Muhterem okurlarım bu haftaki yazımı 20 Temmuz 1974'te indirme ve çıkarma yapmış olduğumuz Kıbrıs Barış Harekatı’nın, çok kısa zamanda BM'nin ateşkes kararı alması hasebiyle, CHP-MSP koalisyonunun Başbakanı merhum Ecevit'in aciliyetle ateşkesi kabul aceleciliği maalesef adaya çıkarılan kuvvetlerimizin sağlam bir köprü başı kurmayı zorlaştırmıştı.

MSP lideri 37. Hükümetin Başbakan Yardımcısı merhum Prof. Dr. Necmeddin Erbakan Hocamız, dokuz saat süren bir münazaradan sonra merhum Genelkurmay Başkanımız Semih Sancar Paşa’dan 2. hareketin yapılacağına dair söz aldığından ateşkese razı edilebilmişti. 37. Hükümetin bu ateşkesi kabulü sağlanabilmişti. Cenevre’de yapılması, Londra yerine merhum Cumhurbaşkanımız büyük Amiral Fahri Korutürk'ün ikazı üzerine heyet Cenevre'ye gönderilmişti.


21 Temmuz 2002 tarihinde günümüzden 18 sene önce Radyo Çağ isimli Üsküdar’daki radyo stüdyosunda günlerden pazardı ve saat 11.00'i gösteriyordu. Karşımda değerli büyüğüm, Milli Nizam Partisi kurucularından, Adalet eski Bakanı İsmail Müftüoğlu beyefendi ile mikrofonda Kıbrıs Barış Harekatı’nı anmak üzere 4 saat süren Hasbihal adlı programı yapmaya başlamıştık. Sayın Bakanım Cenevre’ye gönderilen Dışişleri Bakanı Prof. Turan Güneş'in riyasetinde diplomasi masasına oturan heyetimiz içinde yer almıştı. Canlı yayında telefona açık bir programdı. Çok alaka görüyordu. Bu uzun sohbetin bir yerinde:

-Evet sayın bakanım çok önemli bir yere geldik. Neredeyiz, dediğimde:

-Cenevre’deyiz ve sonuç bildirisini açıklayacağız.

-Ama herhalde itirazlarınız olacak çünkü.

-Evet, Cenevre müzakerelerinden sonra 1.Cenevre Deklarasyonu yayınlandı. Bu deklarasyon efendim altı maddeden oluşmaktadır ve ayrıca bölümleri vardır. Bu maddelerden mesela 2. maddede şöyle bir şey diyor ki, üç bakan durumu istikrara kavuşturmak için karşı karşıya gelen silahlı kuvvetlerin Kıbrıs Cumhuriyeti’nde 30 Temmuz 1974 günü, kontrolleri altında bulundurdukları bölgeleri genişletmemeleri gerektiğini beyan etmişlerdir. Halbuki biz orada dedik ki, yukarıda da açıkladık orada bizim birliklerimiz henüz kendilerine lazım gelecek emniyeti temin edecek noktalara gelememiştir. Bu tarzdaki bir maddeye evet dememiz önümüzün tıkanmasına ve birliklerimizin tehlikeye girmesine sebebiyet verir. Bunu tabii müzakereler öncesi dillendirdik fakat tabii ki imzaya sahip olan biz değildik, bakan yetkiliydi o bu maddeyi bu şekilde imza altına almıştır. Diğeri de 3. maddenin a bendinde görülüyor. Bu güvenlik bölgesinin kurulmasıdır tarzında geçiyor tampon bölge dediğimiz orada bunun mesafesi ifade edilmemiş, oysa tabii yakın olan tampon bölgesi taciz hareketi olması için sebeptir. Mümkün mertebe bunun geniş tutulması gerekirse bunun isimlendirilmesi yani, bir kilometre, iki kilometre veya on kilometre gibi netleştirmek gerekiyordu. Bu konuda da tabii bizim düşüncemizi ileri sürdük ama karar bu tarzda çıkmış, ona da tabii bizde imzalama yetkisi olmadığı için bizim itirazımız.

-Vicdani rahatlığınızı temin ediyorsunuz!

-Evet… Diğer taraftan Kıbrıs Rum kuvvetleri işgal edilen bütün Kıbrıs Türk bölgelerini derhal tahliye edecektir. Bu bölgeler BM barış gücü tarafından korunmaya devam edilecek ve daha önce de güvenlik tedbirlerine sahip olacaklardır. TSK’nın kontrolü dışında kalan diğer Türk bölgeleri, BM Barış Gücü güvenlik korumasına alınacaktır diyor. Daha evvel yaptığımız itirazlarla alakalı bir maddeydi bu. Burada bizim derdimiz şuydu her ne kadar korunmaya alınan Türk bölgeleriyse de ama emniyet şeridi içine alınması gereken Rum bölgelerinin sebebi şu: Çünkü taarruz eden, taciz eden onlardı.

4. Madde de şu önemli maddeydi o da diyor ki, üç dışişleri bakanı Kıbrıs Cumhuriyeti’nde barış, güvenlik ve karşılıklı itimat tesis ettiği ölçüde Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki silahlı kuvvetler sayısıyla silah mühimmat ve diğer harp malzemeleri uygun zamanlarda kademeli şekilde azalmasına müncer olacak tedbirlerin geliştirilmesine mutabık kalınmıştır. Yani tabii eğer hükümet bu bildirimin sonuçlarına riayet etmiş olsa bizim şu an orada birliğimizin olmaması lazım. Kademeli şekilde çekilmeyi de taahhüt etmiş durumdayız. Biz bu konuda hassasiyet gösterdik ve bizim bu hassasiyetimize rağmen bu hassasiyetleri daha çok bizim milli menfaatlere bakışımız sebebiyle olmakla birlikte askeri kanadında bizim istikametimizde olduğunu vehmettik, izlemek imkânını bulduk. Nitekim daha sonra da 2. Cenevre müzakerelerine gitmeden önce içinde askeri kanadın da bulunduğu MGK bir karar alıyor, bu karar bizim yukarıda ifade ettiklerimizi doğruluyor.

2.Cenevre müzakaresinde dikkatle alınması gerektiği bâbında

-Tavsiye kararı

-Evet tavsiye kararı

-Sayın bakanım; şuna dikkat ediyorum, 11.30’dan beri yapmış olduğumuz konuşmada sizin hassasiyetle sizin telaffuz ettiğiniz bütün isimler saygı değer kibarane ve asla onların haklarını ketmetmeyecek tarzda yaklaştığınızı görüyorum. Bunun da büyük bir kadirbilirlik olduğunu görüyorum. Çünkü kim zerre kadar iyilik yaparsa hayrını kim zerre kadar kötülük yaparsa şerrini görmeli diyorum. Bu noktada cihet-i askeriye ile sizin temaslarınızda, acaba benim bu ifademi doğrulayacak hususlar olduğunu zannediyorum. Çünkü ben hangi askerle konuşsam hangi askere bir meseleyi anlatsam, ben sizinle aynı düşünüyorum diyor sayın bakanım. Dolayısıyla bizim onlarla temaslarımızda mutlaka tıpatıp bir örtüşmemiz var. Sizinle de böyle olduğunu tahmin ediyorum dolaysıyla, böyle bir hatıranız varsa ki, vardır! Bize anlatmayı lütfeder misiniz?

-Efendim biz 1. Cenevre müzakerelerine katılırken, katıldığımızda orada üç mümtaz askeri şahsiyetle tanışma şerefine nail oldum. Onlardan bir tanesi tümgeneral olan Süreyya Yüksel Paşa idi.

- O zaman tümgeneraldi değil mi?

-Evet, daha sonraları orgeneral olup, Ege Ordusu kumandanlığını deruhte ettiler. Diğeri ise, Kemal Yamak Paşa, o zaman bu zat-ı muhterem tuğgeneral idi. Kemal Yamak Paşa, Kıbrıs mücahid organizasyonunu yapan görünmeyen komutandır. Onun çok büyük hizmetleri vardır, Kıbrıs’ı çok iyi bilen bir zattır.
-Zaten sonra da, Kıbrıs Barış Kuvvetleri komutanlığı da yaptı galiba!
-Evet birikim sahibi, memleketsever ve de son derece mütevazıdır. Disiplinli, askerlik vasıflarını üzerinde taşıyan bir insandır. Diğer bir generalimiz Hasan Sağlam Paşa idi ki, daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı’na getirildi. Bu zevatla Cenevre heyeti münasebetiyle bir araya gelişimiz yakın münasebetleri intaç ettirdi. Bu münasebetler zaman zaman samimi sohbetler şeklinde tevali etti. Sizin programınızın adı gibi hasbihallerimiz oldu.
-Evet. Fiemanillah (Devam edecek)