Liseden sonra o günün sınavları ile öğretmen yetiştiren Eğitim Enstitüsünü, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mühendislik Bölümünü kazanmıştım. İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesine kayıt yaptırmıştım, buna amcaoğullarımın İstanbul’da olması etki eden faktördü. İstanbul’da olma farklılığı, ”İstanbul kaldırımı çiğnemek” , ‘’İstanbul beyefendisi, hanımefendisi’’ tanımları kültürümüzde var. Nüfusu 800.000 ve 1.200 nüfus tablolarını hatırlıyorum… O günün şartlarında gerçekten İstanbul kültürel alt yapısı kıymetli, önemli bu tanımların geçerli olduğu, yaşandığı günlerdi.  O günün şartlarında Cağaloğlu, Babıali, Nurasmavi, Marmara(Marmara Förler),Mahviller, fiili düşünce odakları, kültür yayın konuları merkezi konumdaydı. ‘’
BİR YANDAN EĞİTİM BİR YANDAN SOSYAL FAALİYETLER…
Bir yandan okula devam ederken bir yandan da bir koltukta onlarca karpuzu taşımaya başlamış genç yaşında rağmen Ahmet Bey… Yeşilay Gençlik Kolları Başkanlığı, Millî Türk Talebe Birliği, Türk Birliği Talebe Federasyonu, İstanbul Üniversitesi Öğrenci Birliği (ufuk şehri) gibi kurumlar hemen bir çırpıda ilk aklına gelenler Ahmet Bey’in…
 1970’li 73’lü yıllarda Haldun Simavi’nin sahibi olduğu Simavi’lerin Günaydın Gazetesinde çalışmış ve Mehmet Şevki Eygi’nin Bugün ve Sabah gazetelerinde hem Yeşilay il binasında hemde Sultanahmet’teki yerinde çıktığı dönemlerde Cerrahpaşa öğrenciliği, Cerrahpaşa Öğrenci dernek Başkanlığı, öğrenci temsilciliği gibi faaliyetlerin içinde bulunmuş dolu dolu bir öğrencilik geçirmiş… Öğrenciliğinde hakkını vermiş sizin anlayacağınız… 
‘’Sonrasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu olarak Bakteriyoloji Enfeksiyon Hastalıkları Kliniğinde İhtisas yaptım.  1000 yataklı Ege Ordu Hastanesi’nde Klinik Şefi, Kan Merkezi Laboratuvar Şefi olarak askerlik görevimi tamamladım…’’ diyerek sürdürüyor sözlerini ve soruyor nazikçe… ‘’Çay içer misiniz? Ya da soğuk bir şeyler…’’
Biz çaylarımızı yudumlarken sohbet devam ediyor…
GİREN DE PİŞMAN GİRMEYENDE…
‘’Üniversiteye giriş puan kartım elimde, İstanbul’a gittiğimde İstanbul Aksaray’daki Kütahya talebe Yurdu’na gittim… Orada Cerrahpaşa Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Cengiz Atila’ya sorduğumda “Abi bu Tıp Fakültesi dâhil her yere giren puanla Tıp Fakültesine girsem mi ne dersin? Aslanım buraya bir giren pişman bir de girmeyen pişman.” Sözleri hatırıma geliyor…’’
Donanımlı bir beyefendi ile sohbet ediyorsanız dikkat etmeniz gerekir bütün ayrıntılara… Bizde elimizden geldiğince dikkat ediyoruz elbette… Merak ediyoruz iş hayatına nasıl girdiğini, bugünlere nasıl geldiğini Ahmet Bey’in… Çok şey kazanacağımızı biliyoruz… Çok şey öğreneceğimizi… Sordukça, sorular başka soruları, cevaplar başka cevapları doğuruyor…
EN HUZURLU GÜNLERİMİZ…
‘’1982-1983 yıllarında İzmir Hatay semtindeki 1000 yataklı Ege Ordu Hastanesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Şefi, Kan Merkezi Laboratuvar şefi olarak görev yaptım… İzmir dönemi benim için dinlenme dönemi gibi geçmişti… Biliyorsunuz ki askerlik dönemi geçirilmesi gereken bir zaman dilimi, onun dışındaki dönemlerde bir yerleri hedeflemiştim ve orayı yakalama çabasında geçmiş ömrümüz… Bizim askerlik dönemimizde böyle bir zaman dilimi var, hayatımızdaki en huzurlu geçen günler olmuştur… Herkesin askerliği en sıkıntılı günleridir, bizim şartlarımızda en huzurlu geçen zaman dilimi diyebiliyorum…’’
VE BURSA…
Neredeyse kırk senedir Bursa’da Ahmet Bey…  Şehrin sosyal, kültürel hayatında olan insanlarla birlikte olmuş hep… Şehrin iş hayatında önemli bir konumu olan çevrelerle birliktelikler oluşmuş zamanla… Bu çerçevede “şehrin eşrafı’’ onun etrafında yer almaya başlamış... Yani birçok Bursalı ile dost meclislerinde, kültür sohbetlerinde, dini sohbetlerin yapıldığı ortamlarda tanışmış… O dönemlerde, o ortamda, toplum içinde sosyal hareketlilik için bulunmuş her zaman… Ki, insanlarda Ahmet Bey’in etrafından ayrılmamışlar hiç…
Ahmet Özkul, ilköğretimini Emet Gazi Kemal İlkokulunda, sonrasında Emet Ortaokulu’nda tamamlamış... ‘’Dedeli ailede, babamın babası ile bulunduğum ortamlarda yetişmiş olmanın huzuru var içimde… Onun için dini, millî kimliğimin o ortamda şekillendiğini düşünüyorum…’’ diyor yine ailesine atıfta bulunarak… Biz ahde vefanın güzelliğini bir kez daha anlıyoruz Ahmet Bey’in bu cümlesinden…
NEDEN BURSA?
Sizi Bursa’ya getiren sebep nedir diye soruyoruz Ahmet Bey’e…
‘’ Dedem Süleyman Özkul, 1913-1915 yıllarında (Kemalpaşa Kirmas) teyzesinin yanında bulunduğu dönemlerde Rüştiye bitirmiş… Daha sonra bizim çocukluğumuzda dedemizin anlattığı Bursa yolculuğu hikâyelerinde hatırımızda kalan şunlar var… Emet’ten çıkıp Emet Dereli Alabardı, Harmancık, Beyce (Orhaneli),Conkara, Yiğitali’ye kadar üç günde gelip, köy odasında konaklayıp gece orada kalarak Bursa Tuzhan’a gelip alışverişlerini yaparak, akşam da Conkara’da konaklayıp, ertesi gün Emet’e yola çıkıp üç günde Emet’e dönüş yolculuğu hikâyelerini dinlerdik dedemden... Ben, acaba Bursa’ya gelişimde bu anlatımların yöneltmesi mi var diye düşünüyorum zaman zaman…’’
İLK KARŞILAŞMA…
Bursa’yla ilk karşılaşma, yani Bursa’ya ilk gelişim 1967 yılında Kütahya Lisesi 2.sınıftan 3.sınıfa geçiş döneminde, İstanbul’a ailemle birlikte birkaç günlük İstanbul gezisi dönüşünde oldu… Bursa’dan Emet’e dönüş programı çerçevesinde günün şartlarında haftada 2 gün sefer yapan Kabataş-Mudanya vapuruyla Bursa’ya ilk gelişimdir. O günün şartlarında daha kırsal bölge olan Emet’te yaşıyordum… Mayıs –Haziran aylarındaki vapurla gelişteki körfezin yeşil zümrütten özelliklerinin içinde kendi yaşadığım bölgeyle kıyasladım… Cennet misali özelliklerin yaşandığı ortamdı burası… Baharı, yeşil… Herhalde cennet buna benzer diyenler olsa gerek, bizim buralı olmamız kolay mı, buralı kızla evlenilirse buralı olunabilir mi acaba düşünmüştüm… Ailesi de Bursa’da oturan hanımefendiye talip olunca Bursa’da kalış sebebim hatırıma geldi. Denilir ya bazen gönlünden geçerse dua olabilir, bu da belli öyle bir şey…
                Cerrahpaşa Tıp Fakültesi bitirip ve o arada kariyere kalma hedefiyle ihtisasımı bitirip Baş asistan olarak çalışmaya devam ederken, askerlik yaşının sınıra gelmesiyle kürsü başkanı hocamız rahmetli Prof. Ekrem Kadri Unat Beyefendi’nin tavsiyesiyle, askerlik konusunu aradan çıkarttıktan sonra Doçentlik çalışmalarına başlamak için kanaatiyle askerlik kararı aldım. Askerden sonra tekrar bölüme dönmek düşüncesiyle önce birkaç ay Emet’te kendi yöremde çalışma, hizmetetme, Emet’temuayenehanecilik, sonra İzmir’de askerlik süre içinde karşılaştığım maneviyat ehli, güzel insanlarla istişarelerden sonra Bursa olabilir mi kanaatiyle Bursa’ya yerleşme kararı aldım... ‘’
HEDEFLERİ…
Birer çay daha içiyoruz ve bu sefer kendisinden hedeflerini anlatmasını rica ediyoruz… Kırmıyor bizi… Gülümsemesi eksilmeden yüzünden anlatıyor, aydınlatıyor bizi… Büyük insanların büyük hedefleri olduğunu, olması gerektiğini biliyoruz zaten ama birebir yaşayan bir ağızdan bunları dinlemek bizi sevindiriyor…
‘’ Cerrahpaşa’da bulunduğum dönemlerde kariyere devam etme konusunda hedefimin takipçisi oldum... Tabi İstanbul’da sosyal hayatın içinde bulunduğum gün şartlarında Yeşilay Gençlik kolları, Genel Merkez Yönetim Kurulu üyeliği, İstanbul Tıbbiyeliler Birliği Başkan Yardımcılığı, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği Başkanlığı, günlük gazetelerde sağlık ve sosyal konularda yazılar, 14 Mart Tıp Dergileri, Aydınlar Ocağı, İlim Yayma Cemiyeti, Talebe Birliği gibi ortamlarda bulundum… İstanbul içinde de sosyal çevre ilişkilerime, akademik alanda yürüme hedefleri içinde devam etmekteydim… Daha sonra Bursa’ya gelince toplumsal sorumluluk, duyarlılık anlamında Bursa’da dönemimizde yetişmiş insan neredeyse onlarla birlikte, toplumsal hizmet için orada, sosyal duyarlılık noktalarıyla belli düşünce, değerler yapısında bütün alanlarda, katmanlarda olma çabalarımızı sürdürdük…’’
HAYAT HASTANESİ…
1978’lerde kurulan Hayat Hastanesi’ne 1980’lerden sonra Ahmet Özkul’un katılımı olmuş... 1978’lerde kuruluş dönemi kurucuları ile irtibatları olmuştur... 1980’li yıllardaki kurucular arasında sıkıntılar yaşanınca Hayat Hastanesi yönetiminde bulunmaya başlıyor... Hastane içinde profesyonel yönetici, Başhekim, belirli bölümlerin işletmesinde, kiralanması, daha sonrasında prime dayalı çalışma şartları sonrası Yönetim Kurulu Üyeliği, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı gibi görevler üstleniyor... O aradaki zaman diliminde Bursa Teşhis Merkezi (Laboratuvar-Röntgen) Ertuğrulgazi Teşhis Tedavi Merkezi Polikliniği kurma, yönetme, işletme çalışmalarında yer alıyor ve 1996’da Haziran ayından itibaren Yönetim Kurulu Başkanı konumuyla Hayat Hastanesi’nde ki görevine devam ediyor...
‘’İlk dönemlerde doktor arkadaşlarımın da hissesi bulunmasına rağmen son dönemlerde şahıs firması denilebilecek aile yapılanması söz konusu... Çalışma dönemlerinden sonra ailede yetişen çocuklarım Medikal yönetimdeki eğitimlerini tamamlayarak yönetim içinde yer almaya başladılar…
                Bugün itibariyle çocuklarım Fatma Betül Kabalarşirketin Hastane Genel Müdürü statüsünde devam ederken, Hastane Yönetimi Yüksek Lisansını yaparak, Dr. Fatih Özkul Radyoloji Uzmanı olarak Medikal Yönetimde yer almıştır… Beraber çalıştığımız arkadaşlarımız içinde yeni oluşturulan Medikal Yönetim güçlü, dinamik ekibin içinde yer alan Profesyonel yönetici arkadaşlarla daha büyük, dahakomplike, güçlü ve potansiyel yapı ile beklentilere ve günün şartlarına uygun yeni bir hastane tesisini ortaya koyma çalışmalarımız var… Bununfizibiliteleri, projelerinin ortaya konulma çalışmaları sürmektedir…’’
İnsanların acılarını paylaşabilmek, ortakolabilmekle çözüm önerebilmek, onun için insanların içinden gelen, onların halini anlamaya çalışan, insanodaklı, insanöncelikli, insanın gönül gözünden, gönülhavuzundan, gönültelinden, gönül halinden anlayarak onlarla birlikte yaşayabilmek… İşte Ahmet Bey’in vizyonu, misyonu bu…
‘’İnsanlarla iç içe olmak ve insanların halinden anlamak için esnaf çocuğu olmanın önemli bir faktör olduğunu düşünüyorum… ‘’diyor Ahmet Bey sonlarına yaklaşırken sohbetimizin…
BİRAZ DA TIP…
‘’Bizim açımızdan, kişininpsikolojisi, psikomatik yönü (ruh hali, organizmaya, vücuda, etkileri) çok önemlidir. Bizim için önemli olan, tıp dilinde partikal merkezler dediğimiz beynin, organizmanın bütününe ve ayrı ayrı organizmalara hükmediyor olmasıdır... Onun için kişinin psikolojisi, özgüvenli bir tavır sergilemesi, doktorla karşılaşan kişinin güveninin kazanılması bu mesleğin temel davranışları içerisinde çok önemli konulardan birisidir. Biz genel olarak baktığımızda gördük ki bize gelen hasta ile Devlet Hastanesinde günde sekiz hastaya bakan doktora giden ve sonrasında yazdığı reçeteyle bir başka profesöre giden hastaya, uzunsüren muayene sonrasında yazılan reçete %90-95 aynıdır, benzeştir… Ama hasta devlet hastanesindeki davranışa tepki babında reçeteyi yırtar atar hasta…  Ama o hastanın tanınmış doktorun verdiği ilaçları kullanmaya başlamadan iyileştiğine şahit olurum… Burada psikolojik faktörün, doktorun hastaya güven vermesinin önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Mesleki hayatımızda duygudaşlık diye tarif ettiğimiz şeyi uygulayarak, kendimizi hastanın yerine koyup, bunu dikkate alarak davranabilmeye gayret etmişizdir. Bir vesileyle sizin kliniğinize gelmiş olan hasta bir emanet gibi düşünülerek, sağlığından kendimizi sorumlu tutmuşuz, bize zimmetli gibi düşünmüşüz, o yaklaşımla hizmet etmeye gayret etmişizdir…’’
Son çaylarımızı içiyor ve ayrılıyoruz Dr. Ahmet Bey’in yanından… Dualı şekerlerini ikram ettiği çocuklar, yarının büyükleri olduğunda eminim en az bizim kadar iyi hatırlayacaktır onu… Biliyoruz ki niyeti gül olanın işi gülistan olur…
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
duyurular DUYURULAR


Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat