Loading...

“Her insanın bir dünyası var”

Bursa 17 Kasım 2019 09:36
Videoyu Aç “Her insanın bir dünyası var”
A
a

Türk Halk Müziği Sanatçısı ve Koro Şefi Yaşar Kemal Alim, On TV'de Can Ertan'ın konuğu oldu. Şef Yaşar Kemal Alim, Can Ertan’ın modaretörlüğünü yaptığı programda sanata ve sanatçıya dair önemli vurgularda bulundu.  


Özel Haber/ Hanife Örsoğlu

Samimi bir sohbet havasında geçen programda Can Ertan’ın sorularını yanıtlayan, Yaşar Kemal Alim, kısa süre önce kaybettiğimiz Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın ölümüyle olarak, Çok değerli bir aydınımızı kaybettik. Ben gençlik yıllarımdan itibaren hem siyasi hayatında hem de üniversitedeki akademik hayatı dönemlerinde takip etmeye çalıştım. Özellikle 1990’lı yıllarda televizyon programları, kabine içerisinde yer alması, yapmış olduğu konuşmalar, toplantılar dolayısıyla, çok saygı duyduğum, çok keyifle izlediğim bir devlet adamıydı, siyaset adamıydı, akademi insanıydı. Politikacılık çok fazla yakışmadı ona. Çünkü çok iyi bir akademisyendi. Politikaya yakışmadı, çok dolu bir insandı. Çok yazık oldu çok üzüldük, hepimizin başı sağ olsun. Mümtaz Soysal’ın bir konuşmasında dinlemiştim ve çok ilgimi çekti. 1968 kuşağının Ankara Siyasal Bilimler Fakültesi’nde ders verirken şunu söylemişti: Asistanken derse girmeden önce bacaklarım titrerdi. Çünkü derse girdiğimde o kadar zeki bir öğrenci topluluğuna hitap etmek zorunda kalırdım ki, eğer hata yaparsam bu çocuklar beni sıkıştırır diye korkardım ve çok iyi hazırlanarak giderdim.’’

“Sahne korkusu değil”

Çıkardığı eserin ilk hedefi, sahneye en güzel şekilde sunmak olduğundan bahseden Koro Şefi Alim; “Başınız doldukça başınızı aşağıya düşürmeyi bileceksiniz. İşinize çok iyi çalışacaksınız ve o heyecanı hiç kaybetmeyeceksiniz. Heyecanınızı kaybettiğiniz an mesleğinizi de, kişiliğinizi de kaybedersiniz. Hatta çalışma arkadaşlarım bana şunu soruyor: ‘Hocam kaç yıldır sahneye çıkıyorsunuz? Kaç yıldır koro şefliği yapıyorsunuz? Çok heyecanlısınız.’ Ben heyecanlıyım ama benim heyecanım sahne korkusu değil. Seyirciye duyduğum saygı, işime duyduğum saygı. Ben bir eser ortaya çıkarıyorum, amacım o eseri en güzel şekilde sahnede sunmak. Yani geçen bir sporcumuz Avrupa başarısından sonra şöyle bir kelime kullanmış: “Ben 19 saniyeyi kazanabilmek için 30 yıl çalıştım. 19 saniyede jimnastikte şampiyon oldum. 19 saniye için 30 yıl çalışmış. Ben de onu diyorum ben 35 yıl çalışıyorum sahnede, 1.5 saatte aktarmam lazım. Aktarırken önce kendime saygı duymam lazım, yaptığım işe saygı duymam lazım, seyirciye saygı duymam lazım. Benim heyecanım o, sahne korkusu değil” dedi.

“Motive çok önemli”

Yaşar Kemal Alim, seyircinin bir şefi, bir koroyu nasıl motive ettiği hakkında da şu bilgileri verdi; “Motivasyon çok önemli. Şimdi arkanızda düzeyli bir seyirci topluluğunu düşünüyor olmanız sizi çok etkiliyor. Diyorsunuz ki ben bir hata yaparsam seyirci bunu fark edecek. Ben size bununla ilgili küçük bir örnek anlatmak isterim. 1950’li 60’lı yıllarda İstanbul’da Türk folklor kurulunun bir koro çalışması başlatılıyor. O zaman da Türkiye’nin bu konudaki bütün duayenleri o grupta ya çalıyorlar, ya söylüyorlar, ya da şef. Sadi Atamanlar, Adnan Atamanlar vs. hep şunu söylemişler: ‘Bizim konserimizde seyirci en güzel kıyafetlerini giyerek gelirdi.’ Günlerce önceden davetiyeler biterdi. Ve şöyle bir sıkıntı yaşardık; sahnede türkü söylerken Arguvan ağzı bir uzun hava söyleyeceğiz. Seyirci ertesi gün bize yazı yazardı. Falanca solistiniz Arguvan ağzı bir uzun hava söyledi, ama Arguvan ağzı öyle değil. Veya Konya tavrını şu türküde yanlış attınız. Zeybeğin ağırlama bölümü böyle çalınmaz. Biz böyle eleştirilere maruz kalıyorduk. Şimdi ben o seyirci kitlesini yaratmaya çalışıyorum. Ben öğretirken öğrenmenin en faydalı yol olduğuna inanırım. Ben koroyu öğretirken öğreniyorum bir çok şeyi. Bildiğim sandığım bir çok şeyde de değişiklik yapmak zorunda kalıyorum. Seyirci de böyle hiç duymadığı türküyü duyuyor. Aa bu  türkü bizim yörenin miydi diyor. Biz onlara bir şey öğretirken onlar da bize bir şey öğretiyor. Onlar da bize niye öğretiyor, ben seni dinlemeye geliyorum, sen de bana saygı göster. Her insanın bir dünyası var, bir hayatı var. O hayatın da çalkantılı dönemleri var, farklı psikolojileri var. Buraya gelirken herkes keyfiyle değil sorunuyla da geliyor. Bizim aynı zamanda görevimiz zaten bu olmalı. Ben arkadaşlarıma hep şunu söylerim koro çalışması bir amaç değildir, bir araçtır. İyi yaşayabilmek için bir araçtır. Özellikle amatör kurumlarda çalışırken, siz buraya keyif almaya geliyorsunuz, keyif almaya gelirken bana teslim oluyorsunuz. Bırakın ben size bu geçirdiğiniz zamanı en iyi şekilde geçirmenizi sağlayayım. Çocuğu hasta olup bırakıp gelen var, eşiyle problem yaşayıp gelen var, iş hayatı kötü olup bırakıp gelen var, kafasında kırk türlü soruyla gelen var. O insanları motive edip sahneye çıkarmak zorundasınız.”

Can Ertan’ın “Tepkiyi anında alıyorsunuz, alkışı da. Bu da sanatçıyı coşturan bir yan. Müziğin güzel bir yanı da bu’’ yorumuna ise Alim şu sözlerle yanıt verdi; “ Çok keyifli oluyor, seyirci keyif aldığı zaman siz de keyif alıyorsunuz. İşte insanlar zamanlarından 1-2 saatlerini ayırdılar. Lütfedip bizi dinlemeye geldiler, amacımıza ulaştık, onlara güzel zaman geçirttik. Hem türkü dinlettik, hem bir şeyler öğretmeye çalıştık, hem onları mutlu ettik. Çok keyifli hazırlanmıştım. Yani söylemeden ziyade çalmaya yönelik resitaldi. Bizde genelde enstrüman eline alan çalıp söyler ya ben öyle değildim. En seçme parçalardan, halk oyunları ezgilerinden kırık havalardan, çok güzel bir repertuvar hazırlamıştım. Ve öğretmen okullarının kuruluşlunda, devlet tiyatrosunda resital vermiştim. Ara vermeden yaklaşık 2 saat sürmüştü. Çok çalışmıştım, ondan sonra onu bir şekilde devam ettirdim. Alkış almak çok keyifliydi. Yani o zaman seyirci topluluğu daha bilgiliydi. Biz biraz kaliteyi kaybettik. Biraz tribünlere oynamaya çalıştık. Repertuvarımızı belirli kalıplar içine soktuk, onun dışına çıkmadık ve sürekli bir şekilde konserlerde o repertuvar şarkılarının sıralamasını değiştirerek tribünlere oynadık. Ve bunun açıklamasını da şöyle yaptık: Seyirci bunu istiyor. Hayır seyirci bunu istemiyor. Sen seyirciyi buna yönlendiriyorsun.  Müziğin geleneksel yapısı korunarak bir çok şey yapılabilir. Önce biz kaliteli insan yetiştireceğiz. Bizim konservatuar geçmişimiz 1970’lere dayanıyor. Türkiye’deki ilk derleme çalışmaları 1930-1934’ler. Yurt dışından gelen insanlar iyi ki gelmişler. Çünkü yetişmiş insanımız yok. Kurtuluş Savaşı’ndan taş üstünde taş kalmadan çıkmışız. Okur-yazar oranımız %4-%7. Konservatuar geçmişimiz 1960’ların sonu 1970’lere dayanıyor. 1970’lerde Türk Müziği Devlet Konservatuarı İTÜ’de kuruluyor. Müthiş bir problemle karşı karşıyayız. Dolayısıyla bunların hepsini bir araya getirdiğiniz zaman bir sürü sıkıntı yaşıyoruz. Kişiye göre milli eğitim politikası yaptık. Sürekli değişen müfredat programımız var. Okullarımızın hiç biri oturmadı, eğitim sistemimiz her geçen gün kan kaybediyor. 4 yılda 4 kez eğitim sistemi değiştirilir mi? Bir bina kurmakla okul açmış oluyor musunuz? Bugün Türkiye’de 20-30’a yakın konservatuar var, Türk müziği anlamında, 50’ye yakında eğitim fakültesi müzik eğitim bölümleri var. Bir o kadar da güzel sanatlar liseleri var” dedi
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU

 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat